Hakkari her açıdan avantaj ve dezavantajların bir arada olduğu bir coğrafyanın merkezinde yer alıyor.
Bu aşılması zor dağlar, derin vadiler, uçsuz bucaksız yaylalar, gizemiyle insanları kendine çekerken, aynı zamanda bu zorlu coğrafyayla mücadelenin kolay olmadığının da mesajını veriyor.
İnsanların çok eski tarihlerden bu yana Hakkari’yi yerleşim yeri olarak tercih etmelerinin altında da bu gizemli hali etkili olmuştur.
Evet bu coğrafyada yaşamak zor.
Uzun süren kış, neredeyse hiç çıkışı olmayan bir son nokta dağlar serisi.
Ama bu zorlu coğrafya serin ve verimli yaylalarıyla küçükbaş hayvancılık için ideal bir merkez olmuştur.
Özellikle savaşların, talanların, kıyımların olduğu eski dönemlerde, insanlar hayatta kalabilmek için bu dağlara sığınmışlardır.
Yani bu coğrafyanın zorluğunu çekebilecek takatiniz varsa mükafatını fazlasıyla veriyor.
Günümüze gelecek olursak;
Hakkari özellikle son yıllarda, yarım asra yakın bir zamanı boşa geçirmiş, heba etmiş diyebiliriz.
Yoğun çatışmalı dönemden en çok etkilenen yerleşim yeri sınırdaki bu ‘dağ kenti’ olmuştur.
Barış tomurcuklarının iyice filizlendiği bu günlerde, şehircilik adına Hakkari’nin bütün sorun ve sıkıntıları gün yüzüne çıkmış durumdadır.
Ne yazık ki;
Bu süre zarfında Hakkari’nin ‘şehircilik’ adına çok fırsatlar kaçırdığı yeni yeni gün yüzüne çıkmaktadır.
Tabii her yokuşun bir inişi vardır.
Memlekete huzur gelince, sorun-sıkıntılarla beraber, fırsatlar ve güzelliklerde ortaya çıkmış bulunuyor.
Yaz mevsimi olmasından münhasır gündemimiz elbette dağ turizmi.
Hakkari’de doğaseverlerin ilgisini çeken, ancak güvenlik gerekçesi ile ziyaret etmeyi hep ‘erteledikleri’ içlerinde uhde olarak kalmış bu dağlar, yaylalar, vadiler şimdilerde ziyaretçilerini bekliyor.
Hakkari’nin tanıtımına, ekonomisine ve değişim-dönüşümüne önemli katkılar sunacağını ümit ettiğimiz ‘dağ turizmi’ önemli gelir kaynağımız olabilecek potansiyele sahiptir.
Hakkari’ye bu meyanda ziyaretlerin sıklıkla yapıldığı günlerin içinden geçiyoruz.
Ancak şehir altyapımız ve ticari mantalitemiz yetersiz olduğu için bu güne kadar gereken karşılığı almış değiliz.
A memleketinden Cennet-Cehennem Deresini ziyaret etmek için yola çıkan bir kafile, nasılsa Hakkari’de yoktur diyerek, kendilerine lazım olan doğa ekipmanını, yiyeceğini, içeceğini alıp yola çıkıyorlar.
Kendilerine Hakkari’ye varmadan Kırıkdağ Köyü’nden sola dönerek bu alana gidebilecekleri söyleniyor. Gezi bittikten sonra, yine Kırıkdağ Köyü’nden sağa dönerek gerisin geri memleketlerine geri dönüyorlar.
Şimdi bu ekip, gittiği yerde, Cennet-Cehennem Deresi’ni gece-gündüz övüp, bunun sonucunda bu şekilde yirmi kafile daha gelse Hakkari’ye ne katkısı olacak?
Yine bu gibi doğal güzellikleri, Berçelan Yaylası’nı ziyaret etmek veya başka başka etkinlikler için dışarıdan Hakkari’ye gelen insanların büyük bir bölümü devlete ait işletmelerde veya kurumlarda konaklıyorlar.
Dolayısıyla yemek hizmetinin büyük bir kısmını da yine devlet karşılamış oluyor.
Ve maalesef bu insanların büyük bir kısmı Hakkari ‘esnafına’ uğramadan Hakkari’yi terk ediyor.
Peki Hakkari ‘ekonomisi’ne katkı sağlamayan “tanıtım”ın Hakkari’ye, Hakkari’liye ne faydası olacak.
Peki dağlarımızı, ovalarımızı tanıtırken aynı zamanda ‘katma değer’ nasıl elde edebiliriz?
Konaklamanın ağırlıkla devletin elinde olması girişimcilerimizin girişmemesi ile alakalıdır sanırım.
Mesela Mergabütan Kayak Tesisi’nde yapılan otele yıllarca talipli çıkmadı. Mecburen devlet kendisi işletiyor.
Olumlu havanın devam etmesi halinde Hakkari’ye hem kış hem de yaz mevsiminde ziyaretlerin fazlası ile devam edeceğini düşünüyorum.
Yerel yöneticilerin, esnafın ve girişimci-iş adamlarının bu duruma göre pozisyon almaları gerekmektedir.
Öncelikle bu doğa harikalarını ziyaret edecek doğaseverlerin şehir merkezlerine uğramaları sağlanmalıdır.
-Hem bunu sağlamak hem de ziyaretçilerin güvenliği açısından sertifikalı ‘yerel rehber’ zorunluluğu uygulaması getirilmelidir. Hakkari Üniversitesi bünyesinde mutlaka dağcılık ile ilgili bölümler açılmalıdır.
-Şehir merkezlerinde -özellikle Hakkari ve Yüksekova merkez- günümüze hitap eden iyi derecede oteller inşa etmemiz veya mevcutları geliştirmemiz, bunlara ek olarak apartlar açmamız zaruridir.
-Hakkari’yi tanıtan, Hakkari’ye özgü yemeklerin, ürünlerin, süs eşyalarının, bitkilerin satışa sunulduğu bir ‘çarşı’ yaratmamız, ziyaretçileri esnafa çekmeye yardımcı olacaktır.
-Ziyaretçilerin mutlaka ‘şehir Merkezine’ uğramalıyız hissiyatına kapılmaları için Meydan Medresi, Kaval Şelalesi gibi yerleri turizme uygun hale getirmeliyiz.
Bu meyanda Mir Kalesi’nin halka açılması önemli bir avantaj sağlayacaktır.
-Sınır kapılarının ticarete açılması ile beraber, başka ülkelerden Hakkari’ye gelen ürünler, ziyaretçilerin ilgisini çekecektir.
-Dağcılık, doğa faaliyetleri, kayak vs. faaliyetlerin yürütülmesi esnasında gerekli olan araç-gereç ve malzemelerin ulaşılabilir, düzenli bir çarşıda satışa sunulması insanları çarşıya çekecektir.
İlk etap ta girişimcilere, esnafa pekte kazançlı görünmeyen bu yatırımlar, kısa süre de kara geçecektir.
Şehrimizin ticari potansiyelini kendimiz keşfetmezsek, doğamıza, memleketimize sahip çıkmazsak, yatırım yapmazsak, bu ‘doğal’ zenginlikleri kazanç kapılarına dönüştüremeyiz.