Hakkari’de yapılmayan hizmetler kadar yapılan hizmetler de tartışma konusu olabiliyor.
Eskiden beri alışılagelmiş bir kamu hizmet anlayışı devamlı olarak hizmet edeni ve hizmet edileni karşı karşıya getirebilmektedir. Burada yasaların, yönetmeliklerin dışında uygulamada bir sıkıntı olduğu aşikardır.
Öncelikle empati ve sempatiden uzak bu “ben hizmeti uygun gördüğüm şekilde yapacağım, sen sadece yararlan” anlayışı halktan kopuk bir terminoloji içermektedir.
Buna canlı bir örnek verecek olursak, işte size Altay Caddesindeki yol çalışmaları ve onun yarattığı tartışmalı durum. Belediye ile esnafı karşı karşıya getiren bu caddenin alt ve üst yapısının yenilenmesi çalışması aslında takdir edilecek bir hizmet. Ama işe başlama tarzı ve belediyenin hizmet anlayışı o cadde üzerindeki esnafı canından bezdirmiş görünüyor.
Elbette belediyenin kimseye haber vermeden belediyecilik hizmetlerini kendi başkanlık ve encümen kararları ile uygulama yetkisi vardır. Fakat siz yazılı kanunların yanına kamu vicdanı, örf adetleri harmanlamazsanız ortaya böyle ucube bir durum ortaya çıkar.
Eskiden beri Hakkari’de herhangi bir kamu hizmetinin yapılmasından önce projenin halkla paylaşılmasını hep arzu etmişizdir. “Biz böyle karar verdik, biz böyle uygun gördük” anlayışının toplumsal barışa ve uzlaşmaya hiç bir katkısı yoktur.
Altay Caddesi özelinde bir örnekle konuyu açacak olursak; Biz caddenin ilk bozulması ile birlikte yaklaşık iki aydır belediyeden hiç bir bilgi alamadık. İlk başlangıçta sanat sokağı yapılacak, efendim kaldırımı şöyle olacak, böyle olacak derken hep kulaktan dolma haberlerle bu güne geldik.
Gönül isterdi ki, belediye caddede çalışma başlatmadan önce o cadde üzerinde iş yeri bulunan orada ticaret yapan ve ikametgahı bulunan insanlarla bir istişare toplantısı yapsın. Sevgili halk biz bu Altay Caddesini ismine ve size yakışır bir şekilde yeniden yapılandıracağız.
-Sizin fikirleriniz nedir?
- Bu bakım onarım süresince size çevreye rahatsızlık vereceğiz. Çalışmamız bu kadar zaman alacak. Sizden hoşgörü talep ediyoruz gibi yaklaşımlarda bulunulsaydı ne kadar ince bir davranış olacaktı.
Sonrasında, bu caddenin nasıl yapılacağını, ne kadar sürede bitirileceğini gösteren bir tabela koymak çok mu maliyetli olurdu? “Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz” demek çok mu zor olurdu? Halktan bu kadar kopuk “halka hizmet” olur mu?
Akabinde kendisi ile bu projede eş güdüm yapacak internet, elektrik ve doğalgaz şirketleriyle bir toplantı yaparak; “Bu cadde üzerinde yenileme çalışmaları için size bu kadar süre veriyoruz. Bu süre zarfında işinizi bitirip oradan çıkmalısınız” denilmesi gerekirdi.
Sonrasında günümüz teknolojisine uygun çevre koruma tedbirleri alınarak en kısa sürede çalışma sonlandırılmalıydı.
Sizi temin ederim ki; koordineli ve planlı bir şekilde çalışılsaydı, Altay Caddesi en fazla on beş gün içinde bitirilebilirdi.
Belediyemiz ne yaptı?
Kalktı ilk iş olarak sokağı bozdu. Bahse konu şirketler geldi durum tespiti yaptı. Trafolar bir yerde, borular başka yerde, kablolar Diyarbakır’da. Hadi bunların tedarik edilmesi ve Hakkari’ye transferi sürecini bekle derken zaten kafadan bir ay geçti.
