Bireysel Özgürlükler ile Dönüşüm-Değişim Eksenli Yeni Öznellik Modeli

Bir zamanlar; sosyal haklar, kamusal sorumluluklar, ortak gelecek fikri, imece usulü ile yardımlaşmalar vardı. Şimdilerde ise daha çok kişisel başarılar, kariyer planları, bireysel performanslar ''bunu sen mi başardın veya başaramadın gibi söylemler'' vs. konuşuluyor. İşte bu dönüşümün adı basit haliyle neoliberal toplumdur diyebiliriz.

Neoliberalizmin en başarılı manevrası nedir acaba?

Böyle keskin bir soruyla merhaba diyelim konuya.

Konuya giriş yapmadan önce bir dipnotla şunu belirtmek isterim: Konunun okuyucu tarafından daha çok içselleştirilmesi için okuduğum bir kitaptan ve izlediğim bir diziden konuyla bağlantılı kısımlarını analiz ederek aktardığımı belirtmek isterim.

Toplumda; bireyin fayda maksimizasyonun ne kadarına bakılır. Muhasebesi işe yarıyorsa iyi, aksi durumda kötü.

20. yüzyılın önemli edebiyat figürlerinden biri olarak kabul edilen Franz Kafka'nın en önemli eserlerinden biri de Dönüşüm kitabıdır. Yazarın uzun öyküsü olarak kabul edilen eser benim bugüne kadar okuduğum ve tesiri halen üzerimde olan bir kitap. Konusu itibariyle hem yazıldığı çağda hem de günümüz dünyasının bir aynasıdır diyebiliriz. ''Bu kitabı neden örnek verdiniz'' diye duyar gibiyim. Kitapta en önemli anekdotlardan biri roman kahramanı olan Gregor Samsa'nın bir sabah devasa bir böceğe dönüşmüş olarak uyanmasıyla başlar.

Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.

Evet bir gece yatıyorsunuz ve sabah uyandığınızda kendinizi dev bir böceğe dönüşmüş buluyorsunuz.

Otomat haline gelen bir insanın çevresine ve kendisine yabancılaşması ve böceğe dönüşmesi ile farkına vardığı varoluşunu ve özgürleşmesini anlatan kitapta; sembolize edilen karakteri, günümüzde çoğumuz yaşıyoruz. Yaşamamızı 8-5 mantığına indirgendiğinde öznelliğimizi yitirdiğimizi rahatlıkla görebiliyoruz.

Gregor Samsa; Anne baba ve kardeşiyle orta sınıf bir ailenin tek çalışanı. Eve para getirmek için bir pazarlama şirketinde çalışmaktadır. O güne kadar ailesinin el üstünde tuttuğu bir birey. Gregor Samsa böceğe dönüşene kadar bu böyleydi. Ondan sonra ailesinin onu hor gördüğü, kendilerine sadece bir yük olduğunu, eve ekonomik anlamda bir getirisinin olmadığını görmektedirler. Ve o artık aileden biri değil; çünkü faydası yok ailesine. Para kazanamıyor artık.

Dönüşümdeki insan modeli; sevginin koşullu olduğu yerde insanlığın da kırılgan olduğu gerçeğini bizlere hatırlatır.

Günümüzde gerek liberal gerekse de neoliberal toplumların hemen hepsinde bireysel özgürlükler çevresinde bir şekillendirme mevcuttur. ''Bir başarın varsa bu hepimizin gururu; ancak bir başarısızlık olduysa da bu senin eserin'' Söylemi anlatmak istediğim konunun özeti adeta.

Kitabın konusu anlatmaya sayfalar yetmez tabi. Kitapta toplumsal bir yozlaşma, yabancılaşma, bir yakınlaşmanın fayda veriyorsa olabilirliği, aksi durumun görmezden gelindiği; toplumun en önemli birleştirici sosyal yapısı ailenin bile yeri geldiği zaman sana arkanı dönebileceğini en sert biçimde anlatması, aslında vermek istenen mesajın en çarpıcı örneğidir.

Yine günümüz dünyasında son zamanların en önemli tv yapımlardan biri olan Güney Kore yapımı Squid Game dizisi de bireyin toplumdan nasıl soyutlandığı, bireysel özgürlüklerin serbestisinin kişiyi nasıl yalnızlaştırdığını, Kapitalist sistemin en sert yapısının toplumda ne denli bir değişime sürüklendiğinin en saf halini bizlere perde arkasından gösteriyor.

Bu dizi; "kanlı bir oyun" değil; neoliberal düzenin bireyi nasıl yalnızlaştırdığını, borçla nasıl diz çöktürdüğünü ve rekabeti nasıl kutsadığını anlatan bir alegori olarak toplumun karşısına çıktı.

Şimdi bu dizinin toplumsal boyutta bizleri nasıl bir evrede, sisteme entegre ettiğine; neoliberalizmim sahte seçim özgürlüğünü, rekabetin ölümcül romantizmini bizlere olağan göstermesini, sahte yaşamlarımızın popülaritesinin ne denli bir çaresizlik olduğuna hep beraber bakalım:

Netflix’in Güney Kore yapımı dizisi Squid Game, ilk yayımlandığında yalnızca şiddet estetiğiyle değil, temsil ettiği toplumsal yapıyla da izleyicileri derinden sarstı. Ancak bu dizi, yalnızca "kanlı bir oyun" değil; neoliberal düzenin bireyi nasıl yalnızlaştırdığını, borçla nasıl diz çöktürdüğünü ve rekabeti nasıl kutsadığını anlatan bir alegori olarak toplumun karşısına çıktı.

