Dünyadaki değişim ve dönüşüm çok hızlı ilerliyor. Zaman; mekâna ve duruma göre farklılık gösteriyor sanki. Her birine ayrı ayrı anlamlar yüklediğimiz, her birinden ayrı beklentilerimiz olan “aylar” bile beklediğimiz gibi çıkmıyor.
Ocak ayından başlamak üzere bütün aylara bir serzenişimiz vardı. Ağustos, birçok sevdiğimizi zamansız aldı! Eylüle bakın mesela; hazanı hüzne dönüştürdü. Hâlbuki aşıkların dört gözle beklediği aydı Eylül! Çok şükür Hakkari olarak eylüle de hazırlıksız girdik.
Halk arasında kışa hazırlık anlamında kullanılan “Kendinizi toparladınız mı?” sözünü Hakkari için kullanırsak cevap şaşırtıcı olmayacaktır: Elbette hazır değiliz!
Kurumlarımızın çalışmalarına bakacak olursak önümüzde bir kış yokmuş gibi görünüyor. Geç başlayan, yavaş ilerleyen ve tepkilere rağmen yine de yavaş ilerlemeye devam eden çalışmalar... Tepkiler bireysel veya tek tük olunca belki fazla ses getirmiyor.
Bu sesin gür ve etkili çıkması için meslek kuruluşları ve STK’lar kurulması cihetine gidilmiş.
Sivil Toplum Kuruluşları... Devlet ile vatandaş arasında köprü görevi gören, kâr amacı gütmeyen, bağımsız çalışan, halkın ortak sorunlarına çözüm arayan gönüllü yapılar diye tarif ediliyor. Meslek kuruluşları ise isminden de anlaşılacağı üzere, bir mesleğe mensup kimselerin bir araya gelerek hak ve hukuklarını korumak, mesleklerini geliştirmek üzere kurdukları tüzel kişiliklerdir.
İkisinin ortak amacı nedir? O memlekette yaşayan insanların refah seviyesini yükseltmeye aracı olmak, mesleki becerileri geliştirmek, devletçe yapılan yatırım ve hizmetleri incelemek; eksiklerin tamamlanmasını takip ve talep etmektir. Bugün Hakkari’ye baktığımız zaman, bu iki kuruluşun görevlerini layığıyla yerine getiremediklerini üzülerek görmekteyiz.
Birebir hedef aldığımız bir STK veya meslek kuruluşu olmadığını belirtmek isterim. Ancak her meslek dalında, hayatın her alanında şehrimizin sorunlarla boğuştuğunu gözlemliyoruz. Bu kuruluşlarımızın, yaptırım ve çözüm mekanizmalarını devreye sokmakta yetersiz kaldıklarına şahitlik ediyoruz.
Bu kuruluşların seçimleri kora kor, çetin bir şekilde geçerken çalışmalarda aynı performansı göremiyoruz. Sınır kapılarının pasif durumda olması, Berçelan Yolu’nun açılmaması, Hakkari-Van kara yolunun hâlâ bitirilememesi, Hakkari merkezdeki bakım onarım çalışmalarının hâlâ sonlandırılamaması, esnafın ve çiftçinin çektiği sıkıntılar, Hakkari Üniversitesi’nin durumu vs. Hepsi bu kuruluşların görev ve ilgi alanına giren konu ve sorunlar!
Hakkari’nin sorunlarını herkes biliyor ama kimin çözeceğini kimse bilmiyor. Çünkü bu kuruluşlara seçilen kişiler, çözümü başkalarından bekliyor. Peki aday olanların bir projesi var mı? Ben bugüne kadar projeleriyle, vaatleriyle bu seçimleri kazananları görmedim. O meslek dalında yeterince “kabul edilmişliğiniz” varsa, aday oldukça kazanırsınız. Hakkari’de duygusal “oy” buna promosyon olarak veriliyor.
Belediye başkanına “Neden çalışmıyorsunuz?” diye sorun, cevap hazırdır! “Gelen para ancak personel ödemelerine yetiyor. Araç gereç yok, iş makinesi yok,” diye feryat figan eder. E tamam abi, tekrar aday olmayacaksın o zaman?
– Olur mu? Benden başka kimse yapamaz ki! Halk tekrar benim aday olmamı istiyor.
Ya muhtar, bir şey yapmadın mahalleye; bari sen tekrar aday olma!
– Bu defalık da beni seçin, sigorta hizmetim yarım kalmış.
Meslek kuruluşu, STK başkanı; vallahi bir şey yaptığınız yok, yerinizi gençlere verin Allah aşkına!
– Üyelerim benim kalmamı istiyor, nasıl aday olmayayım?
Oy verip birini seçen, bir hafta sonra da “Bu adam çalışmıyor,” diyen insanlar herhalde sadece Türkiye’de yaşıyor. “Çalışmasa da benim akrabamdır”, “En azından zengindir”, “Ben diğer adayı sevmiyorum” gibi bahanelerle Hakkari’mizi bugüne getirdik.
Ülkemizin ve Hakkari’nin konjonktürel gerçekliğini göz önüne alacak olursak, artık şehrimizi yaşanabilir bir “kent” statüsüne kavuşturmamızın vakti geldi de geçiyor. Tersine bir göç yaratabilmemiz için öncelikle Hakkari’yi bir “üniversite şehri” yapabilmeliyiz. Öncelikle yollarımız, içme suyumuz olmalıdır. Trafik ışıklarımız, üst geçitlerimiz, parklarımız olmalıdır. Modern okullar inşa etmeliyiz. Alışveriş merkezlerimiz, otellerimiz olmalıdır. Depreme dayanıklı bir şehir inşa etmeliyiz. Bütün mahallelerin altyapı ve üstyapı modernizasyonunu ivedilikle yapmalıyız.
Bütün bunları meslek kuruluşları ve STK’lar tek başına yapamaz. Bunu yapma gücü ve iradesi ancak devlette vardır. Devletin gücünü Hakkari’ye yönlendirecek olanlar ise “seçtiğimiz” kişilerdir.
Hakkari’den kazandığını Van’a ya da batı illerine aktarma devri artık son bulmalıdır. Hakkari’nin iş insanı, zengini, sanatçısı, kanaat önderi; devletten önce Hakkari’ye koşmalıdır. Bu insanların isimlerini taşıyan okullar, köprüler, kültür merkezleri Hakkari’de yapılsın ki devlet de “Ben de bir şeyler yapayım,” desin.
Hakkari ile ilgili hayali olanlar öncelikle billboardlara projelerini resmetsinler, bir görelim. Bize Hakkari’yi bilen, seven, kalbi Hakkari ile atan, Hakkari için projesi olan kimseler lazım.
Hakkari’nin değişmesini istiyorsak öncelikle bakış açımızı değiştirmeliyiz.