Işığın kaçınılmaz eşlikçisidir gölge. Aydınlığı, ışığı seviyoruz. Hayatın akışı aydınlıkla yürür. Karanlıkta herkes uykuda olur. Bir anda karanlıktan aydınlığa geçişte dünyalar bizim oluyor. Yeniden hayata dönmüş gibi kendimize geri dönüyoruz. Oysaki bunun ardında kalan karanlıktır bu güzel hissi bize veren. Kainatta zıtlıkların varoluşsallığını günlük hayatın pratiğinde görmek mümkündür.

"Bir insanın portresini yaparmış gibi bir düşüncenin portresi yapılabilir." Demişti Gilles Deleuze Foucault kitabına dair bir söyleşide. Bu sorunun hemen yakasına ilişmiş bir soru daha var: Peki, bir kavramın portresi yapılabilir mi? ( Biyopolitika: İktidar ve Direniş, Utku ÖZMAKAS. Sayfa:11)

-Evet yapılabilir. Bir insan nasıl renk renk giyindiğinde farklı ve yeni görüntü veriyorsa, bir kavram da yeni bir anlam yelpazesiyle donatılabilir. İnsan, yaşantısında zamanı geldiğinde bir arınma ihtiyacı duyar. Bazen sözcükler boğazda düğümlenir; Oradan çıkmak için çok çabalar.

Hakkari’de 1 Mayıs’ta emek ve demokrasi talepleri yükseldi
Hakkari’de 1 Mayıs’ta emek ve demokrasi talepleri yükseldi
İçeriği Görüntüle

Önce bir cümle...

Ve çokça bir arınma.

Kendini teşhir etme, yüzleşme durumudur aslında bu.

Kış sabahlarında güneş ışığı her zaman zayıftır.

Hayatın doğası zıtlıklar üzerine kuruludur. Siyahla beyaz, sevinçle huzur, umutla kaygı, güçle zayıflık, iyiyle kötü, gülmekle ağlamak hep iç içedir. Bunlardan birinin anlam realitesi; ancak diğeriyle var olur.

İnsanlığın varoluşundan günümüze dek gölge kavramıyla pek iç içe olduğumuz bilinmektedir. Güneşten korunmak için hemen bir gölgede dinlenme ihtiyacı duyarız. Birinden sakınmak için başka birine sığınırız. Ya da mecazî bir anlamda ''bilmem kimin gölgesi yeter'' gibi sözler de duyarız. Toplumda lanse edilen anlamıyla bir korunaklı ve güvenli alan anlamında kullanılmaktadır.

Bir ütopya olma özelliğini barındıran Gölgesiz aydınlık aslında insanın kendi hakikatiyle yüzleşme durumudur. İnsanoğlu kendi karanlığıyla yüzleştiğinde daha sahici olur. Dünden bihaber olan toplumların yarınları, hep gecelerin ardılları olmuşlardır.

Günümüzde birey olarak da toplum olarak da en büyük yanılgımız, gölgemizi inkâr ederek aydınlığa ulaşabileceğimizi sanmamızdır. Hatalarımızı örtüp başarılarımızı büyütüyoruz. Geçmişin kırılmalarını konuşmuyor, ama geleceğe dair büyük cümleler kuruyoruz. Böyle bir zeminde kurulan her aydınlık, biraz yapay, fazlaca da kırılgandır.

Bir düşünün. Ömrünüzün baharında rotası belli olmayan bir otobüse binmişsinizdir. Her yeri de görme şansınız var. Bir Dünya turu...

Bitmeyen bir tur. (Ömrün son demlerinde evinize dönüyorsunuz.)

Hayal edemediğiniz ülkeleri geziyorsunuz. Seyahat ücretleri, yatma , yeme içme her şey şirketten olacak.

İstediğiniz, istemediğiniz yerlere de uğruyorsunuzdur. Dışarıdan bakan biri sizin sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğunuzu sanır.

Eee...

Sınırları çizilmemiş her şey özgürlük tanımında geçiyordu ya. ''Bundan iyisi Şam'da kayısı,'' diyenlerin hepsi bir gerçeği atlamış oldular.

Yolculuk boyunca otobüsün direksiyonu bir kişideydi maalesef.

...

Beden yolculuk etmiş, ruh aynı yerde aslında. Ruh prangalıysa gökyüzü ne kadar mavi.

Kendine yabancıysa insan; Dünya'ya ne kadar yakın.

Nesneleşmişse insan; ufkunun cömertliği kış güneşi gibi...


Gerçek aydınlık, kusursuzluk değildir. Gerçek aydınlık, cesarettir;

Yanlışını kabul edebilme cesareti…

Haksızlık karşısında susmama cesareti…

Kendini eleştirebilme olgunluğu...

Ve "kendisi" olabilme gerçeğidir.

Parlak görünen her yüzey, ilk sarsıntıda çatlar. Çünkü bastırılmış her gölge, bir gün daha büyük bir karanlık olarak geri döner.

İhtiyacımız olan şey gölgesiz bir dünya değil; gölgesinden korkmayan bir bilinçtir. Işığı büyütmenin yolu, karanlığı yok saymak değil; onu anlamaktan geçer. İşte o zaman aydınlık, propaganda değil hakikat olur.

Evrenin düzeni uyumdan değil, uyum içindeki çatışmadan/zıtlıklardan doğar.

Ve hakikat, her zaman en güçlü ışıktır.

Bir gün ''aslına sadık, sanılandan muaf ''olduğumuzda; kendi hakikatimizde yoğrulduğumuz zaman, başkalarının gölgesinden ayrılıp kendi aydınlığımıza kavuşmuş oluruz.

İnsan, geçmişinin gölgesinde değil; yarının ihtimalinde yaşar. Bu ihtimaller kesinliğe ulaşınca gökyüzü hep mavi kalır.

Unutmamak gerekir ki, evrendeki her evet bir Hayır'ın içinden geçerek anlam kazanır.

İyiliği sevin. Kalın sağlıcakla.

Gölgesiz Aydınlık metaforu; Büyük bir ceviz ağacının altında doğan her fidenin hayat bulması, aslında bir ihtimaldir; ama aynı zamanda bir gölgenin kaderidir. Yukarıda yükselen güçlü gövde, kendi kökünden gelenleri bile ışığa bırakmaz. Toprağın üstüne çıkan o küçük filizler, yaşamak ister ama güneşle tanışamaz; büyümek ister ama hep eksik kalır.

Alana arda kalan ışıklar gelebilir; ama bazı gölgeler öyle yoğundur ki aydınlığı tamamen unutturur. O fideler ne kadar ceviz olabilir? Belki hiçbiri. Çünkü sadece var olmak yetmez; insanın—ya da bir ağacın—kendi göğünü bulması gerekir. Gökyüzünün o eşsiz mavisini görmesi gerekir.. Aksi halde en verimli toprak bile, gölgenin susturduğu bir sessizlikten başka bir şey değildir.

Bu sosyo- felsefe analizinde;

*Toplumsal gerçeklik dediğimiz sosyoloji, kavramsal sorgulamada felsefe ve toplumun olağan hale gelmesi adına yapılan eleştirel bir bakış.

Muhabir: Haber Merkezi