Hakkari  Halife  Derviş  mahallesinde ikamet  eden, Hacı Mele Ubeydullah Aksaç  (halk arasında Mele Ubeyd diye tanınır ve bu isimle zikir edeceğiz.) büyük İslam alimi Halife Derviş’in  torunudur, babası Mele  Fehim, annesi  Befro  Hatundur  (kimlikte  Annesinin  ismi Befro hatun olsa da halk arasında Meryem diye çağrılırmış.), doğum tarihi 01.07.1910 olup  vefat tarihi  04.01.2000’dir. 

Baba  tarafı ailesinin  soy ismi  Sevendir, fakat  Seyda’nın babası erken dönemde ahirete intikal ettiğinden, annesi  büyütmüş  ve  anne  tarafının soyadını kullanmıştır  diye tahmin ediyoruz. Aile  geleneği  ilim  irfan üzerinedir.  Büyük amcası mele  Keşfettin çağdaşları tarafından mucizeleri ile tanınan bir zattı. Ha keza mele Keşfettin’in oğlu Mele Abdulrezzak çok bilinen bir imam olduğundan bahis edilir. 1914-1918 yılları arasında Hakkâri Rus işgali altına girdiği dönem, babası ile beraber Kuzey  Irak’ın  Dohuk  şehrinin  Bamerni  kasabasına  yerleşirler. Mele Ubeyd ilk eğitimini burada alır. Büyük dedesi, Sofi Mehemedê  Weli diye bilinen önemli bir şahsiyettir.

Dedesi Halife Derviş’in asıl adı Şeyh Nurullah’tır ve önemli İslam alimlerinden Seyyit Taha-i Nehri’nin talebesidir. Fakat yaptığımız araştırmada ve bu konuda çok önemli bir kaynak teşkil eden, M. Saki Çakır tarafından yazılan Seyyid Tâhâ Hakkâri ve Nehri Dergah. adlı eserden alife  Derviş’in  esasen  Seyyid  Tâhâ’nın  oğlu  Şeyh  Ubeydullah’ın  halifesi  olduğu  anlaşılmaktadır.

Bu eserde Halife Derviş ile ilgili kısmı aynen aktarıyoruz: Kaynaklarda Halife Derviş’in Nehri Tekkesinde ilmi ve tasavvufi eğitim aldığına dair  bilgiler  var  olmakla  birlikte  hilafeti  kimden  aldığı tam  bilinmemektedir.   Bazı  kaynaklarda Seyyid Fehim’in halifesi olarak geçerken, başka kaynaklarda Seyyid Taha’nın halifesi olarak  nakledilmektedir  (vefai:56,  aktaran:  Çakır,  2017:78).  Çakır’ın  aktardığına  göre,  Şeyh  Ubeydullah’ın  katibi  olan  Vefâi,  Halife  Derviş’i  Şeyh  Ubeydullah’ın  halifelerinden  sayar.  Vafâi Molla Derviş ile Nehri’de  yaptığı görüşmede kendisinden Şeyh Ubeydullah’a dair altı menkıbe/keramet nakleder (İbıd:79). Bu menkıbelerden biri de Halife Derviş’in hilafet alması  ile ilgilidir. Vefâi, Halife Derviş hakkında şunları söyler “O  hazretin  halifelerinden  biri de  Molla  Derviş  Hakkâri’dir  (Allah  rahmet  eylesin).  Mezkur zat, tarikata biat etmeden önce zaman zaman müritler ile ziyarete gelip gidiyordu.

Bir müddet bu şekilde gidip geldikten sonra intisap etti ve nihayetinde çile ile meşgul oldu. Bu taifenin  makamlarını  aştıktan  sonra  Hazret  (Şeyh Ubeydullah  Nehri)  tarafından  kendisine hilafet izni verildi.  Kendi bölgesinde yıllarca tarikatın yayılması,  Müslümanların  hidayeti  ve taliplerin irşadıile meşgul oldu.  Nehri’yi ziyaret ettiğimde  mezkür halife  de  orda idi ve onun elini ziyaret etmek nasip oldu.

