Bir şehri tanımak istiyorsanız meydanlarına, caddelerine, binalarına bakmayın.
Hakkâri'yi tanımak istiyorsanız mezarlıklarına bakın.
Çünkü Hakkâri'nin gerçek tarihi tabelalarda değil, o mezar taşlarının arasında yazılıdır.
Bu kentin acısını da sevincini de yükünü de taşıyan insanlar yatıyor o topraklarda.
Hakkâri'nin anneleri, babaları, evlatları, emekçileri, esnafları, öğretmenleri, yaşlıları…
Hakkâri'nin geçmişi orada yatıyor.
Ama ne yazık ki bugün bazı mezarlıkların hali, bu şehrin geçmişine ne kadar sahip çıktığımız
konusunda ciddi bir soru işareti oluşturuyor.
Ve bu soru artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük:
Hakkâri, kendi geçmişine neden bu kadar duyarsız?
BU HAKKÂRİ'YE YAKIŞMIYOR
Hakkâri zor bir coğrafyada kurulmuş, zor şartlarda ayakta kalmış bir şehir.
Bu kentte insanlar yıllarca yoklukla, zorlukla, imkânsızlıkla mücadele etti.
Ama Hakkâri insanının en güçlü taraflarından biri neydi?
Vefası.
Komşusuna sahip çıkmak, cenazesinde yanında olmak, acısını paylaşmak, geçmişini
unutmamak…
Hakkâri'nin toplumsal dokusunun temelinde vefa vardı.
Şimdi ise insan ister istemez soruyor:
Biz bu vefayı nereye bıraktık?
Bir mezarlığın kapısından girildiğinde görülen bakımsızlık, düzensizlik ve ilgisizlik yalnızca
fiziksel bir görüntü değildir.
Bu görüntü, Hakkâri'nin kendi geçmişine karşı sorumluluğunun sorgulanmasıdır.
Çünkü mezarlıklar sahipsiz değildir.
Orada Hakkâri'nin insanları yatıyor.
BU MEZARLAR SADECE TAŞ DEĞİL
Bir mezar taşı, Hakkâri'nin geçmişinden kopmuş bir sayfa değildir.
O taşın altında bir hayat vardır.
Bir annenin evladı…
Bir babanın çocuğu…
Bir eşin hayat arkadaşı…
Bir ailenin büyüğü…
Bir mahallenin tanıdığı…
Belki bu şehrin yıllarca ekmeğini kazanmak için mücadele etmiş bir emekçisi…
Dolayısıyla mezarlığa gösterilen saygı, yalnızca ölüye gösterilen saygı değildir.
Hakkâri'nin kendi hafızasına gösterdiği saygıdır.
Ve bugün bu hafızanın bazı yerlerde kaderine terk edilmiş görüntüsü kabul edilebilir değildir.
HAKKÂRİ'NİN YÖNETİCİLERİNE AÇIK SORU
Hakkâri'nin yöneticilerine, ilgili kurumlarına ve bu işten sorumlu olan herkese sormak
gerekiyor:
Mezarlıklarımız neden hak ettiği ilgiyi görmüyor?
Bir mezarlığın temizliği neden sorun olsun?
Çevre düzenlemesi neden geciksin?
Yolların, yürüyüş alanlarının ve ortak kullanım bölgelerinin bakımı neden aksasın?
Bunlar dev projeler değil.
Bunlar milyarlarca liralık yatırımlar değil.
Bunlar, bir şehrin kendi insanına gösterdiği asgari saygının gereğidir.
Hakkâri'nin kaynakları sınırlı olabilir.
Hakkâri'nin şartları zor olabilir.
Ama saygının bütçesi olmaz.
Vefanın ihalesi olmaz.
Vicdanın ödeneği olmaz.
VATANDAŞA DA SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VAR
Elbette bütün sorumluluğu kurumlara yüklemek de kolaycılık olur.
Hakkâri'nin mezarlıkları hepimizin. Mezarlığa çöp atan, çevreyi kirleten, ortak alanlara zarar
veren, mezarların çevresini kendi malı gibi kullanmayan herkes de bu sorunun parçasıdır.
"Nasıl olsa belediye temizler."
"Nasıl olsa biri ilgilenir."
"Nasıl olsa kimse görmez."
Hayır!
Burası Hakkâri.
Bu şehirde herkes birbirinin acısına ortak olmayı biliyorsa, mezarlığına da sahip çıkmayı
bilecek.
HAKKÂRİ KENDİ HAFIZASINI UNUTMAMALI
Hakkâri'nin en büyük zenginliği gökdelenleri değildir.
AVM'leri değildir.
Beton binaları değildir.
Hakkâri'nin en büyük zenginliği insanıdır.
Ve o insanların bir bölümü bugün mezarlıklarda yatıyor.
Onları unuttuğumuz anda yalnızca ölülerimizi değil, Hakkâri'nin geçmişini de unutmuş
oluruz.
Bir şehir geçmişini unutursa geleceğini de sağlam kuramaz.
Bugün Hakkâri'nin mezarlıklarına bakıp rahatsız oluyorsak, bu rahatsızlık aslında kötü bir
görüntüden duyulan rahatsızlık değildir.
Bu, Hakkâri'nin vicdanının sızlamasıdır.
O yüzden artık herkes üzerine düşeni yapmalı.
Kurumlar görevini yapmalı.
Vatandaş sahip çıkmalı.
Siyasetçiler gündeme getirmeli.
Yerel yönetimler çözüm üretmeli.
Basın susmamalı.
Ve Hakkâri'nin mezarlıkları yeniden bu şehre yakışır hale getirilmeli.
Çünkü orası herhangi bir yer değil.
Orası Hakkâri.
Orada Hakkâri'nin hafızası yatıyor.
Orada Hakkâri'nin acıları yatıyor.
Orada Hakkâri'nin aileleri yatıyor.
Orada bu kenti bugünlere taşıyan insanlar yatıyor.
Ve unutmayalım:
Bir şehir ölülerine nasıl davranıyorsa, aslında kendisine nasıl davrandığını
gösterir.
Hakkâri'nin mezarlıkları susuyor olabilir.
Ama o sessizlik bize çok ağır bir soru soruyor:
"Bunca yıl bize emanet edilen bu şehri, kendi geçmişimize bile sahip
çıkamayacak hale mi getirdiniz?"
Bu sorunun cevabını artık sözler değil, Hakkâri'nin mezarlıklarında yapılacak çalışmalar
vermeli.
Çünkü Hakkâri'nin ölüsüne saygısı yoksa, dirisine verdiği değeri anlatan hiçbir söz inandırıcı
değildir.