Geldiğimiz şu kâinatta etrafımıza şöyle nazar gözüyle baktığımızda neler görür ve nelerle karşılaşırız. Canlı varlık bunu yerine göre kendisi icra edebiliyorken ve bunun için uğraşıyorken -ki birçoğunu biz idrak edemiyor ve bilmiyoruz- cansız varlılar da ancak insanoğlunun teknolojik gelişmeleri sonucu işlevleri ortaya çıkmış ve kullanım alanları bulunmuştur.

Canlılar arasında bizim bildiğimiz bazı yanlış anlamalar söylentiler var olabilmiştir. Bugün onlardan birisine okurların dikkatini çekmek istiyorum.

Halk arasında cahiliye devrinden kalma söylentilerden bir tanesi de şudur. Neymiş efendim: Bir evin çatısına baykuş konarsa ve öterse o ev için uğursuzluk olurmuş. Bu inanış batıl bir inanıştır. İslam’la yakından uzaktan alakalı değildir.

Hayattü’l-Hayvan’dan nakledilen bir olay; Bütün kuşların dilinden anlayan Hz. Süleyman (as) birgün baykuşla konuşurken ona şunları sormuş:

“Neden buğday tanesi yemiyorsun?”

“Âdem (as) onun yüzünden cennetten kovuldu da ondan.”

“Niçin sudan içmiyorsun?”

“Nuh (as) kavmi onda boğuldu da ondan.

“Neden gündüzleri uçmuyorsun da hep geceyi tercih ediyorsun?”

“Gündüzleri insanların haksızlık ve zulümlerine şahit olmak istemiyorum da ondan. Zira insanoğlu günün birinde yaptıklarının hepsinin hesabını vereceğini hiç düşünmeden hareket ediyor, zulümler yapıyor, günahlardan çekinmiyor. Ben bunları görmek istemediğimden dolayı gündüzleri uçmuyorum.”

“Neden çoğu zaman harabelerde yuva yaparsın?”

“Harabelerde haram olmaz da ondan.”

Hz. Süleyman baykuşun cevaplarından çok memnun kalır. Ötüşünü de sorar.

“İnsanlar senin ötüşünden korkarlar. Sen öterken ne dersin, neyi anlatmak istersin?”

Baykuşun cevabı şöyle olur.

“Ben öterken derim ki; Ey gafil insanoğlu! Artık uyanın, ahiretiniz için azık hazırlayın. Sizler birgün mahşerde toplanacak, dünyada yaptıklarınızdan hesap vereceksiniz. Öyleyse hesabını vereceğiniz işler yapın. Veremeyeceklerinizden uzak durun.”

Hz. Süleyman (as) bunu duyunca dedi ki;

“Kuşların içinde âdemoğlu için baykuştan daha nasihatçi kuş yoktur. Ama ne gariptir ki, cahillerin gözünde baykuştan daha uğursuz ve kötü kuş olmamıştır.”

Söz kuşlardan açılmışken Angut kuşu ile ilgili bilimsel bir gerçeği de okurlara sunayım.

Haksız bir şekilde kullanılan bir ifade “angut.” Birisi yanlış yapınca, laftan anlamayınca, boş boş bakınca hemen “Angut musun?” derler. Angut aslında bir kuş türü. Ancak bu kuş türü adeta eşe sadakatin simgesi. Göl, bataklık ve akarsularda yaşayan, yaklaşık 10 yıl ömrü olan angut eşi öldükten sonra başka bir kuşla çiftleşmeden, hayatının sonuna kadar yas tutuyor. Angut kuşu eşi öldüğünde (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya insan gelse dahi) gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünden ayırmadan, kendisi de ölene kadar onun başucunda bekler. Ayrıca bu bütün angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen şey değildir. Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz. Keşke herkes angut gibi bakabilse değer verdiklerine… Çünkü bir “angut” bile olamayan o kadar çok insan var ki çevremizde.

Kıssadan hisse…