O günlerde adı geçen halife ile mülakatta bulundum ve  kendisinden  Hazret’e  dair  gördüğü  ve  şahit  olduğu  kerametleri  not  aldım  (Vefâi:  115, aktaran:  Çakır,  2017:79).  Halife  Derviş  Hakkari’de  Nakşibendi  geleneğini  sürdürür  ve  Meydan  Medresesinde  tedrisatta  bulunur.  Aynı  ataları  gibi Mele  Ubeyd’de  Nakşibendi tarikatının mensubudur.  Mele  Ubeyd  küçük  yaşta  babası  Mele  Fehim’i kaybeder  ve annesi  Berfo  Hatun  ile  Halife  Derviş  mahallesindeki  evinde  hayatlarını  sürdürür.  4  yıl  Yüksekova  ve Çukurca’da  askerlik görevini ifa eder (Akrabası, Murat Çöğen’in belirlemesi ile), askerlik dönüşü annesi vefat  eder.  Seyda’nın  sadece  bir kız kardeşi  vardır.  

Bu  kardeşinin ismi  Ayşe  Hatundur,  bu hanım merkez Ulu Camii imamlarından Mele Ahmet Merzani ile evlendirilir zaten kendisinin  suyu da ihlâslı insanlar olarak yetiştirilirler.  Mele Ubeyd dış görünüşü itibari ile, uzun boylu, zayıf, buğday tenli ve sert mizaçlı bir  insandı. Buradaki sert mizaç ifadesinde anlaşılması gereken husus şudur: eğer ki Seyda bazen  sert üslup kullanmasaydı, evi bir dergaha dönerdi ve her zaman çeşitli sorunlarla insanlar akın ederdi. Bu  durumda  farklı  anlaşılmalara  açık  hale  gelirdi.  Bundan  dolayı  insanlarla  olan ilişkilerini  sınırlı  tutması  gerekiyordu.

 Öte  yandan  toplum  arasında  bu  sert  mizacı  hayırlı  işlere delalettir diye meşru görülürdü. Giyim-kuşamı Anadolu Eren ve Dervişlerini çok iyi ve  ince bir  şekilde  yansıtırdı. Onu gören  Allah’ı  hatırlar,  sohbetine oturan  büyük  haz  eder ve  defaten gitmek isterdi. Söz konusu şahsiyet dünyevi arzulara meyletmediği gibi evlenmemiştir de.  Mele  Ubeyd  2000  yılının  Ramazan-ı  Şerif’in  25.  Günü  rahatsızlanarak  hastaneye  kaldırılır, 27. (04.01.2000) gecesinin saat 02:00 sularında vefat eder ve  dedesi Halife Derviş  hazretlerinin yanında kendi mahallesinde defin edilir  (aktaran: Ahmet DĞGÖL).

Vefat gecesi  tüm  Müslümanların  malumudur,  Ramazan’ın son  ve tekli  sayılara  denk gelen günlerinden Kadir Gecesidir, belki de Seyda Kadir Gecesinde vefat etmiştir, bunu yalnız yüce Allah bilir.   Eğitim Hayatı Yukarıda da  arz ettiğim  gibi,  ilk eğitimine  Bamerni’de,  Şeyh  Bahaeddin tekkesinde  aldığı rivayet edilmektedir. Sonraki yaşlarda farklı farklı imamlardan medrese eğitimi alır. Bu  imamlardan en çok bilineni  Müftü  Molla  Mehmet Atay’dır,  zaten hocasının  vefatından sonra’da  haftada en az bir kere hocasının  evini  ziyaret  edermiş.

 Cumhuriyetin  ilanından sonraki  yıllarda  resmi  devlet  kadrosuna  geçer  ve  kendi  mahallesindeki    Cami’de  yirmi  yıl  imamlık  yapar.  Büyük  amcası  Mele  Keşfettin’in  tesiri  eğitiminde  mevcuttur.   Mele Ubeyd,  eğitime  büyük  önem vermiştir.  Bu amaçla  babasından kalan toprakların önemli  bir kısmını İmam  Hatip Lisesine  vakfederek  İslam’a  ve  Müslümanlığa  hizmet  edecek  bireyleri yetişmesine ön ayak  olmuştur.  Ders vererek  yetiştirdiği ve önemli  sayılabilecek  talebeleri  yoktur.

