Bu yazının başlangıcına “el-insaf!” diye başlamak, derdimizi en iyi şekilde anlatır.

“İnsaf, dinin yarısıdır.” hadisini hatırlatmam sanırım bazıları için pek bir şey ifade etmeyecek. Anadolu’da kullanılan bu söz, onlar için çok daha hak edilesi: “İnsafınız kurusun!”

Birilerini özellikle yermek veya övmek değil kastım; lakin son zamanlarda birilerinin itibar suikastı karşısında susmam ve yazmamam mümkün olamadı. Derecik, çok badire atlatmış, büyük sıkıntılar görmüş, yüzlerce olaya şahitlik etmiş bir ilçe, bir yer. Çok eskiden, çok eskilerde, karakışların yaşandığı dönemlerde çoğumuz bir süre okula gidemez ve eğitimimizden noksan kalırdık. Hastalarımızı, araçların gelebildiği yere kadar sırtlarda taşırdık. Günlerce, haftalarca elektriksiz kalır; karanlığa mahkûm olurduk. O dönemlerde eğitimli insanların ve sosyal medya kullanımının azlığı veya olmaması, tepki gösteremememize sebebiyet verdi. Peki şimdi?

Şimdilerde en küçük noksanlığımızda CİMER’e başvuruyor, sosyal medyalarımızda bu eksikliğin giderilmesi için çağrılar yapıyoruz. İyi de yapıyoruz. İyi ki de yapıyoruz. Yeni yıla bereket timsali kar ile girmeye hazırlandığımız bugünlerde, karın sadece bereket getirmediği; binbir zorluk yaşattığı güzelim Derecik’te, insafı kurumuş birkaç cılız ses duymaktayız. Asıl maksadı yermek değil yenmek, eleştiri yapmak değil; eline aldığı telefonla neşter vurmak olan sesler… Keşke dertleri eleştirmek olsa. Keşke çıkan bu sesler vicdanlarından kopsa. Maalesef kin ve hasetten gelen bu lağım kokulu ses, zihinleri bulandırıyor.

Zamanında göstermeleri gereken eleştiriler zamanında gösterilmiş olsa, durum buralara gelmezdi. Bunlar yaşanmazdı. Misal, Derecik Belediyesi’ne yüklendikleri kadar VEDAŞ’a yüklenseler, eleştirileri çok daha iyi sonuçlar doğurabilirdi. İtibar suikastı yapılacağına eksiklikler gerekli yerlere ihbar edilseydi, bir şeyler düzelebilirdi. Maksatları, birkaç yıl önce aldıkları yaranın acısıyla saldırmak olmayıp gerçekleri haykırmak olsaydı, bazı sonuçlar daha sağlıklı olabilirdi.

Bugün itibarıyla 17 ilde okulların tatile girmesi, genel durum hakkında bize fikir veriyor. Zamanında belediyenin gelir ve ihaleleriyle kendilerine son model arabalar alınmamış olunsaydı, bugün köy yollarına daha hızlı küreme yapılır; hizmet daha hızlı ulaşırdı. Zamanında gözler önünde saray yavruları yapanları eleştirselerdi, bugün insaftan ve eleştiriden çıkmış bu zırvalıkları duymamış olurduk. İnsafınızı elden bırakmayarak konuşmaya, eleştiri adı altında saldırmamaya karar verdiğinizde tekrar konuşalım. Eleştirin. Eleştiri kabul edin. Buna hiç kimse bir şey diyemez.

Bir de şöyle düşünün: Ya Sn. Hasan DİNÇ’in “ahdim olsun, karanlığı özleyeceksiniz” vaadi; elektriksizlikten kaynaklanan karanlığı değil de sizin cehalet ve necaset dolu kafanızın içindeki karanlığı kastederek verilmiş bir vaat ise?