Serkan Besi / YAZDI

Necip Çapraz, bu coğrafyanın gördüğü en cesur, en gözü pek gazetecilerden biriydi. Fırtınalı, ağır ve zor dönemlerde kimsenin kolay kolay cesaret edemediği işleri başardı; tırnaklarıyla var ettiği Yüksekova Haber’i bir dönemin hafızası kıldı.

Tehditlerin ve saldırıların her türlüsüne maruz kaldı. Yeri geldi ağır yaralandı, yeri geldi yargılandı ama mesleğinin onurunu ve halkının hakkını korumaktan bir an bile geri durmadı.

Hakkari Üniversitesi kararı Resmî Gazete’de
Hakkari Üniversitesi kararı Resmî Gazete’de
İçeriği Görüntüle

Benim meslek yolculuğumun en heyecanlı, en canlı döneminde yolumuz onunla kesişti. Yan yana yürüdük, birlikte çok keyifli bir yol aldık. 1999’da, henüz 17 yaşındayken radyonun kapılarını bana açıp gazetecilikle tanışmama vesile olan Hakan Taş abimdi. 2009’da ise kalemimi Yüksekova Haber’de okurla buluşturan, önüme o devasa alanı açan Necip Çapraz abi oldu. Orada yazdıklarım yalnızca Yüksekova Haber’in okuruna ulaşmadı; bazı yazılarım ulusal basında da karşılık buldu.

Necip Abi bana yalnızca bir gazetenin sayfalarını değil, sesimin çok daha uzağa ulaşabileceği bir alan açtı. 90’lar ve 2000’lerin başı malum... Hakkâri; güvenlik politikaları, Kürt sorunu ve siyasi gelişmeler açısından küçük ama son derece kritik bir kentti. O yıllarda Türkiye’de ana haber bültenleri Hakkâri’den bir haber geçmeden neredeyse kapanmazdı. Sadece iç basın değil, uluslararası kamuoyu ve dünya basını da gözünü buraya çevirmişti. Yurt dışından bölgeye gelen gazetecilerin önemli bir durağı da Yüksekova Haber’di. Necip Abi, o yıllarda bölgeden haber almak isteyen meslektaşlarımızın başvurduğu en önemli isimlerden biriydi.

Yüksekova Haber, özellikle Kürt kamuoyu açısından dönemin en çok okunan ve güvenilen yayın organlarından biriydi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatıldı. Daha sonra yeniden açılsa da bu süreçler gazetenin eski gücünü kaybetmesine yol açtı. Benim kalemim sertti. Bir kelimesini bile pazarlık konusu etmeyen, eğilip bükülmeyen, sivri bir yazardım. Gazetede birçok yazarın kendi paneli, kendi editör şifresi varken yazısı denetimden geçenlerden biri de bendim. Bugün geriye dönüp baktığımda, o dönem yazdığım bazı yazıları okuyup “Ne gerek vardı?” dediğim, kendime kızdığım anlar da olur.

