Ağustos ayı Hakkari için sonbahara geçişin son basamağı olarak nitelendirilir.

Genel kanı “Ağustos’un bitişi kışı işaret eder” yönündedir.

Ağustos geleneksel olarak da halk arasında “harman ayı” olarak adlandırılmaktadır.

Nihayetinde ‘çözüm süreci’ de Ağustos ayında barışa evrilerek tarihe geçti.

Ekonomimizin, gelişmemizin, zenginleşmemizin önündeki en büyük engel olarak gösterilen ‘çatışmalı sürecin’ nihayet sona erdiği günlerden geçiyoruz.

Şüphesiz bu kırk yıllık ‘kaotik’ dönemden en çok etkilenen yerleşim yeri Hakkari oldu.

Sınırın sıfır noktasında olması en büyük talihsizliği oldu.

Köylerinin neredeyse tamamı boşaltıldı.

Bu süre zarfında Hakkari’ye ayrılan kamu kaynakları ve yatırımlar beklentilerin çok altında kaldı.

Şükür artık felaket sonrası zarar tespit aşamasındayız.

En büyük sorunumuz, köylerin yeniden iskanı ve köylülerin köye dönmesinin önünü açacak plan ve projelerin hayata geçirilmesidir.

Yıllar sonra köyüne dönmek isteyen insanlara, öncelikle oturacakları evler yapılmalıdır.

Devlet bu evlerin yapılmasında maddi yükü çekmekte zorlanırsa faizsiz krediler, AB destekli finansman projeleri gibi destekleyici mekanizmalar devreye sokulmalıdır.

Günümüz yaşam koşullarına uygun; yol, okul, su, internet, sağlık ocağı gibi temel hizmetlerin sağlandığı köyler oluşturmalıyız.

Köylerimizi yeniden iskan ederken ‘Hakkari merkezi’ örnek alırsak vay köylünün haline.

Bugüne kadar bir çok önemli destekleme projelerinde hep ‘mış’ gibi yaptık.

Ama bundan sonra devlet ve millet olarak olaya daha ciddiyetle yaklaşmamız gerekmektedir.

Devlet yaptığı desteği takip edecek, destekçinin zorda kaldığı zamanlarda devreye girerek, desteğin başarıya ulaşmasına yardım edecek.

Desteği alan kişi veya kişiler, “nasılsa belli bir süre sonra bana kalacak” mantığını yürütmek yerine, işimi nasıl yaşatırım, yaşatırken nasıl büyütürüm gayretinde olmalıdır.

Köylerini uzun zamandır terk etmiş, şehirlerde doğup büyüyen, buralarda zorluk içinde olsa dahi bir düzen kurmuş insanları tekrar köylerine dönmeye ikna etmek, sonrasında onları bu köylere entegre edip, tekrar üretici konumuna gelebilmelerini sağlamak için uzunca bir zaman dilimine ihtiyaç duyulacaktır.

Köylerin yeniden inşası devam ederken, tek tek köylerimizin ekonomik potansiyellerini analiz etmemiz gerekir.

Bu köydeki köylü ne işle iştigal ederse, köylü-memleket-devlet kazanır mantığı ile hareket edersek doğru tespit yapmış olacağız.

Zaten her köyün belleğinde potansiyelini ortaya çıkaran ipuçları vardır. Geçmişte orada yaşayan köylüden daha iyi o köyü bilmek olanaksızdır.

Hakkari’nin coğrafi yapısının küçükbaş hayvancılığa ne kadar uygun olduğunu yakın tarihe bakarak anlayabiliriz.

1990’lı yıllara kadar Hakkari ilinde bir milyon küçükbaş hayvan varlığından bahsedilmektedir.

Ki o yıllarda tüm Hakkari’nin süt ve süt ürünleri ihtiyacı köylerden sağlanmakta idi.

Hakkari o yıllarda küçükbaş hayvancılıkta ihracatçı durumundaydı.

İran, Irak başta olmak üzere bir çok memleketle koyun ticareti yapılırdı.

Doğru bir planlama ile bu sayıları çok rahat yakalayabileceğimizi hatta aşabileceğimizi düşünüyorum.

Atalarımız çok zor şartlarda, ilkel denebilecek koşullarda hayvancılık yaptılar.

O eski koşullarla yeni nesile bu işi yaptırmazsınız.

Beş altı ay ağıllarda, metrelerce karın altında ot ve samanla koyun baktıramazsınız.

Bu hayvanların kışın otlayabilecekleri meraların bulunduğu Cizre-Silopi gibi yerleşim yerlerine nakledilmesi gibi kışlak desteklerin verilmesi zaruridir.

Koyun yetiştiriciliğinin önündeki bir başka engel ise sağım.

Hakkari ilinde günümüze kadar sağımı büyük oranda ‘berivan’ dediğimiz kadınlar yaptı.

Bu eziyetli ve meşakkatli işi yapacak kadın-erkek berivan artık bulunmuyor.

Dahası artık ‘berivanlık’ nesilden nesile aktarılan bir meslek değil.

Yani sağım işini teknoloji ile desteklemezseniz besici bu işi yapamaz.

Hemen hemen her köyün kendisine ait yayları ve meraları mevcuttur.

Yani Hakkari ‘koyunculuk’ için tam bir Allah vergisi.

Hakkari’nin ‘küçükbaş’ yetiştirme potansiyeli tam olarak ortaya çıkarılabilirse, ekonomiye büyük katkı sağlayacaktır.

Vergilerle yürüyen bir ekonomiden, “üretimle büyüyen bir ekonomiye” ancak bu şekilde geçebiliriz.

Üretimi artırabilmemiz, nüfusumuzun belli bir kesimini kırsala çekebilmemizle mümkün olacaktır.

Köylerimizi bir bütün olarak ele aldığımızda;

Küçük ve büyükbaş hayvancılık dışında; arıcılık, bağcılık, sebzecilik, meyvecilik gibi geniş bir üretim çeşitliliği potansiyeli taşıdıklarını rahatlıkla görebiliriz.

Burada önemli olan köyleri yeniden inşa ederek, köylüyü tekrar köyüne çekebilmektir.

Köy köy yapılabilecek tarımsal veya hayvansal faaliyetler tespit edilerek, köylü o doğrultuda desteklenmelidir.

Türkiye bir “kırsal kalkınma hamlesi” yapacaksa bunun ‘pilot’ uygulama bölgesi kesinlikle Hakkari olmalıdır.

Kendisi can çekişirken, köyleri yok olan bir ‘şehrin’ küllerinden yeniden nasıl yaratıldığının/yaratılabildiğinin tarihe not düşülmesi için Türkiye’nin önünde ‘tarihi’ bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Sıra icraatta!