  Fakat  şu  hakikat  mevcut  ki, Seyda  Mele  Ubeyd’in  sohbetlerinden  ve  ilmi nasihatlerinden  nice  insan  feyz  almıştır.  Bu  araştırmayı  yaparken  görüştüğüm  nice  şahıs, “Seyda’yı  tanıyan herkes onun doğal fakısı veya talebesiydi” demiştir.  Birkaç Kerameti  Mucize,  peygamberlerin,  peygamberliğini  ispat  için  -Allah’ın  izniyle-  meydana getirdiği  olağanüstü  hallerdir.  Mucize  ve  keramet  arasındaki fark, mucize  peygamberlik  iddiasında  bulunan  bir  nebi  veya  resul  tarafından  gösterilir  ve  mucizenin  açığa  çıkması  gerekir. Keramet ise, bir peygambere tabi olan Allah’ın Salih kulları vesilesi ile meydana gelir ve gizlenmesi vaciptir. Esasında  her  velinin kerameti tabii olduğu peygamberin mucizesidir.

Allahu Teala,  Mucizeyi  peygamberler  vasıtası  ile  kerameti  ise,  salih  müminler  sebebiyleyaratır.  Keramet  lügatte,  keremin  çoğulu  olan  ikramlar  anlamına  gelir.  Istılahta  ise, müminlerde meydana gelen olağanüstü  hallerdir. Keramet  evliyalığın şartlarından  değildir.

Zira, hiç kerameti olmayan velilerde mevcuttur. Yani kerametin her velîde mutlaka bulunmasıgerekmez.  Keramet,  kevnî  ve  ilmî olmak üzere  ikiye  ayrılır. Kevni keramet, hissi olan ve gerçeklik  payı  olmayan  keramettir.  İlmi  keramet  ise  Allahu  tealanın veli kullarına  verdiği  üstün haldir ki bu  büyük İslam âlimlerinin üzerinde görüş birliği yaptığı bir husustur.

(İslamdergisi, Erişim: 03.08.2017). Kuran-ı Kerim’de kerametler ile ilgili onlarca ayet olduğu kadar  Peygamber efendimizin hadisleri’de  mevcuttur.  Konumuz  sınırlarına  girmediği  ve  ilahiyatçılara  olan  saygımızdan  bu  konuya  girilmeyecektir.  Şu  kadarını  söyleyebiliriz  ki  Allah’ın  sevgili  kulları  olan  evliyalar, alimler  takvasının  ve  ilminin derinliğinden  olacak  ki zaman  zaman  kerametler  gösterdiği  bilinmektedir. Mele  Ubeyd’de  sohbetlerinde çok bulunmuş ve seyda’ya bağlılığını  sürdüren  Ahmet  Dağgöl  hocamızdan  nakil  edilen  birkaç  kerameti aşağıya çıkarma gereğini hissettik. 

Zamanında  bir  kişi,  eşinin  devamlı  kız  çocuğunu  doğurduğunu ve Mele  Ubeyd’in  sohbetlerinde bulunan Hacı Sabri Ağacan adlı şahısa Seyda’nın oğlu olması için dua etmesi  ricasında bulunur, bu dileğini Seyda’ya ileten Hacı Sabri şu cevabı alır: git o adama de ki bu  sefer ikiz kızı olacak ve  Allahın inayeti ile olay aynen de bu şekilde vuku bulur.  Mele Ubeyd’in kedi sevgisi mevcuttur hatta meşhur Sahâbî. Eshâb-ı Kiram arasında en çok  hadîs-i şerîf bilen  ve  rivâyet  edenlerden olarak bilenen Ebu  Hureyre (radıyallahü  anh)  soyundan  geldiği  rivayet edilmektedir.  

