“Yarınlar, yorgun ve bezgin kimselere değil; rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir.”

— Marcus Tullius Cicero

Her kültür, belirli bir zaman diliminde oluşan bir sürecin ürünüdür. Varlığını, ortaya konan davranışların yansıması olarak gelecek kuşaklara aktarır. Zamanla bir yaşantı düzeni hâline gelir ve belirli evrelerle gelişir. Gelenekten gelen davranışların izlerini taşır.

Hangi medeniyetten izler barındırıyorsa, o varoluş o ulusun kimliğinde kendini bulur. Yaşamda kullanılan sözler, o toplumun varlık gerekçesini oluşturur ve bir felsefenin izlerini taşır. Toplumların aidiyeti ve değeri vardır. İnsan kuramı, yaşatılan ve yansıtılan bir düzene karşılık gelir.

Doğa, varoluşun yansımasıdır; onun aynasıdır. Bir Kürt atasözü der ki:

“Her ot kendi kökü üzerinde yeşerir.”

İnsan da yaşadığı doğanın izleriyle doğar, büyür ve ölür.

Kürt kültüründe baharın önemi oldukça derindir. Özellikle Mart ayı, geçmişten gelen geleneklerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Aynı zamanda önemli bir şahsiyetin doğumunu ve vefatını barındırır:

Mela Mustafa Barzani 14 Mart 1903’te Barzan’da doğmuştur. Halkının kalbinde derin izler bırakmış, Kürtler için ölümsüz bir lider olarak kabul edilmiştir.

Barzani, hem dinî hem de ulusal bir çizgide, halkı için bir yaşam ve mücadele felsefesi ortaya koymuştur. İnsan haklarına dayalı, özgür ve adil bir yaşam talep etmiştir.

Onun Batı’ya yönelik eleştirilerinden biri dikkat çekicidir:

“Bir varil petrol, bin ton adaletten daha ağırdır.”

Bu söz, Henry Kissinger ile olan temaslarında dile getirdiği eleştirinin özüdür.

Jean-Jacques Rousseau ise adaletin, eşitliğe dayalı bir toplum sözleşmesiyle mümkün olabileceğini savunur. Hak talebi, insanlık tarihi boyunca süregelen doğal bir arayıştır.

Barzani, hayatı boyunca halkı için mücadele etmiştir. Bir röportajında şöyle demiştir:

“Ben sadece ulusum için değil, dinim için de savaşıyorum. Çünkü Baas rejimi bana başka bir yol bırakmadı.”

1 Mart 1979’da ABD’de hayatını kaybetmesi, Kürt halkı için bir yasın başlangıcı olmuştur.

Jean-Paul Sartre özgürlüğü şöyle ifade eder:

“İnsan, değerler yarattığını anladığında, tüm değerlerin temeli olan özgürlüğü ister.”

Özgürlük, insanın sahip olabileceği en temel değerdir. Amaç; eşit, adil ve insanca bir yaşam kurmaktır.

16 Mart 1988’de Halepçe Katliamı gerçekleştirildi. Bu olay, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bu katliam, zulmün en ağır örneklerinden biridir.

Bu tarihin, 21 Mart öncesine denk gelmesi tesadüf değildir. Çünkü Newroz; yeniden doğuşun, direnişin ve umudun simgesidir.

Newroz, Kürtçede new (yeni) ve roj (gün) kelimelerinden oluşur: “yeni gün”.

21 Mart’ta kutlanır ve doğanın yeniden canlanmasını simgeler.

Kürt kültüründe Newroz üç anlam taşır:

Mitolojik: Demirci Kawa’nın Dehak zulmüne karşı direnişi

Tarihsel: Medlerin Asurları yıkışı ve yeni bir dönemin başlangıcı

Dini: Zerdüşt inancında kutsal bir gün olması

Ateş; arınmayı, direnişi ve yeniden doğuşu simgeler.

Bugün de Newroz, tüm insanlık için bir umut, barış ve birlik çağrısıdır.

Geçmişin acıları unutulmadan, geleceğin daha adil kurulması için bir hatırlatmadır.

Umarım Newroz, umudun ve gerçek insanlığın rehberi olmaya devam eder.