Sayın Bakan,

Binlerce yıl boyunca Hakkâri, Baharat Yolu’nun en hayati geçişlerinden biri oldu. Kıtaları, kültürleri, ticareti birbirine bağlayan bu coğrafya; tarihte yük taşıdı, medeniyet taşıdı, hayat taşıdı. Bugün ise aynı topraklarda, çağın son teknolojisinin konuşulduğu bir dünyada, yolların bu halde olması kabul edilemez. Bir zamanlar kervanların güvenle geçtiği bu geçitlerde, artık insanlar evlerine sağ salim dönemiyor. Bu, tarihimize de bugüne de yakışmıyor.

Biz bu toprağın insanıyız. Dağın gölgesinde büyümüş, yolun ne demek olduğunu en çok da yokluğundan öğrenmiş Hakkâriliyiz. Bizim için yol, sadece asfalt değildir; yol, eve sağ dönmektir. Yol, okula varabilmektir. Yol, ambulansın zamanında yetişmesi, öğretmenin sınıfa girebilmesi, esnafın kepenk açabilmesidir. Ve bugün, bu şehirde yol dediğimiz şey; anaların oğullarından, oğulların babalarından, babaların çocuklarından koparıldığı bir imtihana dönüşmüş durumdadır.

Her gün bir kaza haberi düşüyor önümüze. Her gün “yine mi?” diyoruz. Bu “yine”, kader değildir. Bu “yine”, ihmalin tekrar eden sesidir. Virajı kör, zemini zayıf, planı eksik yollar; can alıyor. Eğitim aksıyor; çocuklar okula varamıyor. Sağlık aksıyor; dakikaların hayat kurtardığı anlarda yol, bir duvara dönüşüyor. Ticaret aksıyor; umut, mesafe uzadıkça yoruluyor. Hakkâri, her zaruri alanda aynı cümleyi kurmak zorunda bırakılıyor: “Yol yok.”

Yarın bu şehre Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın en yetkili ismi olan siz geliyorsunuz. Bu ziyaret, bir nezaket durağı olmasın. Bir fotoğraf karesiyle geçiştirilecek bir temas olmasın. Çünkü burada mesele, temenni değil; görevdir. Yol yapmak bir lütuf değil, devlet olmanın asli sorumluluğudur. Güvenli, kalıcı, mühendisliği sağlam, mevsime ve coğrafyaya uygun bir yol ağı; ertelenemez bir zorunluluktur.

Biz yüksek sesle ama saygıyla şunu talep ediyoruz: Hakkari’nin yol sorunu, acilen ve bütüncül bir plan dahilinde ele alınsın. Geçici yamalarla değil; uzun vadeli, denetlenebilir, takvimi ve sorumluları belli bir programla çözülsün. Kaza noktaları derhal güvenli hale getirilsin. Eğitim ve sağlık güzergâhları önceliklendirilsin. Bu şehir, her yağmurda ve her kışta aynı acıyı yeniden yaşamak zorunda bırakılmasın.

Unutulmasın: Yol, bir şehrin nabzıdır. Nabız zayıfsa hayat aksar. Hakkari’nin nabzı bugün yorgun atıyor. Bu yorgunluğu görmek, duymak ve gereğini yapmak; bir talep olduğu kadar bir görev hatırlatmasıdır. Bizim istediğimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. Bizim istediğimiz söz değil, harekettir.

Bu mektup bir sitem değildir; bir çağrıdır. Çünkü bu şehir daha fazla can kaybını kaldıramaz. Çünkü bir devlet, en ücra noktasında bile “yol”u güvenle açabildiği kadar devlettir. Yarın buraya gelen iradenin, bu gerçeği omuzlayarak dönmesini istiyoruz.

Saygıyla ama yüksek sesle…