Hayatta insanoğluna en büyük destek ve yardımı verecek olan dostlarıdır. Dost iyi ve kötü günde yanında olandır. Ne var ki günümüzde dost kavramının içi boşaltılmış, dost menfaat gördüğün ve menfaat verdiğin kişiyle eşdeğer anılmıştır. Bunlar asla gerçek dost değil dost adı altında menfaatlerin bittiği noktasında son bulan çıkar ilişki arkadaşlıklarıdır. Gerçek dost sayısı çok azdır.

Anlatır büyükler. Vaktiyle birisinin bir oğlu vardır. Hali vakti yerindedir. Çocuğun bir arkadaşı gelir diğeri gider. Sayısını kendisi de bilmez. Bunları gören babası çocuğuna bir ders vermek ister.

-Oğlum! Kimdir bunlar bu kadar gelip giden?

-Baba arkadaşlarım, dostlarımdır.

-Oğlum arkadaşların iyi dostların mı?

-Evet baba. İçtiğimiz, yediğimiz ayrı gitmez.

-Peki oğlum başına bir bela, bir iş geldiği zaman bu arkadaşların yanında olurlar mı? Sana destek verip seni kollarlar mı?

-Tabi ki baba. Beni yalnız bırakmaz, bana destek verirler.

-Oğlum bu yaşa geldim benim bir yarım dostum var. Başka da dost bulamadım.

Madem öyle bunu sana bir hakikatle ispatlamamı ister misin? Kim dost, kim arkadaş? Kim kara gün dostu, kim menfaat gözeten?

-İsterim baba.

Babası kendi bağ evinde bir koyun keser. Koyunun kanlı leşini bir torbaya bırakarak çocuğunu yanına çağırır. Torba kandan kızıla boyanmıştır.

Şimdi der. Arkadaşlarını sıra ile çağır veya onlara haber et. Başıma bir bela geldi. Bir kaza sonucu birisini vurdum. Elimi kana buladım. Gelin beni bu dertten, bu sıkıntıdan kurtarın. Bu cesedi ortadan kaldırmama yardım edin. Diye söylemesini ister.

Delikanlı tüm arkadaşlarını çağırmasına rağmen, hepsine derdini anlatmasına rağmen birisi gelmez ve çoğu katil olmuş birisine nasıl yardım ederiz. Adamı vurmuşsan git cezanı çek. Sana yardım edemem. Diye söyleyip hızla ondan uzaklaşırlar.

Oğlan şaşırmış ve hayal kırıklığı yaşamıştır. Can ciğer kuzu sarması olan arkadaş ve dostlarından biri bile yardımda bulunmamış ve hepsi kendisini terk etmiştir.

Babası oğlum şimdi yarım dost diye bildiğim filan yerdeki şu arkadaşıma git, benim oğlum olduğunu söyle ve aynı durumu anlat der.

Oğul adı geçen yere gider. Babasının dostunu bulur ve olayı babasının söylediği gibi anlatır. Baba dostu ikilemeden hemen yardım edeceğini söyler. Söylenen yerdeki sözüm ona kanlı cesedi alırlar ve bir yeri kazarak oraya gömerler. Üstüne iyice toprak atıp bir güzel bahçe haline getirir ve üzerine maydanoz ekerler.

Aradan birkaç ay geçer. Adam oğlunu yanına çağırarak şimdi benim dostumun dükkanına git ve alıcı gibi davranarak bir şeyler sor. Daha sonra bir tartışma yarat ve dostuma bir tokat at. Olayı gözle.

Oğlan babasının dediğini yapar. Babasının dostunun dükkanına giderek bir şeyler sorarak pazarlık yapar. Tartışırlar ve çocuk hiddetlenerek baba dostuna bir tokat atar.

Baba dostunun cevabı oğlanın kulaklarında uzun uzun yankılanarak hayatta hiç unutmayacağı ders niteliğindeki sözler olur.

“Oğlum git babana selam söyle. Biz bir tokada maydanoz bahçesini bozmayız.”

Vefanın, dostluğun ve arkadaşlığın ne olduğunu oğlan çok iyi anlamıştır.

Naçizane bizde 53 yıl aradan sonra lise arkadaş ve iki dostumuzla İstanbul’da buluşarak hasret giderdik.

Belki hikayedeki kadar değil ama gerçek dostluğu aradan geçen 53 yıl sonunda yeniden yaşamak, yenilen bir yemekten, yapılan bir sohbetten ve anılan güzel günlerden dem vurarak gençlik yaşımızdan 70’lere merdiven dayayan yaşlı dedeler olarak mutlu ve huzurlu bir şekilde birbirimizden ayrıldık.

Gerçek dostların hayatınızda eksik olmaması dileğiyle.