2014 yerel seçimleri arifesinde İstanbul’da yaşıyordum. “Köyünü Yakan Kürt Asker” başlıklı bir yazı yazdım. Editör Turgut Sarı kardeşimiz yazıyı değerlendirmeye almadan doğrudan yayına verince ortalık adeta yangın yerine döndü. Ankara’dan Hakkâri’ye, İstanbul’a kadar siyaset kulisleri hareketlendi. Birkaç hafta sonra bu kez Kürtlerin bugün yaşadığı sıkışmışlığı o günden gören “Kürtlerin Kışı” yazımı kaleme aldım. O dönem ülke, Çözüm Süreci’nin içindeydi. Ben de o yazıda, bu sürecin içinde Kürtlerin nerede durması gerektiğine ilişkin kendi fikrimi anlatmaya çalışıyordum. Ama o yazı yayımlanmadı. En büyük kavgamız da orada çıktı. Yazının yayımlanmaması üzerine İstanbul’dan kalkıp Hakkâri’ye geldim. Necip Abi’yle yüz yüze kavga ettik. O günün hararetiyle çok tartıştık, çok gerildik. Sonunda ipleri kopardım ve gazeteden ayrıldım. Ama aradan geçen onca yıldan sonra bugün daha net görüyorum: “Kürtlerin Kışı”nı yazıp yayımlamakta ısrar eden Serkan da, o dönem o yazıyı bekletmek isteyen Necip Abi de aslında Kürtlerin o kışı atlatabilmesini istiyordu. Yöntemlerimiz farklıydı. Durduğumuz yerler de belki farklıydı ama sancımız da derdimiz de aynıydı. Belki de bu yüzden, bir yazarla gazete patronu arasında yaşanabilecek en sert gerilimlerden birinin ortasında bile abi-kardeş damarımız hiç kopmadı. O benim için hep aynı güzel adam olarak kaldı; ben de onun gözünde o sivri ve haylaz kardeş... Bugün, daha olgun bir Serkan olarak geriye baktığımda onun abiliğini ve bana beş yıl boyunca nasıl katlandığını çok daha iyi anlıyorum. O yıllarda gençtim, sivriydim, kolay kolay geri adım atmıyordum. O ise bütün bu fırtınanın içinde bana hem abi hem de öğretmen olmayı bildi. İnce ince, sabırla işlediği ve benim ancak bugün anlamaya başladığım bir ders vardı: Eğilmeden, bükülmeden ve nezaketle durabilmek... Necip Abi’den bana kalan gazetecilik derslerinden biri buydu.

Belki hakkını biraz geç teslim ediyorum ama bütün samimiyetimle söylüyorum: Necip Abi, sen bana gerçekten iyi bir abi olmuşsun. Şimdi acı haberini aldığımda zihnimde ne eski tartışmalar kaldı ne de o günkü kırgınlıklar. Geriye senin cesur duruşun, habercilik refleksin ve bu topraklara bıraktığın gazetecilik mirasın kaldı. Arkandan sana sözümüzdür Necip Abi: Sen en zor zamanlarda bu topraklarda gazetecilik yaptın ve görevini hakkıyla yerine getirdin. Şimdi bayrağı biz kardeşlerine, yetiştirdiğin insanlara bırakıyorsun. Ama galiba mesele artık yalnızca gazetecilik bayrağını devralmak değil. Seninle yıllar önce “Kürtlerin Kışı” üzerine kavga etmiştik. O gün ben Kürtlerin bu kışı nasıl atlatabileceğini düşünüyordum.

Bugün ise yine bir Çözüm Süreci’nin konuşulduğu bir dönemdeyiz. Aradan geçen onca yıl bana bir şeyi de öğretti: Derdim değişmedi ama baktığım yer genişledi. O gün “Kürtlerin Kışı” diyordum. Bugün ise “Ülkenin Kışı” diyorum. Çünkü artık yalnızca Kürtlerin bu kışı nasıl atlatacağını değil, bu ülkenin insanlarının bu kışı nasıl atlatacağını düşünüyorum. Belki gazetecinin, belki insanın olgunlaşması biraz da budur. Kendi derdinden vazgeçmeden, baktığın yeri genişletebilmek. O gün yarım kalan Çözüm Süreci’nin bugün yeniden bir imkâna dönüşmesini, bu kez sekteye uğramamasını ve hep birlikte daha adil, daha aydınlık bir ülke inşa edebilmemizi diliyorum. İşte senin bize bıraktığın mirası biraz da bunun için taşıyoruz. Ülkemizin bu kışı atlatabilmesi için gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Ama senin bize öğrettiğin gibi; eğilmeden, bükülmeden, nezaketi ve zarafeti elden bırakmadan. Sen bize hakkını helal et... Bizden yana bir hak varsa, en derinine kadar helal-i hoş olsun. Günü gelip senin yanına adımladığımızda, biz de tıpkı senin gibi görevini layıkıyla yapmış, kalemini bükmemiş, halkının hakikatine leke sürdürmemiş gazeteciler olarak başımız dik geleceğiz. Mekânın cennet, ruhun şad olsun Necip Abi. Kardeşlerine bıraktığın cesaret ve erdem mirası, biz yaşadıkça zerafetle taşınacak.

Muhabir: Zeki DARA