İşi bu kadar uzatıp karmaşık hale getiren olgunun plansızlık olduğunu düşünüyorum. Her halükarda iş uzadı dileyim, o zaman esnafı koruyan, zararlarını minimize eden tedbirler neden devreye sokulmadı?
Cadde üzerinde bulanan iş yeri sahiplerinin çalışma süresince biz kira almayacağız deme durumları var mı?
Veyahut devletin biz bu esnaflardan çalışma süresince vergi almayacağız deme durumu var mı?
Ya da belediyenin bu esnaflara zararlarını karşılamak için maddi destek verme durumu var mı?
Hepsine birden “hayır” diyebiliriz.
Maalesef esnaf gördüğü zararla kalacak!
Kanımca bu sokakta belediyenin yaptığı en doğru iş belediye hizmet binasının önündeki istinat duvarının geri çekilmesidir. Orijinalinde dar olan bu sokak, bu duvarın geri çekilmesi ile kısmen bir kaldırıma kavuşmuş olacaktır.
Halk her şeyi görüyor, biliyor. Yapılan hizmeti takdir etmesini de eleştirmesini çok iyi biliyor. Belki bize fazla hizmet yapılmadı. Ama başka memleketlerde hizmet nasıl yapılır, halkla nasıl istişare edilir çok iyi biliyoruz.
İşte yapımı aylardır devam eden “Hakkari Meydanı” projesi. Belki ismi de bu değildir. Çünkü biz bilmiyoruz. Yapımına karar verilirken bize sorulmadı. Ne olacak, nasıl olacak? Bu konularda bize ışık verecek bir bilgi bir tabela yok.
Şimdi sorarım size; sol tarafta yapılan tek katlı bina eğer evlendirme dairesi olacaksa Allah aşkına o çatı hiç olmuş mu? Hakkari’nin tam merkezine bakan, çiftlerin beraberliğe imza atacağı, bir ömre “evet” diyeceği bu mekana bu çatı takılır mı? Gidin bakın kaç tane evlendirme dairesinin böyle çatısı var?
Hakkari’nin ülkenin diğer kentlerinden bir farkı var mı ki? Hakkari her şeyin en iyisine neden layık değil? Yaşadığımız yüzyılda en önemsenen konuların başında estetik geliyor. Mimar Sinan’ın bin beş yüzlü yıllardaki estetik anlayışına bir bakın. Bu çatıya hangi mimar onay verdi?
Aynı şeyi Hacı Sait Camii çatısı içinde konuşmak mümkündür. Ya Allah sizden razı olsun, daha müminlerin büyük bir kısmının caminin ibadete açıldığından haberi yok, çatısı yer yer kabarmış. İnşaatına metrelerce kar yağan bu caminin çatısı hangi yörenin iklimine göre yapıldı acaba? Altı ay kar yağan altı ay da buz kesen bir memlekette çatı kağıt gibi ince bir sacla kaplanır mı?
Artık Hakkari’yi boz-yap, yap-onar anlayışından kurtarmanın vakti geldi. Biz yaşadığımız yüzyılın ruhuna uygun teknolojinin en iyi şekilde kullanıldığı estetik ve mimarinin iç içe yoğrulduğu bir şehir istiyoruz. Yapılan ve yapılacak hizmetlerin fazlaca ömür yapmasını talep ediyoruz. Mutlak suretle şehrin altına veya üstüne yapılacak hizmetlerde şehrin sert iklimi, engebeli oluşu, deprem bölgesi olması gibi kriterlerin göz önünde bulundurulmasını istiyoruz.
Toplu taşıma durağını camdan değil en kalın demirden yapın. Halkı kardan yağmurdan korusun, aynı zamanda uzun süre dayansın. İnanın bu camdan duraklar Türkiye’nin hiç bir memleketinin iklim koşullarına uygun değil. Türkiye’de kar yağmayan yere fazlasıyla yağmur yağar. Yağmur yağmayan yerin rüzgarı meşhurdur.