Bu  rivayet’in  doğuluk payını elde edemedik fakat muhtemelen kedi sevgisinden ileri gelmektedir. Çünkü Seyda kedileri  himaye eder  ve onları kontrol  ederdi.

Bir  gün  bir  komşusu  bir  tencere  yemek  getirir,  (yanında  bulunan  Ahmet  hoca’nın sözüdür) yemeği bırakır gider. Seyda bir kediyi çağırır ve o kediciğe şöyle söyler: bu yemeği  kontrol et, kedi tencereyi  koklar  sonra  yüzünü  buruşturup  oradan  uzaklaşır  bunun  üzerine Seyda, Ahmet hocaya yemeği dökmesini söyler.

Yine eski cami  yıkılıp yerine yeni cami  inşa edilince cami inşaatında çalışan Osman  adındaki işçi, eskiden su kanalı olarak kullanılan ve topraktan oluşturulmuş bir oluk görür ve  hazine  bulduğunu zannederek  üstünü  kapatmaya çalışır, işçilere  çay  getiren Seyda  (tabi  bu olayı görmemiş) gördüğü şeyin hazine olmadığını Osman’a söyler.İsmini vermek istemeyen kendisi ile görüşme yaptığımız altmış yaşlarında bir şahıs da,  babasının  bir gün hocanın  ziyaretine giderken,  kendisine  elma götürdüğünü  fakat o esnada elmalara ağlayan bir çocukla karşılamışlar ve çocuğun ağlamasına aldırış etmeden Seyda’nın evine  varınca,  Seyda  bu  elmaları  götürün  ağlayan  çocuğa  verin  şeklinde  bir  söylemde  bulunmuştur.  

Yine  başka  bir şahıstan dinlediğimize göre, kendisine  başka bir zaman ikramda bulananlara, o  ikramı  götürün Hakkari Kalesi’nin  yakınında  fakir  bir  kadın  var  ona verin demiştir.

Bu olaya baktığımızda Seyda’nın hiç dışarıda çıkmadığı bilindiğine göre, fakir kadın hakkındaki malumatı ayrıca dikkat edilmesi gereken başka bir hadisedir. Akrabası  olan  ve  sohbetinde  çok  bulunduğunu  söyleyen,  Murat  Çöğen  Seyda  hastalandığında  kedilerinden  birinin  hastaneye kadar  geldiği  ve  hastane avlusunda  devamlı miyavladığını söylemiştir. Zaten kedileri Seyda  hastalanınca  yanı  başından ayrılmazlarmış.

Seyda hastaneye hiç gitmezdi, dişlerini de eski usul ile ip bağlayarak çekermiş. Hastalığı iyice  ağırlaştığı gün hastaneye götüreceğini hissetmemiş.Onlarca insan ile yaptığımız röportaj neticesinde Seyda’nın  kerametlerinden bahis  edilmiştir.

Sosyal Yaşamı ve Toplumsal İlişkileri

Mele Ubeyd doksan yaşına kadar aynı mahalle  ve  aynı  camide  insanlara  vaaz  ve  nasihatlerle ömrünü geçirir. Başta Hakkâri ahalisi ve dışarıdan gelen insanlara bir” gönül eri” edası ile ilmi hizmetlerde bulunur. İnsanlara  devamlı hak  ve hakikati telkin eder,  bir derdi- sıkıntısı  olan  insanlara  hayırlı  dualarda  bulunmuştur. Kendisi hakkında  görüştüğümüz  hem demi olan nice insan şifa için gelen insanlara devayı hastanelerde, hekimlerde almalarını salık vermiş ve kendisinin bir kul olduğunu elinden bir şey gelmediğini söylemiştir fakat her  şeye rağmen gelen insanları boş çevirmemiş, dua etmeyi de ihmal etmemiştir Öte yandan Seyda doğal yaşamı çok severmiş, genliğinde sabahları çantasını erzak ile  doldurup,  Sümbül Dağı’nın  eteklerine  gidermiş.  Bu  durumu soranlara,  Allah’ın sanatını ve azametini görmek için gittiği nakledilir.

