Taziyede başsağlığı dileyecek kimseyi bulamayan adamın hikâyesi, kalabalığın tam ortasında başladı.

Herkes vardı ama kimse yoktu sanki. Sandalyeler dizilmiş, çaylar yarım içilmiş, bakışlar yere düşmüştü. Adam, ağzına gelen cümleyi söyleyemedi; çünkü cümle kime gideceğini bilmiyordu. Herkes birine yaslanmıştı, oysa onun yaslanacağı bir omuz, sığınacağı bir kelime yoktu. Bir süre ayakta bekledi. Sonra oturdu. Sonra yine kalktı. Taziye böyle zamanlarda insanı yoruyordu; ne söyleyeceğini bilmeyene daha çok.

Mezarlığa doğru yürürken sesler inceldi. Sanki dünya, nefesini tutmuştu. Ölüm sessizliği dedikleri şey, insanın kulağına değil kalbine çöküyordu. Hepimizin bir gün gelip uğrayacağı bu son durakta, herkes bir anlığına nihai yerini görmek ister gibi etrafa bakındı. Kimisi mezar taşlarını okudu, kimisi okumaktan kaçtı. İsimler vardı; tarihler, kısa cümleler, yarım kalmışlıklar… Adam, taşlara bakarken kendini görür gibi oldu; ama hemen gözlerini kaçırdı.

Mezar başında düşmanlar bile düşmanlığını bırakıyordu. Yıllarca bir araya gelmemiş yüzler, aynı sessizliğin içinde yan yana durdu. Kimse kimseye bakmıyordu, ama herkes birbirini görüyordu. Ağaçlara sürtünen rüzgâr, yaprakları birbirine değdiriyor; sanki “olur böyle” der gibi bir ses çıkarıyordu. Kısık konuşmalar vardı; adımlar yavaş, kelimeler tutuk. Bir şeyler söyleniyordu ama asıl söylenenler, söylenmeyenlerde saklıydı.

Kimileri mezar başında son sigarasını içti. Duman, havaya karıştı; göğe değil, biraz daha yukarı bakmak için. Adam, sigara içmedi. Elini cebine soktu, boş çıktı. Boşluk, insanın cebinden çok içini yokluyordu. Toprak atılırken herkes bir avuç aldı; bazıları tereddüt etti, bazıları aceleyle bıraktı. Toprak, bir şeyi örtmüyordu aslında; sadece yerli yerine koyuyordu.

Adam, sonunda bir kelime buldu. Kime söyleyeceğini bilmeden, kendi kendine fısıldadı: “Hakkın helal olsun.” Sesini rüzgâr aldı, ağaçlara sürttü, mezar taşlarına değdirdi. Belki de doğru yer buydu. Çünkü bazı başsağlıkları insana değil, hayata söylenirdi. Ve bazı vedalar, kalabalığın içinde yalnızken daha iyi anlaşılırdı.