Ülkemiz ekonomik açıdan zor günler geçiriyor.
Alım gücü sürekli düşüyor. Orta sınıf ortadan kalktı. Bir kesim hızla zenginleşirken, diğer bir kesim yıldırım hızı ile fakirleşiyor.
Sınıflar arasında meydana gelen uçurum ücretlere de yansımış durumda.
İnsanlar için söylenmiş ‘her şeyin fazlası zarar’ diye genel geçer bir kanı vardır.
Hatta ‘azı karar, çoğu zarar’ demiş atalarımız.
Ama ben yine insani açıdan baktığım zaman bir şeyin fazlasının makbul olabileceğini düşünüyorum.
-Adalet
Ne kadar fazla olursa o kadar faydalı insanlar için.
Temmuz ayı malumunuz yazın en sıcak ayı. Aynı zamanda yılın yarısı olduğu için ücretler açısından da sıcak bir ay.
Yapılacak tüm ücret ve fiyat artışları bu ayda belirlenir.
Peki bu ayda ücretler açısından ülkemizde nasıl kararlar alındı.
İlk alınan karar malumunuz milletvekili maaşlarına zam yapılması oldu.
Aktif olarak görev yapan bir milletvekilinin maaşı, üç yüz on bin Türk Lirasına çıkarılırken, milletvekili emeklisi de iki yüz bin Türk Lirası maaş alacak.
Bulundukları yörelerden halkın oyu ile milletvekili seçilip, Meclise gelerek ülkeyi yönetmeye soyunmuş bu insanların, dokunulmazlık, sosyal haklar, sağlık güvencesi vs. haklarının olması pek tabiidir.
Peki bütün bu ‘üstün’ haklarının yanında maaşlarının bu kadar ‘üstün’ olması tabiimi dir?
Neredeyse 2026 yılı asgari ücretinin 10 katı. Yani asgari ücretle çalışan on kişinin maaşını bir milletvekilimiz almaktadır.
Ülkemizde ‘ücret’ ile çalışan bütün meslek grubundaki emekçilerin maaşlarının katı anlamına geliyor.
Peki bunun gerekçesi nedir?
Maaşta ayrıcalık!
Emeklilikte ayrıcalık!
Hastanede ayrıcalık!
Yemekte ayrıcalık!
Daha mütevazi bir yaşam seçilemez mi?
Bir milletvekilinin, kendisi, ailesi, danışmanı ve diğer giderlerle beraber bize aylık maliyeti ortalama bir milyon Lira’ya yakın.
Belki daha da fazla.
Milletvekiline asgari ücretin on katı maaş veriyorsun.
Emekli olunca emekli memurun on katı maaş veriyorsun.
Memura asgari ücretin üç katı maaş veriyorsun.
Emekli olunca bir asgari ücret kadar maaş veriyorsun.
Milletvekili ve memura Temmuz zammı yapıyorsun, asgari ücrete zam yapmıyorsun.
Peki nerde adalet!
Nerde eşitlik!.
Bir milletvekili çıkıp da diyemezmiy di; Madem ki asgari ücrete ara zam yok, bize de olmasın.
Bir milletvekili diyemezmiy di; Aktif çalışan milletvekili ayrıca emeklilik maaşı da almasın.
Sonuçta kanun sizin elinizde.
Neden hep kendi lehinize işletiyorsunuz.
Siz Meclis’te, yer altında çalışan bir işçiden ne kadar fazla emek harcıyorsunuz.
Bir kalp cerrahından, bir pilottan, asgari ücretle çalışan bir anneden/babadan, bir iş makinesi operatöründen, bir bekçiden, bir memurdan, bir validen ne kadar çok efor harcıyorsunuz.
Bu işin diğer mesleklerden ayrı nasıl bir zorluğu var?
Ülkenin bütün nimetlerinden ya bedava, ya da yarı fiyatından faydalanıyorsunuz.
Bu ‘ülke’ için ne yapmış olabilirsiniz, böyle bir imtiyaz için?
Türkiye’de üç milyon işsiz var.
Aylık bazda evine otuz beş bin Lira girmeyen dört kişilik bir aile, açlık sınırının altında, yüz on altı bin Lira girmeyen bir aile de yoksulluk sınırının altında kalıyor istatistiklere göre.
Kaç milyon insana denk geliyor siz düşünün.
Nüfusun büyük bir kısmının yoksul olduğu bir ülkede diğer bir grubun lüks içinde yaşaması doğru bir anlayış olmasa gerek.
Fırsatlar eşit değil, bari ücretler eşit olsun.
Hadi eşit olmasın, ama bu kadar da arada uçurum olmasın.
Üstelik bizim hayat standartlarımızı daha yükseğe çıkarmak, ülkemizi refaha ulaştırmak için seksen bir ‘il’ den milletin iradesini yetkilenip Meclis’e giden vekillerimiz daha mütevazi olmalıdırlar.
Kendi ücretlerini değil asgari ücreti yükseltmeliler.
Dul-yetim ve yaşlı aylıklarını yükseltmeliler.
Emekli maaşlarını yükseltmeliler.
Engellilerin, bakıma muhtaç insanların maaşlarını yüksetmeliler.
Vekalet ettiğiniz halk sefalet içinde yaşarken, aldığınız bu maaşlar fazla değil mi?
Acaba Ankara’dan bu ülke nasıl görünüyor.
Cebinizde bu maaşla hemşehrilerinizden nasıl oy isteyeceksiniz?