Bu bir dava değil, açık bir operasyondur ve bu bir savunma değil, başkaldırıdır. Zira sadece suçlular savunma yapar. Biz haklıyız ve bize yapılan haksızlığa başkaldırıyoruz!
Gelin sizinle Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilki okuyalım, konuşalım.
Türkiye Cumhuriyeti hukuk tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir garabetle karşı karşıyayız.
Müştekinin de sanığın da ceza aldığı bir dosya…
Böylesi bir tablo, hukukun değil, hukuksuzluğun ürünüdür. Bu, adaletin değil, adalet kılığına sokulmuş bir siyasi mühendisliğin belgesidir.
Böyle bir olay anca orta çağ döneminde yaşanmıştır. Dokuzuncu yüzyılda, ölümünden yedi ay sonra bir Papa mezarından çıkarılmış, yargılanmış ve cezalandırılmıştı. Şimdi soruyorum: bunu yapan orta çağ insanları ile bugün zerre bir suçu olmadığı halde Hasan DİNÇ’e bunu yapanlar arasında ne fark var?
Ortada bir yargılama yoktur. Ortada aleni bir siyasi operasyon vardır. Hukuk, delile bakar. Mahkeme, ispata bakar. Vicdan, hakikate bakar. Ama bu dosyada; delil de vardır, ispat da vardır ve her şey apaçık ortadadır. İftirayı atan müfteri, iftira attığını itiraf etmesine rağmen, ortamda böyle bir şeyin olmadığını söyleyen şahitler varken hâlâ suç aranıyorsa, hâlâ suç üretiliyorsa, hâlâ birini suçlu çıkarma telaşı varsa, burada hukuk değil kötü niyet çalışıyordur.
Bu, halkın seçimine karşı açılmış bir savaştır. Bu, halkın seçtiği kişiyi aleni şekilde devre dışı bırakma girişimidir. Bu, sandıkta yenemediğini mahkeme salonunda indirme hevesidir. Ve bu heves, ne yazık ki yeni değildir. Biz bu filmi daha önce gördük.
Takvimler 31 Mart seçimlerini gösterirken, bundan tam üç yıl önce bu dosya bizim başımıza bilinçli şekilde bela edildi. Neden?
Çünkü Hasan Dinç’in kazanmasını istemediler. Bürokrasi, tümüyle hücuma kalktı. Arkasını iktidara dayayıp her türlü nimetten nemalan bazıları, binbir türlü çirkefliğe soyundular. Çünkü Hasan Dinç’in kazanması;
20 yıldır Derecik’i yerinde saydıranların,20 yıldır bir gram ilerlemeye izin vermeyenlerin,20 yıldır gençlerin hayalleriyle oynayanların düzenini bozuyordu. Bu güruh, Derecik’i ileri götürmedi. Daha kötüsü, geri geri götürdü. Şimdi ne yapıyorlar? Aynı karanlığı tekrar önümüze koyuyorlar. Aynı korkuyu, aynı baskıyı, aynı tehditi yeniden Derecik’in ve Dereciklilerin, özellikle de gençlerin önüne sürüyorlar.
Bugün bu hukuksuzluğu kabul etmek demek, “Yarın benim de başıma her şey gelebilir” demektir.
Bugün Hasan Dinç bu olaydan zarar görürse, yarın umutlu, çalışkan, başarılı her genç şunu soracak ve korkarak yaşayacak: “Ben de hedef olur muyum?” İşte asıl felaket budur.
Bir ülkede gençler hayal kurmaktan korkuyorsa, bir ülkede insanlar başarmaktan çekiniyorsa, bir ülkede hukuk, başarıyı cezalandırıyorsa; orada sadece bireyler değil, gelecek de yargılanıyordur.
Şunu açıkça söyleyelim:
Bu yaşananlar, Hasan Dinç taraftarlarının meselesi değildir.
Bu, bir partinin, bir grubun, bir mahallenin meselesi değildir.
Bu; vicdanı olan herkesin, dürüst olan herkesin, “Bu haksızlıktır” diyebilecek kadar insan kalmış herkesin meselesidir. Çünkü bu dosya kabul edilirse, yarın hepimize sıra gelir.
Şimdi soruyorum:
Hukuka bu kadar kolay müdahale edenlere, adaleti bu kadar hoyratça bozanlara, milletin seçtiğini indirmek için ellerini ovuşturanlara sessiz mi kalacağız? Susarsak, sıra bize geldiğinde konuşacak kimseyi bulamayız. O yüzden bugün; destekçisiyle, muhalifiyle , genciyle, yaşlısıyla, fikri ne olursa olsun vicdanı olan herkesin birleşmesi gerekir.
Bu bir isim meselesi değil.
Bu bir koltuk meselesi değil.
Bu, adalet meselesidir. Ve adalet; ancak birlikte savunulursa ayakta kalır.
Bugün birleşmezsek, yarın konuşacak bir memleket bulamayacağız!
Konuşalım, paylaşalım, tepki gösterelim ve vicdanlı birer insan olalım.
Bütün memleket bir yürekten şunu haykıralım:
SİYASİ İRADEME DOKUNMA!