Dizinin merkezindeki karakterler, farklı sosyoekonomik arka planlardan gelse de ortak bir noktada buluşurlar: Borç. Bu borç, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda bir sistemin dayattığı hayatta kalma borcudur. Neoliberalizmin en büyük vaatlerinden biri olan “bireysel özgürlük” burada grotesk* bir şekilde karşımıza çıkar. Oyuncular, canlarını ortaya koyarak ‘kendi kararlarını’ verirler. Ama gerçekten özgürler mi?

*Neoliberalizmin Sahte Seçim Özgürlüğü

Neoliberal ideoloji, bireyi her şeyin merkezine koyar. Başarısızsan, bu senin hatandır. Çalışmadın, planlamadın, risk aldın ama yönetemedin. Oysa Squid Game bu anlatının altını oyar. Karakterler arasında üniversite birincisi bir yatırımcı da vardır, işsiz bir göçmen de. Ancak hepsi aynı noktada buluşur: Sistem dışı kalmış, "kaybeden" bireyler.

Neoliberal toplumda seçim özgürlüğü, çoğu zaman yalnızca daha fazla borçlanma özgürlüğüdür. Bankalar kredi verir, reklamlar sana her şeyin mümkün olduğunu fısıldar. Ama bir noktada "oyuna" dahil olmak zorunda kalırsın. Oyun ise hiçbir zaman adil değildir. Kurallar açık olabilir ama başlangıç çizgisi asla eşit değildir.

*Rekabetin Ölümcül Romantizmi

Dizideki oyunlar, çocuk oyunlarıdır. Ancak bu oyunlar artık masum değildir. Tıpkı günümüz toplumlarında olduğu gibi: Eğlenceli rekabet söylemleri, ölümcül eşitsizlikleri gizler. Bugünün iş dünyasında, eğitim sisteminde ya da sosyal yaşamında da kazanan her zaman "en iyi" değil; en uyum sağlayandır. Ya da rolünü en iyi yapandır!

Ve uyum sağlamak, çoğu zaman ahlaki değerlerden, duygudaşlıktan, hatta insaniyetten feragat etmeyi gerektirir. Squid Game’de bir noktada şu soruyu kendimize sorarız: Karakterler kötü mü, yoksa sistem mi onları kötüleştiriyor?

*Toplumsal Eleştiri mi, Popülerleştirilmiş Çaresizlik mi?

Elbette dizinin kendisi de çelişkilerle dolu. Kapitalizmin sert eleştirisini yaparken, küresel bir dijital platform üzerinden milyarlar kazandırıyor. Belki de bu, neoliberalizmin en başarılı manevrası: Kendisini eleştiren ürünleri bile pazarlayabiliyor.

Ama yine de bir şeyler değişiyor. Squid Game, bu düzenin artık "oyun gibi" olmadığını, gerçek insanların gerçek acılar yaşadığını bize hatırlatıyor. Ve belki de en önemlisi, yalnız olmadığımızı fark ettiriyor.

Sonuç: Oyun Bitmedi, Sadece Seviyeler Değişti

Bugün hepimiz birer yarışmacıyız. Borçlarımızla, kariyer hedeflerimizle, sosyal medya profilimizle bir tür “hayatta kalma” oyunundayız. Ama unutmamalıyız ki bu oyunun kuralları insan eliyle yazıldıysa, yeniden yazılması da mümkündür.

Bireyselliğin egemen olmadığı bir toplum inşasının yeniden kök salması için dayanışmacı bir toplumun yeniden inşası; hepimizin geleceği için önem arz etmektedir.

Ve belki bir gün, rekabetin değil dayanışmanın kazandığı bir oyun kurarız. Kim bilir.

*Grotesk: eskiçağ Roma yapılarında bulunan, insan, hayvan ve çiçek figürlerinin gülünç olacak bir şekilde bir araya gelmeleri biçimindeki abartılı süsleme tarzı. (Kemal SUNAL filmindeki Gulyabani gibi.)

Dizide dikkatimi en çok çeken bir anekdot ve belki de günümüz toplumun bir özeti. Hayatta kalmak için bir anne ve çocuğunun bir yarışmada birbirlerini vurabilecek olmasının bile olağan görülmesi.

Neoliberal kavramı literatürde her ne kadar ekonomi bilimi ile lanse edilsede, toplumsal eleştiri bağlamında ''insanların ne oldukları ya da ne olamadıkları'' sorusuyla da doğrudan ilgilidir.

Güney Kore yapımı Squid Game ile Franz Kafka’nın 1915 tarihli eseri Dönüşüm, farklı yüzyıllara ve anlatı biçimlerine ait olsalar da aynı hakikatin etrafında dolaşır: Modern insanın sistem karşısındaki yalnızlığı ve değersizleşmesi.

Bugün neoliberal toplumda en büyük dönüşüm, insanın kendi içindeki yabancılaşmasıdır. Kafka bunu bireyin iç dünyasında gösterir; Squid Game ise kolektif bir sahnede sergiler. Her iki eser de bize şu soruyu sorar:

Sistemin dikte ettiği insan modeli mi?

Herkesleşmeyen bir insan modeli mi?

Günün sonunda hepimiz Dönüşümdeki Gregor Samsa'ya ve Squid Game'deki oyunculara benziyorsak cevap belli...

İyiliği sevin. Kalın sağlıcakla.