Yine bir intihar vakası. Yine bir hazin ölüm. Yine yitirilen bir can. Yine babasız kalan evlatlar, eşsiz kalan kadınlar.
Yine yürekleri acılı ana ve babaların sessiz ama hiç bitmeyecek akan gözyaşları.Yine hasret kalan yarınlar. Ve yine sona eren hayatlar, kaybolan ümitler ve umutlar.
Geçen hafta Hakkari’miz bir intihar vakası daha yaşadı. Bir evladımız, bir baba ve bir eş düştüğü sanal bahis ve kumar tuzağından kurtulamayarak çareyi ölümde ve yaşamına son vererek buldu. Son bir yıldır kaçıncı intihar ve kaçıncı hayatlarına son verme. Bunu bilen, bunun çetelesini tutan var mı?
Türkiye’nin bu uç ve küçük ilinde bile bu kadar intiharlar oluyor ve yaşanıyorsa tüm Türkiye’de bu derde müptela olmuş intihar eden kaç insanımız vardır. Bu basit ve sıradan intiharların çok ötesinde hükümetin ve özellikle devletin el atacağı ve çareler üreteceği bir sorun daha olmamış mı?
Nasıl bir alışkanlık ve nasıl bir girdaptır ki bu alışan ve içine giren insanlar kurulamıyor. Varını yoğunu bu uğurda harcıyor. Kaybedeceğini bile bile halen bu oyunları oynuyor ve bu tuzaktan bir türlü uzaklaşamıyor.
Geleceğimizi tehdit eden yuvaları yıkan bu tür olayları daha ne kadar seyredeceğiz. Hükümet ve ilgililer bunlara daha ne kadar seyirci kalacak?
Yasal ve gerekli düzenlemeler nasıl alınacak. Gençlerimizi, evlatlarımızı ve geleceğimizi bu beladan nasıl kurtaracağız.
Geçen gün gittiğim hastane psikoloğundan ibret dolu sözler işittim. Bu uğurda yuvasını dağıtan, elindekini avucundakini verip üstelik gelirinin çok çok üstünde borçlanan bu insanların psikolojileri bozulduğu için çareyi psikologlarda aramakta ve dertlerine çareler istemektedirler. Kendisine başvuranların içerisinde doktor, öğretmen, avukat, iş insanı, memur ve toplumun her katmanından kişilerin bulunduğunu söylüyordu genç psikolog. Ve bunların borçlarının milyonlarla ifade edildiğini belirtiyordu. Bu mağdur, çaresiz ve ümitsiz insanlar tekrar topluma nasıl geri döneceklerinin, bu dertten nasıl kurtulacaklarının çaresini psikologdan arıyorlardı.
Psikologlardan medet uman ve onların söyleyecekleri ve gösterecekleri bir yol ve teselli babında birkaç sözün yanı sıra gösterecekleri yöntemlerle hayatlarına bir ışık ve kurtuluşlarına bir çare aramaktalar.
Ne derece başarılı oldukları ve bu vahşi, acımasız ve girenin ve oyun oynayanların çok zor kurtuldukları bu çıkmaz yoldan çare bulamayanlar en son olarak kurtuluşu ölümde aramakta ve intiharlara başvurarak canlarına kıymaktadırlar.
Kurtuluşun ölümde olduğunu bilmek insanın nasıl bir acziyet, nasıl bir çaresizlik, nasıl bir zor ve ümitsizlik içerisinde olduğunu gözler önüne seriyor.
Hangi insan derdine çarenin ancak ölüm ile son bulacağını ve ölüm dışında bu dertten kurtuluşun olmadığını kabul edebilir.
İnsanın kendi hayatına son vermesi, canını alması kararını vermesinin nasıl bir ruhaniyet, nasıl bir psikolojik travma ve nasıl bir çaresizlik olduğunu kimler idrak edebilir.
Ya sonra!
Ya bir uçurumdan atlanıp parçalanmış bir ceset, ya alınan yüksek dozda ilaçlarla morarıp son bulmuş bir hayat, ya doğalgazın açık bırakılmasıyla oluşan sessiz ölüm veya kesilen bilekler veya kafaya sıkılan tek kurşunla son bulan ölüm.
Bizler, hangimiz -Allah Korusun- bu kararı alabilir. Aldığı bu kararı uygulayabilir.
Bu tür intiharlı ölümlerin son bulması, yuvaların daha fazla dağılmaması ve ana ile babaların acılı yüreğinin, geride acılı eş ve yetim çocukların bırakılmaması için kangren halini almış bu toplumsal derdin bir an önce çözümü içim tüm siyasi partilerin TBMM’de gerekli yasal düzenlemeleri almaya çağırıyor ve bunun için daha fazla geç kalınmamasını istiyoruz.
Sağlıklı toplum, huzurlu toplum sağlıklı ve huzurlu devlet demektir.
Geleceğimiz için bu tür tedbirlerin alınması elzemdir. Gerekli tedbirlerin alınmadan geçirilen her zaman lehimizedir.
Bugün onun çocuğu, diğerinin eşi bunun damadı ise yarın ne malum bizim çocuğumuz, evladımız, kardeşimiz ve bir başka yakınımız olmasın.