Hakkari’de son günlerde yollara bakınca insanın aklından ister istemez şu düşünce geçiyor; ‘Bu kadar da olmaz…’
Kış bitti diyoruz, bahar geldi diyoruz ama yollar sanki savaştan çıkmış gibi. Çukurlar derin, asfalt parçalanmış, bazı yerlerde adeta yol çökmüş, yapılan yamalar yolla aynı seviyede değil. Öyle ki, ilk bakışta insanın aklına ‘doğaüstü bir şey mi oluyor? sorusu bile geliyor.
Ama gerçek çok daha sade… ve bir o kadar da düşündürücü.
Bu coğrafya zor. Karı bol, soğuğu sert, doğası güçlü. Kış aylarında yağan yoğun kar, ardından gelen ani erimeler ve yağmurlar… Zaten yok denecek kadar az olan alt yapı toprağın suya doymasını sağladığı gibi zeminin gevşemesine sebep olarak asfaltın ( ! ) altını boşaltıyor. Gece donan, gündüz çözülen yollar zamanla dayanamaz hale geliyor. Yani doğa işini yapıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü doğanın yaptığını ‘anlamak’ ile ‘hazırlıklı olmak’ arasında büyük bir fark var. Her yıl aynı manzarayı görmek artık bir sürpriz değil. Ama çözümün hâlâ geçici yamalarla sınırlı kalması, asıl tartışılması gereken konu.
Bir yol sadece asfalt değildir.
Bir yol; ulaşım demektir, güvenlik demektir, ekonomi demektir.
Bozuk bir yol sadece aracın lastiğini patlatmaz, insanların sabrını da tüketir.
Hakkari gibi zorlu coğrafyalarda yol yapmak elbette kolay değildir. Ama belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
‘Biz yolları doğaya göre mi yapıyoruz, yoksa doğaya rağmen mi?’
Eğer her yıl aynı hikâyeyi yaşıyorsak, sorun sadece kar ya da yağmur değildir. Sorun, bu şartlara uygun kalıcı çözümler üretememektir.
Bugün yollarda ki çukurlara bakıp ‘doğa yaptı’ demek kolay.
Ama yarın o çukurlardan geçen insanların hayatını düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele yol değil…
Mesele, alışmak.
Ve en tehlikelisi de bu:
Alıştığımız sorunları artık sorun olarak görmemek.