Mele Ubeyd’i Tanıyanların Görüşleri

mekli İmim Hatip Mikail Yalçın: Seyda ilim irfan ehliydi, halk ziyaret eder, nasihat alırdı  kendisinden. Ziyaretlerine gelenlere ikramda bulunur hiç olmazsa bir küp şeker ile uğurlardı. (27.07.2017 tarihinde yaptığımız röportaj).  İmam Hurşit Çiftçi: Mele Ubeyd derwêş (derviş) bir insandı. Dünya ile ilişkisini kesmiş ve kendisini  tamamen  takvaya  vermişti.  Zahiri  ilmi  yoktu  fakat  Bâtıni  ilmi  güçlü  olduğuna  inanıyordum.  Sade  bir  yaşam  tarzı  vardı  ve  belirli  kişilerle  görüşür  ve  onların  ikramlarını  kabul ederdi (10.08.2017 tarihinde yaptığımız röportaj).  Durankaya  eski  Belediye  Başkanı  Fatih  Keskin:  Fatih  bey  ile  yaptığımız  uzun  soluklu mülakatta  kendisini  Seyda’nın  bir  evladı  gibi  devamlı  huzurunda  olduğunu  söyledi.  

Fatih bey’in  söyledikleri  hemen  hemen  tüm  görüşme  yaptığımız  kişilerle  örtüşüyordu  fakat  kendisinin  Seyda  için  ayrı  bir  yerinin  olduğunu  da sözlerine  eklemiştir.  Bu  anlamda  gençliğinde  yaptığı  en  ufak  yanlış  hareketinden  Seyda  haberdar  olup  kendisini  uyardığını söylemiştir. Mesela Fatih bey’in askerlik zamanı gelince ilk etapta gitmek istememiştir, Seyda  askere git, geldiğinde evleneceksin ve üç oğlun olacaktır demiştir ve takdiri ilahi durum aynı  şekilde vuku bulmuştur (17.08.2017 tarihinde yaptığımız röportaj).

Mele Cemil Akdoğan: Seyda, ciddi bir mizaca  sahipti, özellikle ilim ehlinin kendini iyi  yetiştirmesini  salık  verirdi. İmam  adaylarına  kendilerini  iyi yetiştirmesini  ve  birikimli olmasını isterdi (12.09.2017 tarihinde yaptığımız röportaj).  Sonuç Özellikle doğu toplumlarında din olgusunun toplum üzerindeki  etkisine  binaen, dini  misyon  temsilcileri  halk  üzerinde  doğrudan  veya  dolaylı  olarak  etkisini  tarih  boyunca  sürdürmüşlerdir.

İslam toplumunda bu durum, sosyal, kültürel, örfi, gelenek ve  görenek gibi  çoğu yaşam alanına sirayet etmiştir. İnsan yaşamının belli bir nizam içinde geçmesi için İslam dininin kural ve  kaideleri topluma  rehberlik etmiştir. İşte  tüm bu  kaidelerin  yaşam bulması  için bir Mele, Seyda, veli, derviş vb… kişilikler etkili olmuştur.

Makalemize konu yaptığımız Mele Ubeyd  Efendi’de  aslında  yukarıdaki  misyonu  Hakkari havalisi ve çevresinde sürdürmeye çalışmıştır. Şu bilinen bir gerçek ki Mele Ubeyd  alim değildir  fakat  yarattığı etki ile alimleri aratmamıştır. Bu  tür şahsiyetler  insanların din-i mübin’i tanıyıp bağlılıklarını güçlendirmesi anlamında önemli bir pozisyon üstlenirler. Sonuç  olarak şu söylenebilir, Mele Ubeyd gibi şahsiyetlerin sonraki nesillere aktarmak ve unutulup  gitmesini engellemek, bu çalışmadaki temel amacımız olmuştur.

Kaynak: Kaynak: Engin Korkmaz Hakkari Üniversitesi