HAKKARİ – Yıllarca Hakkari’de görev yapan, kentin doğal güzelliklerini ve yaşamını fotoğraflayarak dünyaya tanıtan teknik ressam Enver Özkahraman, Hakkarili sanatçı Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filminde yer alan unutulmaz sahnelerden birinin perde arkasını anlattı.

Özkahraman, Hakkari’ye televizyon görüntüsü getirmek için yaşadıkları zorlu süreci, Sümbül Dağı’na yaptıkları yolculuğu ve dönemin valisinden duydukları korkuyu kendi tanıklığıyla aktardı.

'İnsan İnsana' programının sunucusu Ramazan Çapar'a samimi açıklamalarda bulunan Enver Özkahraman, Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği ve Hakkari’nin geçmişindeki televizyonla tanışma sürecini konu alan Vizontele filminin unutulmaz sahnelerinden birinin arkasındaki gerçek hikâyeyi paylaştı.

Özkahraman, dönemin Hakkari Valisinin kendilerini çağırarak televizyon görüntüsü getirmelerini istediğini, bunun üzerine kentin tanınan eşraflarından Sadullah Besi ve Yılmaz Erdoğan’ın amcası Adil Hoca ile birlikte görüntü bulmak için yola çıktıklarını anlattı.

O günlerde dönemin valisinden çekindiklerini belirten Özkahraman, yaşadıkları süreci şu sözlerle anlattı:

“Yılmaz Erdoğan’ın babası... Bizler hepimiz ödümüz kopuyor ondan, validen. Bir gün bizi çağırdı. Demek ki hani kulağına gitmiş. Devlet babadır ya, demişler bunlar Kürtçe televizyon izliyorlar. Türkçe görüntü getirin. Bizi çağırdı, dedi ki size bir ay mühlet, buraya görüntü istiyorum.

Haydaa! Sadullah Besi, Yılmaz Erdoğan’ın amcası Adil Hoca ve ben... Ya Rabbi, biz nereden görüntüyü bulalım? YSE’nin arabaları bize tahsis edildi. Arabalara biniyoruz, gidiyoruz. Slehiyan Tepesi’ne elimizde bir pili televizyon var, şu kadar. Elimizde ayrıca bir anten, görüntü namına bir şey yok. Karadağ’a bile gittik, görüntü yok. Ümidimizi kestik, ödümüz kopuyor. Vali iki de bir soruyor. Validen cin gibi korkuyoruz.”

Görüntü bulmak için farklı noktalara gittiklerini ancak sonuç alamadıklarını anlatan Özkahraman, daha önce çıktığı Sümbül Dağı’nı hatırladığını ve son çare olarak yeniden dağa tırmanmaya karar verdiklerini söyledi.

Teknik ressam olduğunu belirten Özkahraman, dağın yapısını ve tırmanışın zorluğunu şu sözlerle anlattı:

“Ben daha önce Sümbül Dağı’na çıkmıştım. Sümbül’ün bu yüzü dedim ya, ben teknik ressamım, Türkiye’de böyle bir yükselti yok. Zap’tan merdiven gibi başlıyorsunuz, merdiven çıkar gibi tepeye kadar çıkıyorsunuz. Yani bir yerde ayağınızı düz atamıyorsunuz.

Çare kalmayınca dedik ki vallahi herhalde bir daha Sümbül’ün yolu görünüyor. