Bir belediyede yönetim değişir. Değişim olur, olması da gerekir. Ama bazı değişimler vardır ki adına “yenilenme” denmez; olsa olsa mahalileşme denir.

Derecik Belediyesi’nde yaşananlar tam da bu hissi veriyor.

İşten çıkarılan işçiler meselesine girmiyorum. İnsanların emeğiyle, rızkıyla oynanmasını konuşmak bile insanın boğazında düğüm bırakıyor. Orayı geçiyorum. Asıl durmamız gereken yer başka.

Yazı işleri müdürlüğü, muhasebe müdürlüğü, müdür yardımcılığı… Belediyenin bel kemiği sayılabilecek bu koltuklara; Ak Parti Derecik ilçe başkanı Abdurrahim Akgündüz’ün eşi, eniştesi ve kardeşinin getirilmek istenmesi iddiaları ortadayken ve bu iddialar çok güçlü ve ciddiyken insan ister istemez soruyor:

Biz hangi adaletten bahsediyoruz?

Hangi merhametten?

Hangi liyakatten söz ediyoruz?

Henüz “resmîleşmiş” bir karar yok deniliyor. Doğru. Ama niyet konuşuluyorsa, toplum da konuşur. Çünkü halk yalnızca sonuca değil, yola bakar. Ve bu yol, ne yazık ki tanıdık.

Daha vahimi şu: Görevden alınmak istenen muhasebe yetkilisi, bu alanda neredeyse uzmanlaşmış, yüksek lisans yapmış bir isim. Belediyenin kendi açıklaması ise meseleyi başkalaştırıyor: “önceki dönem belediye başkanının kardeşiydi ve iki yıl süreyle belediye bünyesinde muhasebe biriminde müdür olarak görev yapmıştır.” Bu iddialara direkt itirazı, söz konusu ve şu anki muhasebe müdürü sosyal medya hesabından şu şekilde itiraz etti: “çalıştığım kurumun istifamı kabul ettiği ve yerime başka bir personel görevlendirdiği bilgisi yanlış olup tarafıma resmi bir cevap verilmemiştir.” Böyle bir şey olabilir mi? Kim, hangi nedenlerle böyle bir değişiklik yapma gereğinde bulundu? Belediye başkanının söz hakkı elinden mi alınıyor? İşin başka bir boyutu ve gerçeği tamamen başka. İlgili kişi, abisi Hasan Dinç başkan olmadan bir yıl önce zaten bu göreve getirilmişti. Yani ne bir torpil söz konusu ne de sonradan açılmış bir kapı. Bu bilgi ortadayken hâlâ aynı gerekçeyi tekrarlamak ve belediye bünyesindeki iddialar dolaşırken perde arkasında neler dönüyor?

Şimdi soralım:

Eğer liyakat değilse ölçü, nedir?

Eğer hukuk değilse dayanak, nedir?

Türkiye’de AK Parti’ye gönül vermiş milyonlarca insan var. Bu insanlar; adalet, hakkaniyet ve kul hakkı söylemiyle siyaset yapan bir hareketin parçası olduklarına inanıyor. Peki bu ve benzeri örnekler, o inancı nereye koyuyor?

Ne zamandan beri bazı yerel aktörler, bir partinin adını arkalarına alıp bu kadar rahat davranabiliyor? Ne zamandan beri “bizden” olmak, “ehil” olmaktan daha kıymetli sayılıyor?

Bu yazı bir suçlama değil. Ama bir uyarıdır.

Bu yazı bir mahkeme kararı değil. Ama bir vicdan muhasebesidir.

Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz.

Bazen bir belediye koridorunda kaybolur.

Şimdi tekrar sormak elzemdir:

Derecikte neler oluyor?