HAKKARİ’YE KARŞI SORUMLUYUZ
“Hakikat, rahat koltuklarda oturanları huzursuz eder.”
— Diyojen
Bir memleketi yaşanılır kılan nedir; dışarıdan yansıtılan görünüşü mü, içerisinde yaşayan insanların mutluluğu mu?
Birçok insan eleştiri yapar; eleştiri bir toplumu geliştirir. Bakış açısını genişletir, olaylara daha aklıselim bakmasını sağlar. Olaylar karşısında birey, bulunduğu yerin ve yaşadığı zamanın farkına varamaz. Olaylara duygusal yaklaşır, gerçekleri görmek istemez. Ben bir memleketten söz ediyorum: Eleştiri kültürüne yabancılaşmış, söylemle eylemin çeliştiği, bir zamanların kültür merkezlerinden biri olan; fakat bugün insanlarının fırsat bulduğunda terk etmek istediği bir memleketten… Hakkari’den söz ediyorum.
Bir insanda bir işe dair yetkinlik yoksa, sırf ısrar uğruna kendini o işe adaması nasıl yanlışsa; ehliyetsiz insanların toplum yönetiminde ısrar etmesi de o kadar yanlıştır. Cesur Yeni Dünya adlı eserinde Aldous Huxley anlattığı, teknolojinin insan değerlerini hiçleştirdiği dönemi anlatan korku ütopyasından söz etmeme gerek yok; günümüz tüketici toplumu zaten teknolojinin yanlış kullanımı altında ezilmişliğini hissettiriyor. Modern dünya olarak anlattığımız bu yüzyılda, bir yol bile doğru düzgün yapılamayacaksa medeniyetten bahsetmek hayalden öte olmasa gerek.
Yüzyılın Fırtınası eserinde Stephen King, yoğun kış şartları nedeniyle dünyayla bağlantısı kesilmiş bir kasabayı anlatır. O eser, yalnızlığı, terk edilmişliği ve çaresizliği simgeler. Mitolojik değerlerin gerçeklikle işlendiği bir eser olmasına rağmen, insan çaresizliğini anlatan bir yapıttır. Günümüz Hakkari’si de bize bunu hatırlatıyor. Hayal ürünü bir kasabayı değil, gerçek hayatta yalnız bırakılmış bir şehri görüyoruz.
Bugün yaşanan heyelanlar, kapanan yollar ve mağdur olan insanlar, Hakkari’nin sahipsizliğinin bir başka kanıtıdır. Ortada olan büyük bir gerçeklik var. Bir şeylerin farkına varmamız gerekiyor. Bu mesele tek bir kurumun sorunu değildir. Sivil toplum, siyaset, vatandaş fark etmeksizin hepimiz aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Böylesi ciddi sorunları polemiğe çevirmek fayda sağlamaz. Hakkari’de bulunan siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin eleştiri yapması, yaşanılanlara tepki göstermesi gayet doğaldır. Sonuçta burada yaşayan insanlar, bir temsile ve aidiyete sahipler. Elbette görüşlerini, bakış açılarını ve çözüm önerilerini toplumla paylaşacaklar. İyisiyle kötüsüyle yaşanılan her durum karşısında bundan etkilenen insanlar yine Hakkâri halkı olacaktır. Yapılan eleştiriler, yaşanılan durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. O hâlde haklı eleştirilere kulak vermek gerekir. Mesele, yaşayan halkın bu yüzyılda ve imkânlar karşısında bazı sorunlarının hâlâ çözülemediği bir durumu örneklemektedir.
Gerçek olan şudur: Hakkari’nin çözülmesi gereken sorunları var.
Yol sorunu,
altyapı sorunu,
deprem ve heyelan riski vardır. Aynı zamanda bu halkın güven kaygısı vardır. Yaşanılan yol problemi karşısında alternatif yollar yapılmalıdır. “Kader” denilerek geçiştirilemez. Yaşanılan bir sorun hepimizi etkilemektedir.
Sosyal ve ekonomik sorunlarla beraber gelen göç sorunu da ayrı bir sorunu teşkil etmektedir. Bizim en büyük eksiklerimizden biri de övgüyü abartarak ifade etmemizdir. Fazla övgü, çözümsüzlüğün etkenlerinden biridir.
Bir zamanların yetersiz koşullarıyla şimdiki dönem bir tutulamaz. İnsanlar ayrıştırılamaz. İhtiyacın bütün insanlara eşit şekilde verildiği sosyal ve ekonomik bir toplum inşa edilmediğinden, sorunların çözüme kavuşturulamayacağı bilinen bir gerçektir. Bütün insanlar eşittir; ayrım yapılan şey, kişilik ve duyarlılık değerleridir. Yaşadığımız şehirde insanların birincil ihtiyacı güven içinde yaşamaktır. Güvenin olmadığı yerde umut zayıflar, üretim azalır, gelecek duygusu söner.
Bu yüzden liyakatle gelen hizmet bunun önceliğini sağlayacaktır. Fikir ve ideolojik bağlam fark etmeksizin, işin ehli insanların hizmette söz sahibi olması gerekir. Bu, bütün partiler ve kurumlar için geçerli olan bir şarttır. Bilgili, dürüst ve üretken insanlar öne çıkmadan hiçbir şehir kalkınamaz.
Hakkâri adına yakışır bir siyaset artık zorunluluktur. Hiçbir siyasi yaklaşım, Hakkâri insanının varlığından daha değerli değildir.
Bu saatten sonra tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve idari kurumlar ortak akılda buluşmalıdır. Toplum yararına katkı sunmayan, bir arada yaşama kültürünü benimsemeyen ve Hakkari’nin özüne yakışır hizmet yapılmayan her anlayış, Hakkâri halkının vicdanında mahkûm olacaktır.