Elektrik dağıtım şirketinin Bulvar Caddesinin kaldırımlarında ucube gibi duran trafolarını yenilemesi bizde bir bayram havası yaratmıştır. Keşke tamamıyla yeraltına çekilmelerine imkan olsaydı diye hayıflanmıyor değiliz. Aynı performansı mahallelerdeki havadan iletim hatlarının yeraltına çekilmesi ve özellikle kış aylarında sürekli enerji kesintisi olmaması konularında da bekliyoruz.
Bakın en ufak bir hizmete ne kadar seviniyoruz. Bayram sabahı yastığının altında bir çift ayakkabı gören çocuklar gibiyiz.
Orta refüjlerin dekorasyonu son derece şık olmuştur. Ama Hakkari daha dolomit taşlarına hazır değil!
Belediyeden aynı performansı mahalle ara yolları içinde bekliyoruz. Daracık ve bakımsız bu yollar asfalt bekliyor. Bizim Merzan Mahallesinde yaşadığımız 415. Sokağı örnek vereceğim. Ne zaman belediyeden bir şey istesek; “Biz o sokağa su vereceğiz” deyip yıllarımızı çalıyor. Doğalgazı bile kavga gürültü ile aldığımız bu sokaktaki her hanede yaşlı ve bakıma muhtaç hasta ve bunun yanında sürekli diyalize giren insanlar var. Kışın bu hastalar paletli ambulanslarla ancak alınabiliyor.
Belediyemizin toplu taşıma araçlarına takviyede bulunması aciliyet arz eden bir durumdur. Hakkari’nin arazi yapısına ve iklim şartlarına uygun araçların seçilmesi memleketimize ve belediye bütçemize faydalı olacaktır. Özellikle okul ve mesai çıkış saatlerinde toplu taşıma araçlarında büyük bir yığılma gözlemlenmektedir. Araçların ve sefer sayılarının arttırılması bu soruna çözüm bulacaktır.
Öte yandan şehirde trafik ışıkları olmadığı için trafik “Hindistan’i bir görüntü vermektedir. Evet istatistiklere göre Hakkari’de nüfus bağlamında görece araç sayısı az görünüyor olabilir. Ama dar ve yetersiz olan yollara bakıldığı zaman kapasitenin çok üzerindedir. Bu nedenle, Medeni Sancar, Hastane ve bankalar kavşakları ile Heykel civarı, Otel Şenler dönemeci, Cumhuriyet, 23 Nisan ve Şehit Selahattin ilköğretim okullarının önüne mutlak suretle trafik ışıklarının konulması gerekmektedir. Yıllardır bu yöndeki taleplerimiz hep kulak ardı ediliyor. Şehit Selahattin ve Cumhuriyet okullarının önüne birer üst geçit yapılması temennimiz şimdiye kadar karşılık bulmuş değil. Bu hizmetlerin pek de yüksek maliyetlerinin olduğu söylenemez. Hadi diyelim ki maliyetli, yine de yapılması gereklidir ki, trafik ışıkları ve üst geçitler insanların can güvenliği için gerekli olan önlemlerdir. Trafik ışıkları artık medeniyetin bir parçası olarak şehirlerde yerini alıyor. Teknolojinin hızla ilerlediği bir çağda, sürücüler kafa ve el işaretleri ile birbirlerine yol vermek zorunda bırakılmamalıdır. Köylerde bile kullanılan bu sistem, Hakkari’ye neden layık görülmüyor?
Bu şehre hizmet edilmesinin önünde artık hiç bir engel kalmamıştır. Yapılması gereken tek şey yatırım önceliklerinin tespit edilmesi ve doğru yöne kanalize edilmesidir.
Türkiye haritasının son noktasında olmamız hizmetten, yatırımdan mahrum olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Ülkenin başka diyarlarında yaşayan insanlardan hiç bir farkımız yok. Devlet oralarda imkanlarını nasıl seferber etmişse aynısını biz de istiyoruz.
Önemli not: Meslek büyüğümüz, “zor günlerin gazetecisi” Necip Çapraz ağabeyi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Kalemin ışığın olsun....