“Mirov bi axiftinê nayê nasandin, bi kirinê tê nasîn.” ‎(İnsan konuşmasıyla değil, yaptıklarıyla tanınır.)

‎İnsan; özgür, eşit ve adil bir dünyada yaşamak ister. Modern bir dünya tasarlar. Teknolojiden faydalanma isteğinin özünde var olan olanakların mümkün olduğu kadar kullanımı vardır. Teknoloji, insan hayatını kolaylaştıran bir özelliğe sahiptir.

Bildiğimiz kadarıyla yaşamı daha sağlıklı, daha güvenli ve daha insanca hale getirir. ‎19.yüzyıldan sonra Avrupa’nın felsefe, bilim ile gelişmesi sonucu modern dünya anlayışı oluşmuştur. Bugün hâlâ aynı planlama ve akıl anlayışıyla yaşamlarını sürdürüyorlar. Modern dünyanın medeniyetin temsilcisi olarak görülen Avrupa, insan yaşamını merkeze alan bir sistem kurmayı başardı. İnsanlığın beşiği Mezopotamya ise bugün kendi kaderine terk edilmiş durumda.

‎Hakkari geçmişin kültür medeniyetlerinden biriydi. Osmanlı döneminde medrese eğitimi vermek için Hakkarili âlimler Ürdün’e, Orta Doğu ülkelerine gönderiliyordu. Günümüzde geçmişin mirası, geleceğin kuramıyla çelişki yaşamaktadır.
‎Yaşadığımız şehre bakalım…

‎Yıllardır ilkel koşullarda yaşam mücadelesi veren insanlar… Teknolojinin nimetlerinden söz edilen dünyada yaşam. Ortada teknoloji adına doğru düzgün hiçbir şey yok. Yanlış yere yapılmış entegre katı atık tesisinin sebep olduğu heyelanlar, çöken yollar, tozdan ve çamurdan geçilmeyen sokaklar, bakterili akan çamurlu sular, toplanmayan çöpler…

‎Hakkârili iş adamları, kanaat önderleri nerede? Başka yere hizmet edeceklerine neden doğdukları memlekete katkı sunmuyorlar?

‎Sebebi sorgulanmayan tekrar eden intihar vakaları… Duyarsız bir toplum olduk. Gençlerin umutlarını kaybettiği bir şehir haline geldik. “Paris olacağız” denildi ama ortaya çıkan manzara, geçmişin yoksul kasabalarını andıran bir şehirden farksız olmadı. Modern dünya bu değildir.

‎İŞKUR adı altında insanların oy uğruna geçici işlere mahkûm edilmesi, yaşlı insanların istihdam edilmeye çalışılması, insanların düşük maaşlarla çalıştırılması, gençlerin ise tamamen değersiz görülmesi… Aşiretçi anlayışın ve liyakatsizliğin hâkim olduğu bir düzende ne gelişim olur ne de adalet.
‎İnsan değerinin olmadığı yerde modernlikten söz edilemez.

‎Bugün Hakkâri’de halk sağlığı önemsenmiyor. Sokaklar çöp kokusundan geçilmiyor. Çamurlu sular akıyor, yollar bozuk, deprem gerçeği ortadayken heyelan bölgesine entegre katı atık bertaraf tesisi yapmak hangi aklın ürünüdür?

‎Sorunlar her geçen gün büyüyor. Gençler işsizlik yüzünden göç ediyor. Son günlerde toplanan çöplerin Durankaya’ya bırakılması ise ayrı bir sorun haline gelmiş durumda. İki günde bir çöken yolların olduğu bir bölgenin çöplüğün merkezine dönüştürülmesi nasıl bir anlayıştır?

‎Şehir merkezinde de aynı durum geçerli. İnsanlar umutlarını başka şehirlerde aramak zorunda bırakılıyor. Çözüm üretileceğine sorun üretiliyor. Sebebi ise gayet basit: bilgisizlik, işi ehline vermemek ve nepotizm anlayışı…

‎Gerçekten yazık.

‎Basit imkânlarla büyük vaatler, gösterişli söylemler ve hayali projeler sunuluyor. Peki bunlar gerçekleşebilir mi?

‎Hakkâri bu durumu yaşarken, “güneşin batmadığı ülke” olarak anlatılan İngiltere’nin 1800’lerde yaşadığı “Great Stink” dönemi aklıma geliyor. Ama o krizden sonra modern sistemler kuruldu. 1950’lerde bile belediye hizmetleri açısından geri olan bir ülke, bugün dünyanın en gelişmiş altyapılarından birine sahip hale geldi.
‎Biz de hatalarımızdan ders çıkarıp Hakkâri’yi yaşanabilir bir hale getirebilir miyiz? Bugün bizde Great Stink i yaşıyoruz.

‎1100’lü yıllarda büyük medeniyet ve kültür birikimine sahip olan bu şehir yeniden modernleşebilir mi bilinmez. Ama liyakat olmadığı, gençlere değer verilmediği ve öncelik tanınmadığı sürece halimiz değişmeyecektir.

‎Liyakat olmadığı sürece biz hâlâ çamurlu suları, çöpleri ve bozuk yolları konuşuyor olacağız.
‎Paris gibi olmak vaat edildi ama Eyfel Kulesi’ni bırakın görmeyi, ortalık tozdan görünmez hale geldi. “Yeni yüzyıl”, “teknoloji” ve “modernlik” sloganlarıyla sunulan her yenilik, Hakkâri’ye daha fazla çözümsüzlük getirdi.

‎Ve bugün geldiğimiz noktada sadece işi maneviyata yükleyerek bir şeylerin gerçekleşemeyeceği bilinmelidir.
‎Evet, Paris gibi olamadık. Avrupa örnekleri bizim geniş hayal gücümüz de kalarak yer alsın.

‎Dünyanın geçmiş yüzyıl şartlarının kötü örneklerini andıran bir şehir düzeni haline geldik. Buna rağmen hâlâ buna “hizmet” deniliyor.
‎İnsan önce yaşadığı memleketi düşünür. Çünkü bir şehrin geleceği; yollarıyla, suyuyla, temizliğiyle, gençleriyle ve insanına verdiği değerle ölçülür.

‎Yüzyılda hâlâ bunları konuşuyor olmamız ise asıl trajedidir. Alternatif yol derhal açılmalıdır. Hakkâri hak ettiği hizmet anlayışına bir an önce kavuşmalıdır. Hakkâri kaderine terk edilemez.

‎Hatalardan ders alınır mı bilinmez. Ama bugünden itibaren gerçekliğimizle yüzleşip işi ehline bırakmalıyız. Modern dünya akıl çağıdır; bilimin rehberliğinde şekillenmiş bir çağdır. Aklın egemenliğini sağlamadığımız sürece sorunlarla mücadele etmek bir yana, sorunlar katlanarak büyüyecektir.

‎Hakkâri’de yaşayan gençlere ve insanlara hizmeti çok görmemeliyiz. Hakkâri, adına yaraşır bir kültürle en iyi hizmeti hak ediyor. Çünkü boş vaatler karın doyurmuyor. Yaşanan bu durum bizim en büyük gerçekliğimizdir.