Türkiye’de son günlerde yaşadığımız sıra dışı olaylar, bize ‘bunuda mı görecektik?’ dedirtiyor.

Hatta ‘balık baştan kokar’ atasözü yeni bir boyut kazandı diyebiliriz.

Bizi biz eden toplumsal değerlerimizde hızlı bir yozlaşma bir deformasyon söz konusu.

Manevi dünyamızda oluşan derin boşluk, bizleri aklı selim düşünmekten alı koyuyor.

Acaba insanın ‘dünyadan’ tatmin olma derecesi nedir?

Maddiyatın bu kadar öne çıktığı/çıkarıldığı, maneviyatın bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem var mı acaba?

Ortalama yetmiş-seksen yıllık bir ömürde ne kadar çok milyon para lazım olabilir?

Elbette toplumumuzda en üst perdeden böyle bir ‘yozlaşma’ hali devam ederken, bu durumun yaşadığımız kentlere-kasabalara sirayet etmemesi mucize olurdu.

Son yıllarda daha önce Hakkari’de hiç yaşanmamış ya da çok seyrek karşılaştığımız toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalmış durumdayız.

Genç insanlarımızı ikna edelim, doğru yolu gösterelim derken, anne-babaların acımasızca canlarına kıydığına tanıklık etmekteyiz.

İnsanımızı bu kadar ‘ruhsal bunalıma ‘ sürükleyen, canından bezdiren ne olabilir?

Herhalde yeni fakir olmadık!

Maddi-manevi zorluklar sadece bize mi denk geldi?

Anne-babalarımız, bizleri büyütmek için nelere katlanmak zorunda kaldılar?

Yıllar öncesine kadar bir insanın kaç ayakkabısı, pantolonu veya ceketi vardı?

Kimin babası yıllarca inşaatlarda çalışmadı, çobanlık yapmadı?

Biz “balkondan markete sepet indiren annelerin’ çocukları mıyız?

Ben cana kıymanın maddi zorlukla hiç alakalı olmadığını düşünüyorum.

İnsanın en değerli varlığı ‘canı’ değil mi?

Bundan bu kadar kolay vazgeçilebilmesi akıl karı değil.

Elbette bu sosyolojik travmanın en ince ayrıntısı ile araştırılması gerekmektedir.

Manevi duyguların, maddi hazlara yenildiği bir çağda yaşamanın talihsizliğini üzerimizden atamıyoruz.

Toplumun en küçük yapı taşı ‘aile.

Aileyi kuran anne-baba.

Burada biz anne-babalara büyük görev düşüyor.

Bu gaflet halinden bir an önce sıyrılmamız gerekir.

Aileyi, toplumu bir arada tutacak anne-babalardır. Bu travmatik olayların içinde anne-babalar olursa, bu meselenin tedavisi nasıl olacak, kimlerle çözüm arayışına gidilecek?

Sevgili anne-babalar;

Şu asla unutulmamalıdır ki; maddi-manevi sıkıntısı olmayan, bu dünya yaşantısında, maddi-manevi beklentisi olmayan bir insan yoktur.

Ama lütfen beklentilerimizi makul seviyede tutalım.

Beklentilerimizin seviyesini belirlerken, dışarda gördüğümüz hayata ‘özenmek’ yerine, kendi aile gerçeğimizi baz alalım.

Bir asgari ücretli, bir memurun kurduğu hayali kurmayı versin!

Unutmayalım;

Çocuklarımızın büyüyüp anne-baba olabilmesi için bizlere ihtiyaçları var.

Dünyada alternatifi olmayan, kaybedildiğinde telafisi olmayan en değerli şey ‘anne-baba’dır.

Canımızdan vazgeçerken aynı zamanda çocuklarımızdan da vazgeçtiğimizi unutmamalıyız.

Toplumsal dokunun bu kadar zedelendiği bir dönemde, anne-babalara çok ihtiyacımız var.

Çocuklarımıza, bu dünyada en kıymetli şeyin ‘kendi canları’ olduğunu ısrarla anlatmamız gerekir.

Toplumsal motivasyonumuzu yükseltmemiz, ‘maddiyatı’ ikinci plana atmamız icap etmektedir.

Devletin özellikle ‘sanal’ tuzaklarla ilgili çok caydırıcı kanunlar çıkarması elzemdir.

Sanal kumar, bahis, yasaklı madde kullanımı, neredeyse ‘milli güvenlik’ seviyesine ulaşmış durumda.

İnsanların özellikle ‘maddi’ durumlarından memnun olmama hali bir ‘illet’ gibi ülkeye bulaşmış durumda.

Üstüne bir de ‘bir kesim’ insanın duyumsuzluğu, absürt ruh halleri eklenince, “o yapıyorsa ben neden yapmayayım” cinnet hali devreye giriyor.

Basın camiasının içinde biri olarak, bu gibi toplumda ‘infial’ yaratan haberleri gözardı etmemiz gerektiği eleştirisini elbette kabul ediyorum.

Ancak sahada karşılaştığımız durumun çok farklı cereyan ettiğini bilmenizi isterim.

Meydana gelen bir olay daha kolluk kuvvetlerine bile intikal olmadan sosyal medyada paylaşılıyor.

Yani herhangi bir olaya tanıklık eden bir kişi ‘112’yi aramadan önce olay yerinin görüntülerini-fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıyor. Öyle ki bazen biz de haberci olduğumuz halde, haberi sosyal medya mecralarından öğreniyoruz.

Olayda vefat eden veya yaralananlar daha hastaneye ulaşmadan kim oldukları, isimleri hatta araçlarının modelleri bile biliniyor Hakkari’de.

Çoğu cana kıyma haberini ‘bilerek’ göz ardı etmek istememiz, alay konusu olmamıza vesile olmuştur.

Sevgili gençler;

Çalışmadan emek harcamadan bir şeye sahip olmak insanın fıtratında yok.

Emek harcanmayan bir olgunun hayatımızda kalıcı olması söz konusu değildir.

Herkes kendi ailesinin maddi-manevi durumuna göre hayatına yön vermelidir.

Bir gece de zengin olma hikayelerine asla inanmayın.

Unutmayın ki; Kumarı işleten kazanıyor.

Hiç bir şey canınızdan değerli değildir.

Sıkıntılar gelip geçicidir.

Zorluklara teslim olmak yerine, onlarla mücadele etme yolunu seçilim.

Hiç bir şey yaşamınızdan, canınızdan önemli değildir. Karşılaştığınız sorun ne olursa olsun, bilin ki, elbette çözüm bulacaktır.

Hakkari’nin demografik yapısı ve nüfusu göz önüne alındığında cana kıyma vakalarının yüksek olduğunu kabul etmemiz lazım gelmektedir.

Bu olaylar ile ilgili çok acil tedbirler, çözüm önerileri masaya yatırılmalı, toplumsal refleksler hayata geçirilmelidir.

Dünyada bu tür yönelimlerle nasıl mücadele edildiğinin pratiğini yakalamamız gerekmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Hakkari Belediyesi, Hakkari Üniversitesi ve STK’lar, bütün ailelere, özelinde bütün anne-babalara bire bir ulaşarak bu konuyu anlatması çok elzemdir.

Sosyal farkındalık çalışmaları, çalıştaylar yapmalı, gereğin de ev-ev, aile-aile bilgilendirme ziyaretleri yapılmalıdır.

Artık bu şekilde bir ‘canımızı’ daha kaybetmeye tahammülümüz kalmamıştır.