Son birkaç yıldır ilimizin adı intihar edenlerle anılır oldu. Genç delikanlı ve kızlardan tutun da yaşını başını almış orta yaş ve üstündeki insanlarımızın da intiharlarıyla karşılaşıyoruz. Sadece iki yılda ona yakın insanımızı bu şekilde kaybettik. Kendi hayatlarına son vererek geride kalan ana baba ve yakınlarını büyük bir üzüntüye ve acıya gark ettiler.
Tek giriş ve çıkışı olan ilimizin Sere Solan denilen Hakkâri girişindeki ilk dönemecin yamacında büyük harflerle “Hakkari’de hayat Var” sözüyle karşılaşıyor insanlar. Artan intihar olaylarından sonra bunu “Hakkâri’de intiharlar var” diye değiştirirsek sakın şaşırmayın.
Acı şakayı bir tarafa bırakıp başta Valilik, Hakkâri Üniversitesi, Sivil Toplum Kuruluşları, ana babalar, Milli Eğitim, Sağlık Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Güvenlik Müdürlüklerinin bu konu üzerinde aciliyetle durup gereken çalışma, önlem ve tedbirlerin alınmasını istiyoruz.
Bu kişileri intiharlara sürükleyen sebepler nelerdir?
Bu kişilerin yaş ortalamaları nedir?
Bu kişilerin yaşadıkları aile ortamları nasıldır?
Bu kişilerin yakın çevresi kimlerden oluşmuş ve oluşmaktadır?
Bu kişilerin eğitim düzeyleri nedir?
Bu kişilerin müptela oldukları şeyler nelerdir?
Bu kişilerin sosyal durumları nedir?
Bu kişileri intiharlara kadar götürecek ruhi ve sosyal durumlarından ailelerinin haberleri nasıl olmamıştır?
Bu kişilerin en son görüştükleri kimler olmuştur?
Bu kişilerin yatkın oldukları işler hangileridir?
Bu kişilerin hayat beklentileri nelerdi?
Bu kişiler arzuladıkları hayat şartları için neler yapılmış ve aileleri bunun için neler söylemektedirler?
Sorular, sorular?
Eğitim uzmanları, psikologlar, psikiyatristler, doktorlar, ana babalar, öğretmenler, hocalar, sosyal hizmet uzmanları nasıl bir yol çiziyor ve nasıl bir öneride bulunacaklar.
Sıra kimde?
Demeden en kısa zamanda yukarıda adlarını sıraladığımız kurum ve kuruluşlar sempozyum, konferans ve gerekli araştırmalar yaparak kangren halini almış Hakkâri’nin bu devasa sorununa, derdine bir çare, bir çözüm bulmak mecburiyetindeler.
Taziyeye giden halkımızın acılı ana babalara “Başınız Sağ olsun” derken onların hangi ruhi hâlliye, hangi psikolojik travmalar yaşadıklarını idrak edebiliyorlar mı?
Allah Korusun bir an için kendimizi bunların yerine koyup bir düşünelim.
Yarın çocuğumuzun, yakınımızın, kardeşimizin veya yeğenimizin böyle olmayacağı ne malum!
Gelin dünyevi işimize, aşımıza, telefonlarımıza ayırdığımız zamanın bir kısmını ciğerparelerimiz çocuklarımıza, aile efradımıza ayıralım. Diğerlerini kaybedersek telafisi pekâlâ mümkün.
Ama ya çocuklarımız, eşlerimiz ve yakınlarımızı kaybedersek onları geri getirecek bir güç var mı?
Bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi?
Yoksa daha bekleyecek miyiz?
Sıra kimde? diye!