Ben Derecikliyim. Bu coğrafyanın sıkıntılarını yazarken süslemem, yumuşatmam. Gerçek neyse onu söylerim; sertse serttir.

Bundan yaklaşık on gün önce Şemdinli’de bir toplantı yapıldı. Konu, İŞKUR alımları idi. Yıllardır Ak Parti ve Cumhurbaşkanımızın arkasına sığınıp her türlü gücü kendinde bulan bazı şahıslar, yıllardır konuşulan ama bir türlü bitmeyen usulsüzlük iddialarının ne derece doğru ve gerçek olduğunu -istemeseler bile- gösterdiler. Hatalar zinciri, yıllardır bu toprakların gerçeği oldu. Bu da bazı şahısların haklıya ve hakkı olana hakkını vermemesinden dolayıydı. Söz konusu toplantının bir yerinde kameranın kapatılmasının istenmesi, meselenin “masum bir yanlış” olmadığını bağırarak ilan etti. Kamera niye kapanır? Söylenenler niye kayda girmesin istenir? Bu soruların cevabı, aklı biraz da olsa çalışan herkesin cevaplayacağı derecede açıktır, alenîdir.

Ortada dolaşan iddialara göre; İŞKUR’dan gelen listelere müdahale edilmek istendi, isimler değiştirilmeye çalışıldı. Buna bir memurun engel olduğu, dahası Şemdinli Kaymakamı Yunus Emre Akpınar’ın bu haksızlığa set çektiği konuşuluyor. Bunlar iddiadır; altını kalın kalın çiziyorum: iddia. Ama şu da bir hakikat: Bu ülkede ve bu coğrafyada asıl kolay olan, suçu en yukarıya yıkmaktır. Kaymakamı hedefe koymak, itibar suikastı yapmak, işin en konforlu ama en yanlış yoludur.

Ben Sn. Akpınar’ı yaklaşık iki yıl önce, yaz aylarında, bir saatten fazla süren bir sohbet vesilesiyle tanıdım. Dergi işlerim dolayısıyla yolumuz kesişmişti. Bilgili, sakin, meselelere geniş açıdan bakan bir insan profili çizmişti. Bugün, ortada netleşmemiş iddialar varken, yıllardır bir iltimas ve haksızlık düzeni varken onu suçlu ilan etmek, ne vicdana sığar ne de akla. Bu, birilerinin koltuğunu sağlamlaştırma mücadelesi olup günah keçisi üretmektir.

Asıl görülmesi gereken şudur: İnsanlar projeler konuşurken, şehirler yarışa girmişken, AK Parti’nin ülke genelinde ortaya koyduğu büyük ölçekli işlere bakarken; Hakkâri ve ilçelerinde iktidar partisini temsil eden bazı yapıların ve yetersiz kişilerin, nasıl bir kısır döngünün içinde debelendiğini artık herkes görmelidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın yirmi beş yıla yaklaşan siyasi emeği ve birikimi, bu birkaç kişinin küçük hesaplarının kurbanı olmamalıdır.

Bizim talebimiz çok basit, çok net: Kimse iftiraya uğramasın. Hakkı olan hakkını alsın. Ne bir eksik ne bir fazla. Ama biz hâlâ iki-üç İŞKUR alımı üzerinden çıkan kavgaları merkeze koyuyorsak, bu fotoğraf bizim ne kadar yanlış bir yerde durduğumuzu açıkça gösterir.

Üstelik bu mesele yeni de değil. Bundan üç yıl önce Derecik Belediye Başkanı Av. Hasan Dinç, büyük bir öngörüyle bu noktaya parmak basmıştı. İŞKUR listelerine müdahale edildiğini söylemiş, “Ben burada olduğum sürece buna karşı duracağım” demişti. Bugün yaşananlar, o sözlerin kehanet değil, acı bir tespit olduğunu gösteriyor.

Yıllardır memleketimizde adaletsizliğin, kayırmanın, kul hakkının normalleştiğini görüyoruz. Evine ekmek götüremeyen babalardan, çocuğuyla marketin önünden geçerken çocuğun yönünü başka yere çevirmek zorunda kalan anneden, işsizliğin ve baskıların altından kalkamayıp intihar eden gençlerden ve kimsesiz biçare yetimden haklarınızı nasıl helal ettireceksiniz, onlara nasıl hesap vereceksiniz? Bu coğrafyada yaşayan bizler için hâlâ bunları konuşuyor olmak, ilerlemenin değil; durmanın, hatta gerilemenin göstergesidir.

Biz projeleri, kültürü, edebiyatı, şehrin ve ilçelerin nasıl yükseleceğini konuşmalıydık. Ama hâlâ listeler, isimler ve kapatılan kameralar konuşuluyorsa, mesele derindir ve ciddidir.

Bu yazı kimseyi hedef almak için değil; gerçeği olduğu gibi göstermek için yazıldı. Serttir, çünkü gerçek serttir. Ve bu topraklar artık yalanı değil, hakikati duymak zorundadır.