Bir zamanlar "bölgenin en modern çöp arıtma tesisi" olarak tanıtılan, milyonlarca euroluk bütçelerle inşa edilen bu tesisin bugün geldiği nokta insanın içini sızlatıyor.
Fotoğraflara baktığınızda gördüğünüz şey yalnızca yıkılmış binalar, eğrilmiş çelikler ve dağılan yapılar değil; aynı zamanda heba edilen kaynaklar, boşa giden emekler ve cevabı bekleyen sorulardır.
Tam 30 milyon euro...
Bu para ile kaç okul yapılırdı? Kaç hastane donatılırdı? Kaç kilometre yol, kaç sosyal proje, kaç yıllık belediye hizmeti finanse edilebilirdi?
Bugün ise milyonlarca euronun karşılığında geriye kalan şey, suyun kıyısında duran devasa bir enkaz görüntüsü.
Bir çöp arıtma tesisi çevreyi korumak, atıkları yönetmek ve gelecek nesillere daha temiz bir yaşam bırakmak için kurulur. Ancak burada ortaya çıkan tablo, çevre yatırımı ile başlayan bir hikâyenin nasıl büyük bir sorgulamaya dönüştüğünü gösteriyor. Çünkü vatandaşın aklına gelen ilk soru artık tesisin kapasitesi değil:
"Bu kadar para nereye gitti?"
Betonarme yapılar ayakta kalmaya çalışırken çelik konstrüksiyonlar yerle bir olmuş. Arazi adeta savaş sonrası görüntüsünü andırıyor. Bu manzara karşısında kimsenin "normal bir durum" demesi mümkün değil.
30 milyon euroluk bir yatırımın sonu böyle olmamalıydı.
Bu enkaz sadece mühendisliğin değil; planlamanın, denetimin, hesap verebilirliğin ve kamu vicdanının da sınavıdır. Eğer ortada bir ihmal varsa ortaya çıkarılmalıdır. Eğer yanlış hesap varsa açıklanmalıdır. Eğer doğal bir afet söz konusuysa bunun neden öngörülemediği sorgulanmalıdır.
Çünkü bu tesisin sahibi aslında birkaç yönetici ya da birkaç şirket değildir.
Bu yatırımın gerçek sahibi halktır.
Bugün fotoğraflarda görülen demir yığınları, yalnızca bir tesisin çöküşünü değil; milyonlarca euroluk bir umudun da enkaza dönüşmesini anlatıyor.
Ve geriye tek bir soru kalıyor:
30 milyon euroluk bu enkazın hesabını kim verecek?