Normal şartlarda gazeteciler meslekleri gereği fazla memleket gezerler. Bende tam tersi bir durum söz konusu. Askerlik dahil Türkiye’nin başka memleketlerine gidişim iki elin parmaklarını geçmez.
Bu herhalde gazeteciliğin yanında aynı zamanda matbaacı olmamdan kaynaklanıyor. Matbaacılıkta ikamet ettiğiniz yerden ayrılmanız zor oluyor. Bundan dolayıdır ki, bir çok meslek erbabı beni gazeteci değil direkt matbaacı olarak deklare ediyor.
Geçen günlerde bir vesile ile Bitlis iline gittim. Burada gazeteci ağabeylerim “Olcay”lara misafir olmak onuruna nail oldum.
Hakkari’ye komşu sayılmasına rağmen yıllar sonra ilk defa gittiğim Bitlis’i epey değişmiş olarak gördüm. Şehir merkezinin tarihi dokusu korunmak suretiyle, Bitlis-Tatvan arasında “Rahva” diye adlandırılan bölgeye yeni bir “Bitlis” kurulmuş, hızla büyüyor.
Fakat Bitlis ile ilgili çok ilginç bir detay var. Yani en azından Hakkari için ilginç.
Üniversiteden tekstil fabrikasına, okullardan öğrenci yurtlarına, camilerden konuk evlerine, sosyal tesislere kadar hepsinde “Eren Holding” imzası var.
Bitlisli hayırsever bu aile Bitlis’e, Bitlis’liye ne lazımsa devletten bile önce koşmuş, Bitlis’in hizmetine sunmuş.
Yatırımlarının “hayır” kısmının büyük bir çoğunluğunu Bitlis’e yapan Eren Holding tek başına Bitlis şehrini sırtlamış götürüyor. Nutkum tutuldu desem yalan olmaz. Ziyadesiyle de kıskandım.
Allah’ım yok mu Hakkari’ye de böyle dokunacak cennetlik bir iş insanı?
Peki devlet hiç yatırım yapmamış mı Bitlis’e?
Hakkari’ye kıyasla devlette üstüne düşeni yapmış az da olsa. Van’dan Bitlis’e kadar çift şeritli bölünmüş yani duble yol sorunsuz bir yolculuk sunuyor. Şehirler arası yol Bitlis merkezden alınarak bir çevre yolu yapılmış, hediye olarak da iki tüplü iki kilometrelik tünel yapılmış.
Şimdi bahaneciler hemen şunu diyecek;
-Efendim Bitlis’in doğası ile Hakkari’nin bir mi?
Evet doğası aynı ama hassasiyet aynı değil!
Bizim bir “Eren”imiz olmadı yıllardır. İş adamlarımız, sanatçılarımız, kanaat önderlerimiz, siyasilerimiz var. Ama bize bir okul, bir yurt, bir köprü yapacak sevenimiz yok!
Hakkarililerin Van’a yaptığı yatırım kadar Van’ların yatırımı yok.
Hayırseverler için fırsat ayları başlıyor Hakkari’de. Yedi sekiz okulumuz yönetmelikler gereği yıkılıp yeniden yapılacak. Buyurun bir okul siz yapın, sizin adınızı verelim. Çocuklar o dersliklerde okudukça amel defteriniz kapanmasın!
Hakkari’nin veya Hakkarilinin kimsenin ekmeğinde kazancında gözü yok elbette. Biz kimseye iş adamı veya varlıklı olduğu için gelip bütün varını yoğunu Hakkari’ye yatırsın demiyoruz. Ama Hakkari’nin “kaymağını” yiyenlerin Hakkari’ye vefa borcu vardır.
“Ben Hakkari’ye önderlik edeceğim, ben Hakkari’nin sevk ve idaresine talibim diyen kimseler, işi veya ihaleyi aldıktan sonra ya da mazbatayı aldıktan sonra Hakkari’ye sırtını dönerse, bu günkü tablo elbette ki değişmez.
-İçme suyumuz olmaz!
-Çöp arıtma tesisimiz olmaz!
-Yolumuz olmaz!
-Alışveriş merkezlerimiz, parklarımız, yeşil alanlarımız olmaz.
-Okullarımız, öğrenci yurtlarımız, kreşlerimiz olmaz.
-Sanayimiz, fabrikalarımız hiç olmaz.
Devlet kırk kanaat bir şeyler yapmaya çalışmış, ama yavaş eksik ve az yapmış. Sağ olsun özel sektör sıfır çekmiş, ortaya bu günkü fotoğraf çıkmış.
Peki Ankara nezdinde yatırımı, yatırımcıyı memleketimize çekecek dirayetimiz var mı?
Elbette siyasi ve bürokratik hamleler mutlaka oluyordur. Ama yeterli olmadığı aşikar. Bunun için toplumsal dinamiklerin topyekün devreye girip reaksiyon gösterdiği bir birlikteliğe ihtiyaç duyulmaktadır.
Peki ne olacak?
Sonuç nasıl değişecek?
Evet sürekli çözüm önerileri sunuyoruz. Kimlerin sorunları nasıl çözeceği konusunda fikirler ortaya atıyoruz. Öbür taraftan bu şehirde yaşayan insanların sürekli bir serzenişleri söz konusu. İnsanların en temel ihtiyaçlarını karşılayacak, günlük hayatlarını devam ettirmelerine yardımcı olacak “rutin hizmetlerde” büyük aksaklıklar yaşanıyor. Bu güne kadar gördüğümüz manzara gidişatın hiç değişmediğidir. İnsanlar dertlerini sıkıntılarını gece gündüz sürekli dile getiriyor, zamanla hiç bir şeyin değişmediğini görünce, ilk fırsatta Hakkari’den gidiyor.
Sorarım size, bu gidişata kim dur diyecek?
Sadece “mecbur” olanların yaşadığı bir memlekette hayat nasıl normale dönecek?
Ne zaman Bitlis gibi suyumuz sürekli ve temiz akacak?
Ne zaman Van’daki gibi parklarımız, oturma alanlarımız olacak?
Ne zaman üniversite şehri olacağız?
Günümüz şartlarına uygun, öğrenci yurtlarımız ne zaman olacak?
Toplu taşıma ne zaman sorunsuz çalışacak?
Bu şehri yaşanabilir bir seviyeye getirmek istiyorsak sadece eleştirerek veya temennide bulunarak ya da sadece başkasından umarak hareket etmemeliyiz.
Bu kentin sorun ve sıkıntılarını çözmek ya da çözüme vesile olmak için öncelikle göç etmekten vazgeçmeliyiz.
Hakkari’ye yatırım çekebilecek, eksiklikleri zamanında görüp, ivedilikle çözüme kavuşturacak dinamik kadrolar kurmalıyız. Seçilenler ve atananlar ekip ruhu içinde hareket ederek, palyatif değil, kalıcı çözüm ve hizmetler üretmelidirler.
Seçim rüzgarı Ankara’dan esmeye başladı!
Bu fırsatı kaçırmayalım!