2026 yılına sert bir giriş yaptık.
İlkbahardan beri kayıyoruz.
Şubat ayından beri Cemre düşmesini bekliyoruz.
Geçen sonbahardan bu yana gün yüzü görmüş değiliz!
Kayarak gidiyoruz!
Dünyadaki görevimiz sona eriyor sanki!
‘zenginin halinden yeterince anladık’ artık.
Cennete yatay giriş yapacağız inşallah.
Kötü günler geride kaldı dedikçe daha kötü günler ‘sürpriz’ deyip karşımıza çıkıyor.
Bugünlerde çokta ihtiyaç duyduğumuz ‘toplum sağlığı’ binasının temeli atılırken yine göçük oluştu.
Maalesef yine ön görememezlik ve doğayı ciddiye almamak bize pahalıya mal oldu.
Tek tesellimiz, hem katı atık tesisindeki hem de bu göçükte can kaybının olmaması.
Nerede yanlış yapıyoruz?
Doğa ile mücadele ederken bilimi ve fiziği esas almazsak bu sorunları daha çok yaşarız.
Dünyada sayıca kalabalık olduğumuza aldanmamalıyız. Doğaya oldukça zarar verdik-vermekteyiz. Ancak onu asla yenemeyiz. Tarih bunun örnekleri ile doludur.
Teknoloji olarak bu kadar ileri derecede olmamıza rağmen, doğa ile mücadele ederken bu avantajımızı kullanamıyoruz.
Beş bin yıl önce piramitleri inşa eden insanlar, bugün depreme-heyelana nasıl teslim oluyor?
Yoksa bilim, teknoloji sadece belli bir zümrenin elinde mi?
Hakkari’de yaşayan bütün insanların ortak fikri; Hakkari’de inşa edilecek yapıların zeminlerinin çok iyi analiz edilmesi gerektiğidir.
Burada yıllardan beri yaşayan insanlar deneyimleriyle zemini çok iyi tanımaktadırlar. Büyüklerimiz nerenin bataklık, nerenin kaygan zemin olduğunu nokta nokta biliyorlar ve yerelde hepsinin de isimleri vardır.
Deprem olasılığının çok yüksek boyuta ulaşması ile birlikte devlette, yerbilimcilerde, mühendislerde zemini çok iyi tanımaktadır.
Özellikle devlet, inşa edeceği yapılar öncesinde yerin röntgenini tek değil, MR’ını da çekmelidir.
Zeminin ihalesi ayrıca yapılmalıdır.
Evet temelde derine inilmesi, fore kazık kullanılması son derece doğru bir yöntemdir.
Ama önce ‘anestezi’ yapılmalıdır.
Katman katman zemin analizi yapmak, çevre kontrolü yapmak önemlidir.
Yapının temeli, yapımı ve bitirilişi esnasında, yapıda ve çevresinde oluşabilecek komplikasyonları önceden tespit edip minimize etmek faydalı olacaktır.
Hakkari merkezde kaymayan, bataklık olmayan yer bulmak oldukça zordur. Olaya bu ciddiyetle yaklaşmak zorunluluktur.
Bu meselenin vahim sonuçlarına bakın bir;
-Gece evlerinde uyuyan insanlar sabah artık bir evlerinin olmadığını gördü.
Bayram arefesinde evlerinden, hayallerinden oldular.
-Bayram dolayısıyla ticaretlerinde bir hareketlilik bekleyen esnaf işyerlerine giremiyor bile.
Bin bir emekle-emeklilikle-kredi ile borçla-harçla bina yapan insanlar bir gecede evsiz kaldı.
Müteahhit binayı yapıp, bitirme hayali kurarken, temele verdiği emekler ve milyonlarca lira yerin altına gömüldü.
Devlet insanları elbette sokakta bırakmadı. Ama beş yıldızlı otellerde konaklatsanız, kendi evlerinin tadını alabilirler mi?
Medyadan öğrendiğimiz kadarı ile üç binaya oturulamaz raporu verilmiş.
Bu işin hukuki boyutunu tartışmamız veya bu konuda fikir yürütmemiz mümkün değildir.
Ancak bu binaların kentsel dönüşüme tabi tutulacağı ile ilgili haberler okuduk.
Bürokrasinin o sinir bozucu ve yavaş ilerleyen çarkına teslim edilmemeli bu insanlar.
Bu insanların bir ihmali ve kusuru olmadan olay cereyan etmiştir.
Peki bu insanlara aynı metrekarede ve aynı kat sayısında yeni binalar inşa edilecek mi?
Ne kadar sürede teslim edilecek?
Esnafın mağduriyeti nasıl giderilecek?
Kiracılara belli bir sürede kira yardımında bulunulacak mı?
Toplum sağlığı binasının yapımına devam edilecek mi?
Gibi sorular; Yetkililerden acil cevap bekliyor.
Hakkari ölçeğinde büyük bir zümreden bahsediyoruz.
Maddi karşılığı yüksek bir hasar söz konusu.
Bundan sonra özellikle devlet tarafından inşa edilecek binalarda, (özellikle okulların) zemin analizlerinin çok iyi yapılıp, denetlenmesini arzu ediyoruz.
Bu binaların çoğunun olası bir afette biz Hakkarililere sığınak olacağı varsayımını göz önünde bulundurun lütfen!
Kurban Bayramı’ndan sonra çok sevinçli, moralleri yükseltecek güzel haberler vermek ve duymak umuduyla şimdiden mutlu bayramlar diliyorum.