Hüzne ve manevi iç hesaplaşmaya ev sahipliği yapan kasım ayında özellikle biz Hakkarilileri yakından ilgilendiren bir o kadar da sevindiren bir hadise oldu.

Orta Doğu’nun ve özelinde Mezopotamya’nın en önemli filozoflarından Ahmed-i Hani’nin ,(Ehmedé Xani) Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında “Vefa Ödülü”ne layık görülmesi çok önemli bir gelişme olarak tarihteki yerini aldı.

Mesnevi geleneğinin başat temsilcilerinden Ahmed-i Hani’nin, “üç asır” sonra hatırlanması özellikle zamanlaması açısından Türkiye için son derece kıymetli ve isabetli olmuştur.

Bu adım; Türkiye’de yaşamış ve yaşayan tüm önemli şahsiyetlerin, etnik kökeni, dili, dini, ırkı, cinsiyeti fark etmeksizin bir bütün olarak “Türkiye’nin ortak zenginliği” olarak görülmesi için bir mihenk taşı olabilme niteliğindedir.

Bu ödülü Ahmed-i Hani şahsında, yaşamını bilime ve sanata adayan aynı zamanda Ehmedé Xani’nin hemşehrisi olan Araştırmacı-Yazar İhsan Colemergi tarafından gıyabında teslim alınması ödüle daha da büyük bir anlam katacaktır.

Üç asır sonra bile Hakkarililer tarafından hala hatırlanamayan, ismi ancak sohbetlerde geçen Ahmed-i Hani’nin, Hakkari’nin “kültürel mirası” olduğunun farkına hala da varmış değiliz.

Başta Hakkari Kültür ve Turizm Müdürlüğü olmak üzere Hakkari’nin tüm kültür-sanat bileşenlerinin Ahmed-i Hani’nin Hakkarili olduğu ve kültürel mirasının ve sanat eserlerinin yaşatılmasında “Hakkari” faktörünün öne çıkarılması için çalışmalar yürütülmesine öncülük etmesi gerekmektedir.

Burada hem kültür müdürlüğünün hem de Hakkari Üniversitesinin yaptığı sempozyum düzeyindeki çalışmalar sönük kalmıştır. Buna mukabil Doğubayazıt İlçesinde yaşayıp vefat etmesi ve mezarının orada olması, Doğubayazıt tarafından çok daha iyi ve güçlü kültürel çalışmalarla sahiplenilmiştir.

Yazımın başında kültürel değerler tüm insanlığın özelinde de Türkiye’nin ortak zenginliğidir vurgusunu yaptım. Ama şüphe götürmez bir gerçek var ki; Hakkari’nin kültürel mirasının başka yerleşim yerlerinde olmasının Hakkari’ye görece bir katkısı yoktur.

Türkiye’nin veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir insan Ahmed-i Hani’nin hangi eserini görmek için Hakkari’ye gelmek isteyebilir?

Veyahut Ahmed-i Hani’yi sosyal medyada araştırdığı zaman karşısına hangi aşamada Hakkari gelecektir?

İşte tam da burada devreye bilimi ve teknolojiyi sokmak gerekecektir.

Ahmed-i Hani fiziki olarak Doğubayazıt’tadır. Ama en önemli yanı “ruhani” özelliğidir. Eğer bu maneviyatı yakalayabilirsek, doğduğu topraklarda eserlerini yaşatabilirsek biz de Doğubayazıt gibi bu mirasa ortak olabiliriz.

Hakkari Üniversitesi düzenli olarak “Uluslararası Ahmed-i Hani Sempozyumu düzenlemektedir. Ancak üniversite bünyesinde bir “Ahmed-i Hani Uyguluma ve Araştırma Merkezi” kurulması konuyu daha da ivmelendirecektir.

Ayrıca üniversite bünyesindeki etnografya müzesinin arkeoloji müzesine dönüştürülmesi eserlerin Hakkari’de kalmasının önünü açacaktır.

Dijital teknolojinin kullanılması, Doğubayazıt ile Hakkari arasında bu anlamda bir “kültür köprüsü” kurulması faydalı olacaktır. Doğduğu yer ile yaşadığı yer arasında kültürel alışverişler Hakkari’ye de katkı sunacaktır. Ulusal ve uluslar arası sempozyumların düzenlenmesi, “doğduğu topraklar” temasının çok detaylı ele alınması, Hakkari’ye özgü ürünlerin isimlerinde “Han”, “Hani” gibi ibareler kullanılması, Han Yaylasının özüne has yeniden inşa edilip, bir açık hava müzesine dönüştürülmesi gibi çalışmalar, Ahmed-i Hani’nin “ruhu”nu Hakkari’de yeniden yaşatacaktır.

Ahmed-i Hani’nin yaşamı ve eserleri ile “insanlığa” ne gibi mesajlar vermek istediği, özellikle genç kuşaklara akademik çalışmalarla anlatılmalıdır. Dünyaya bakış açısının ve felsefi yönünün bütün insanlığa aşılanması “bilge” bir toplum yaratılmasının önünü açacaktır.

*Her çendî ku tu ji min dûr î,
*Lê di hundirê dilê min de nûr î.