Hakkari değişik tarih kaynaklarına göre binlerce yıldan (M.Ö. 7000’li yıllar) bu yana insanlara ev sahipliği yapmaktadır. Stratejik konumu ve aşılması zor coğrafi yapısı ile adeta insanlara sığınak olmuştur.

Bu özellikleri onu kadim kent, kadim yerleşim yeri yapmıştır.

Malumunuz yerleşim yerlerinin gereksinimleri yıldan yıla, kuşaktan kuşağa farklılık göstermektedir.

1950 yılının şehirleşme gerçeği ile 2026 yılının şehirleşme şartları çok farklı fraksiyonlar barındırmaktadır.

O zamanlar şehrin her tarafından kaynak suyu fışkırıyordu. İnsanlar bidonlarla evlerine su taşırdı.

İnsanlar ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü yayan veya at sırtında hallediyordu.

O yıllarda yazın Hakkari merkezde kimse kalmaz, yaylalara akın ederlerdi.

Bir yayla cenneti adeta Hakkari...

Toprak damlı evler, patika yollar....

Uzayıp gider böyle!....

(Tabi duyduğum ve öğrendiğim kadarı ile!)

Peki yıllarla beraber neden Hakkari değişim dönüşüm yaşayamadı?

Neden Türkiye büyüdükçe Hakkari küçüldü?

Hakkari üzerindeki ölü toprağını neden atamadı?

Hakkari, 1936 ile 1990 yılları arasını (54 yıl) kayda değer yatırım almadan heba etmiştir.

1990-1995 yılları arasında köy boşaltmaları ile beraber kente plansız-programsız bir göç olmuş ve maalesef buna mukabil plansız-imarsız bir yapılaşma başlamıştır.

Hakkari Bu dönemde (Hakkari Merkezden bahsediyorum) kendini altyapı(kanalizasyon) ve üst yapı (yollar) olarak dönemin şartlarına göre hazırlayamamıştır.

Üzülerek söylemek zorundayım ki; 2000 yılından günümüze yani 2026 yılına kadar ki çeyrek asırlık sürede, Hakkari yine yatırımların çok büyük bir bölümünü teğet geçmiştir.

Hakkari Bu dönemde kendini altyapı(kanalizasyon) ve üst yapı (yollar) olarak dönemin şartlarına göre hazırlayamamıştır.

Bu süre zarfında Hakkari (merkez) kanalizasyon sorununu büyük ölçüde çözmüş ama atık sular olduğu gibi Zap Suyu’na akmaktadır.

İçme suyu sorunu halen devam etmektedir.

Diğer sorunlar ise olduğu yerde duruyor.

Burada şuna özellikle vurgu yapmak isterim;

Bir vatandaşın yapacağı en büyük hata bir siyasetçi ile polemiğe girmek olacaktır.

Günlerdir Hakkari-Van Karayolu göçük nedeni kapalı,

Arada Kontrollü geçiş verilse de sorun tam olarak çözülmüş değil.

Hakkari’nin siyasetçileri birbirinden şikayetçi bu konuda.

Biz Hakkarili olarak hiç ayırım yapmadan hepsinden şikayetçiyiz.

Siyasetin gömleğini giyen kişi Hakkari’ye bir proje sunacak, bir hizmet yapacak.

Bu güne kadar Hakkari’yi Türkiye’ye bağlayan ikinci bir karayolu mutlaka yapılmış olmalıydı.

Bu güne kadar mutlaka evlere sağlıklı, temiz ve sürekli su verilecek bir sistem kurulmuş olmalıydı.

Ama;

Seçim öncesi bol vaat, seçim sonrası sıfır icraat.

Kimse ben Hakkari için şunları şunları yaptım diyemez.

Çünkü yapılan birşey yok!

Biz bu göçüğü depremin bir provası olarak değerlendirirsek;

Allah korusun ama başımıza gelecek en kötü şey olacaktır deprem. (sürekli sallanıyoruz bu günlerde)

Göçükte imdadımıza kim koştu:

Karayolları Hakkari Şefliği

Ve

Abdi Arslan....

Ankara sesimizi (TBMM) on gün sonra duydu!

Günlerce kimler sessiz kalıp izledi;

Dört gözle yolunu gözlediğimiz, göçük yerine gelip, farkındalık yaratıp sesimizi Türkiye’ye duyurmasını hayal ettiğimiz siyasetçilerimiz!

STK’larımız...

Başta Hakkari Ticaret ve Sanayi Odası

Hakkari Barosu

Esnaf Odaları

Kalbimizi çok kırdınız.

Bu durumda depremi aklımıza bile getirmek istemiyoruz.

Hakkari sahipsiz değildir.

Allah’tan başka kimsemiz yok!

Umarım bu defa balık hafızalı olmayız. (İnşallah)

Hakkari’li hemşehrilerim;

Sizden ricam bu günleri cep telefonlarımıza ekran fotoğrafı yapalım.

Yapalım ki;

Önemli gün ve haftalarda tekrar tekrar hatırlayalım!...