Kış ile aramızda bir ara buluculuk görevi yapan “eylül” geçen hafta bizi terk etti. Kış mevsimi haşin ve güçlü olunca sonbaharın teslimiyeti erken olabiliyor.
Atalarımız Hakkari topraklarında çok eziyet çekmişler ki; “Eylülün yarısında, yarısını yarısına ver kendini kışa hazırla” demişler. Yani şartları zorlayın, yarısını maliyet yapıp diğer yarısını kurtarın ki kışa hazır olabilesiniz. Ve ısrarla bunu eylül ayında yapın demişler. Demek ki, kalan üç ay pek güven vermemiş. Kuşkusuz insanlar doğa ile mücadele ederken, geçmişlerinin engin deneyimlerinden faydalanarak hayatta kalabilmişler.
Bu anlamlı ve özlü sözümüzü bu sezon teğet geçmek zorundayız. Şehrimiz için hayati önem taşıyan birçok projemiz yapım aşamasında ve kışa mutlak suretle yetiştirmek zorundayız. Mesela “göçük köprüleri”. Kıştan önce trafiğe açılmazlarsa, bizi zor günler bekliyor demektir. Hele hele Hakkari tarafındaki köprü bitirilmezse işte o zaman yandığımızın resmidir.
Umulur ki, sonbahar dirayetli çıksın da aşımıza su katılmasın!
Biz Hakkari’nin çalışma, inşaat sezonun dikkate alınması konusunu sürekli dile getirdik. Ama bu manadaki gecikmelerin bire bir şehri yönetenlerin hatası veya karar vermeleri sonucu ortaya çıktığını söylemekte tam olarak doğru olmaz. Özellikle maliyeti yüksek işlerde göbekten Ankara’ya, kafadan da Van’a bağlı olunca sarkmalar kaçınılmaz oluyor.
Geçmişten gelerek bir değerlendirme yaptığımızda, şehrimizde sorunlara hep palyatif çözümler bulunarak bugüne gelinmiş ki, bugün şehri yönetenlerin en çok zorlandığı konuların başında bu gelmektedir. Yani elinizde mevcut olup üstüne koyacağınız veya geliştireceğiniz oturmuş bir hizmet ortada yok. Ne yapmak istiyorsanız sıfırdan başlamak zorunda kalıyorsunuz. Bu perspektif doğrultusunda olaya yaklaştığımızda, yılların biriktirdiği şehrin işleyişinin önünde set gibi duran sorunlarla baş etmek pek de kolay olmuyor.
Hakkari İl Sesi Gazetesi ve haber sitesi olarak, manşetlerimiz ısrarla “şehrin sorunları” olunca bu durum Vali Sayın İbrahim Taşyapan’ın dikkatini çekmiş olmalı ki, ben ve arkadaşlarımla bir durum değerlendirmesi yapılmasının faydalı olabileceğini düşünmüş. Doğrusu ben meslek hayatım boyunca “zorunluluk halleri ve “durumun gerektirdiği” zamanlar dışında bürokrasi ile hiç görüşme gerçekleştirmiş değildim. Şu program bu önemli gün dışında “yazdıklarım” veya yazdıklarımız için ilk defa muhatap alındık. Elbette bizim direkt olarak muhatabımız okurlarımız. Ama ısrarla dile getirdiğimiz sorunların muhatabı şehrin sevk ve idaresinden sorumlu kişilerdir. Eksiklikleri yerinde görüp, çözüm mercilerine ulaştırmaya aracılık ederken, sesimizin duyulması hayra yorumlanabilir ve sorunun çözümü için de bize umut verebilir bir gelişmedir.
Gazetemizin, haber sitemizin habercilik babında kararlı duruşu ve arkadaşlarımızın ısrarla Hakkari’nin ve Hakkari’linin sorunlarını haberlerine konu yapmaları ve bunun Vali Sayın Taşyapan’ın dikkatini çekmiş olması bir milat olarak ele alınabilir. “Kamu”nun bütün deneyimini içselleştiren bir ustalıkla dördüncü kuvvetin farkına varan Vali Sayın Taşyapan, bu yaklaşımı ile yerelin sorunları çözülürken “yerel basın”ın desteği ve fikirlerinin önemli olabileceğine kanaat getirdiği düşüncesindeyim.
Hakkari İl Sesi Gazetesi bu misyona öncülük etmekten ve en zorlu görevi üstlenmekten ancak onur duyacaktır.
-”Benim niyetim halis, Hakkari’ye elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Hizmet açığı çok fazla. İmkanlar kısıtlı“ diyor Sayın Taşyapan.
Biz de Hakkari İl Sesi Gazetesi olarak; “Yaşanabilir bir Hakkari” yaratılması dışında bir meyil ve menzilde olmadığımızı beyan ettik sayın valimize. Kendisinin elinden geldiğince Hakkari’ye yararlı hizmetler sunacağı konusunda inançlıyız. Hakkari’de bir an önce ”taşların yerli yerine oturmasını” temenni ediyoruz. İmkanlar dahilinde hatta bir nebze de imkanlar zorlanarak, Hakkari’nin ayakta durabilmesi için gerekli olan hizmetlerin bir an önce gerçekleştirilmesi elzemdir.
Yüksekova’ya gittiğimizde çöplüğün bize verdiği rahatsızlıktan arıtma tesisisin kıymetini anlıyoruz. Şehrin merkez, ilçe ve köyleriyle bir bütün olarak ortaya çıkacak bütün çöplerini eliminize edecek bir katı atık tesisine ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tesisin yapılması öncelikle mali bir disiplin ve güç gerektiriyor. Burada esas olan tesisin bir an önce temelinin atılmasıdır. Bürokrasinin işleyişine bırakılırsa Hakkari Barajları gibi her yıl takip eden yılın bütçesine aktarılarak zamanda yolculuğa çıkarılır. Bütçenin temini ve bir an önce yapımına başlanması Ankara nezdinde kişisel girişimlerle mümkün olacaktır.
Başka büyük bir mesele içme suyu. Helil suyu projesi ödenek bulunamadığı için gerçekleştirilemiyor. Berçelan Yaylasında mutlak suretle suyu depolayacak göletler yapmalıyız. Kaynaktan çıkan sular ile bir şehrin ihtiyacını on iki ay kesintisiz karşılamak olanaksızdır. Ama bir göletin yapımı oldukça maliyet gerektiren bir projedir. Ödeneğini bulup, yapımını gerçekleştirmek ancak Ankara’nın üstün gayretleri ile mümkün olabilir.
Bu ve bunun gibi önemli hizmetleri gerçekleştirip, kalıcı hale getirebilirsek, Hakkari’de kalanlar, gidenlerden fazla olacaktır diye düşünüyorum.