HAKKARİ – Nepal-Tibet sınırında büyük bir buzulun çökmesi sonucu meydana gelen ve şimdiye kadar yaklaşık bin 150 kişinin ölümüne binlerce kişinin kaybolmasına neden olan felaket, küresel iklim değişikliğinin yüksek dağlardaki buzullar üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi.
Türkiye’nin buzullar açısından en yoğun bölgelerinden biri olan Hakkari’deki Cilo buzulları da bu kapsamda mercek altına alındı.
Uzmanlar, Cilo’nun Nepal’deki devasa buzul sistemlerinden farklı olduğunu ve benzer ölçekte bir çökme beklenmediğini belirtirken, buzulların hızla geri çekilmesinin bölgedeki yerel riskleri artırdığına dikkat çekiyor.

Cilo Dağları’nın özellikle hassas ekosistemlere sahip olduğu belirtilirken, milli park statüsündeki bölgede koruma kurallarının etkin uygulanması, motorlu araç girişlerinin sınırlandırılması ve buzullar üzerindeki kontrolsüz yaya trafiğinin önüne geçilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Uzmanlar, Cilo’nun buz kopmaları ve diğer buzul kaynaklı tehlikeler açısından düzenli olarak izlenmesi gereken alanlardan biri olduğunu ifade ediyor.

Peyzaj Mimarı ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Uzmanı Dr. Emel Aydın, Nepal’de yaşanan olayın Cilo açısından doğrudan bir örnek olmadığını belirterek, iki bölgenin coğrafi ve topoğrafik özelliklerinin farklı olduğunu söyledi.
Nepal’de çöken buzulun çok büyük bir sistem olduğunu belirten Aydın, “Nepal’deki buzul sistemi ile Cilo’daki buzullar aynı özelliklere sahip değil. Cilo’daki güncel buzullar daha küçük, bağımsız sirk ve vadi buzullarından oluşuyor.” dedi.
Cilo’da Himalayalar’daki gibi geniş bir vadiyi etkileyebilecek ölçekte bir buzul çökmesinin bilimsel açıdan beklenmediğini ifade eden Aydın, bölgenin tamamen risksiz görülmemesi gerektiğini de vurguladı.

Aydın, “Cilo’da Nepal’de yaşananın aynısının meydana gelmesini beklemiyoruz. Ancak bu, Cilo’nun risksiz olduğu anlamına gelmiyor. Bölgenin kendine özgü afet potansiyeli bulunuyor.” diye konuştu.
Aydın’ın aktardığı coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama verilerine göre, Cilo buzulları 1948 yılında yaklaşık 8,5 kilometrekarelik alanı kaplarken, bu alan 2020 yılında 4,8 kilometrekareye kadar geriledi.

Buzulların son yıllarda yalnızca yüzey alanında değil, hacim ve kalınlık açısından da kayıplar yaşadığına dikkat çeken Aydın, özellikle ağustos sonu ve eylül başında meydana gelebilecek buz kopmalarının vadi boyunca yaşayan köylüler ve hayvancılıkla uğraşanlar açısından risk oluşturabileceğini söyledi.
Aydın, tehlikenin yalnızca yüzeyde görülen çatlaklardan ibaret olmadığını belirterek, buzulların tabanında da erimeler yaşandığını ifade etti.
“Buzullar yalnızca üstten erimiyor. Taban kısımlarında da erimeler meydana geliyor ve bazı bölgelerde büyük boşluklar ile tüneller oluşabiliyor. Bu boşluklar ve çatlaklar, buzullar üzerinde yürüyen insanlar açısından ciddi tehlike oluşturuyor.” dedi.

Bu tehlikenin geçmişte can kayıplarına da yol açtığını hatırlatan Aydın, 2023 yılında Cilo-Sat Dağları’nda buzul çatlaklarına düşen 2 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi.
Hakkari Üniversitesinde görev yaptığı dönemde Cilo buzullarının geri çekilmesine ilişkin gözleme dayalı çalışmalar yapan Prof. Dr. Mehmet Nuri Bodur da buzullardaki gerilemenin uzun yıllardır devam ettiğini belirtti.
Yaklaşık 15 yıl boyunca Hakkari Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde görev yaptığını belirten Bodur, bu süreçte iklim, deprem, zemin ve temel ilişkileri üzerine çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

Cilo buzullarındaki gözlemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bodur, “Cilo’daki buzullarda yıllar içerisinde çatlakların genişlediğini ve buzulların yayılarak eridiğini gözlemledik.” ifadelerini kullandı.
Son 15 yılda buzullardaki daralmanın belirgin hale geldiğini belirten Bodur, yaklaşık 50 yıllık uydu görüntülerinin incelenmesiyle de buzul alanlarındaki hacimsel gerilemenin açık şekilde görülebildiğini söyledi.

Bodur, “Cilo’daki buzul kaybı, küresel iklim değişikliğinin bölgesel bir yansıması. Buzulların geri çekilmesiyle birlikte yeni risk alanları da ortaya çıkıyor.” dedi.
Buzul çatlaklarının turizm amacıyla bilinçsiz şekilde kullanılmasının can kayıplarına yol açabildiğini belirten Bodur, özellikle tehlikeli alanlarda kontrolsüz gezilerin önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Bodur, “Derin buzul çatlaklarının turizm amacıyla bilinçsiz şekilde kullanılması can kayıplarına neden olabiliyor. Tehlikeli alanlarda kontrolsüz gezilerin önüne geçilmeli.” ifadelerini kullandı.
Gerekli önlemlerin alınmaması halinde ilerleyen yıllarda daha fazla can kaybı ve hasar yaşanabileceği uyarısında bulunan Bodur, Cilo’nun düzenli olarak izlenmesi gerektiğini söyledi.
Uzmanlar, iklim değişikliğine karşı hassas olan Cilo buzullarındaki değişimlerin düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Buzulların geri çekilmesiyle yüksek dağlık alanlarda küçük göllerin oluşabileceği, doğal setlerin istikrarı, kaya düşmeleri ile buz ve kaya kopmalarının yerel ölçekte risk oluşturabileceği ifade ediliyor.
Bu kapsamda Cilo’da bilimsel bir izleme ve monitörizasyon ağı kurulması öneriliyor. Buzul içerisindeki boşlukların, çatlakların ve erime hızının düzenli olarak takip edilmesi, kaya ve buz kopması risklerinin mekânsal analizlerle belirlenmesi ve yerel halka yönelik erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre Cilo açısından asıl mesele, Nepal’de yaşanan felaketin aynısının meydana gelip gelmeyeceğinden çok, iklim değişikliği nedeniyle hızla değişen buzul sisteminin oluşturduğu yerel risklerin bilimsel verilerle takip edilmesi ve insan faaliyetlerinin hassas ekosistem üzerindeki baskısının azaltılması.


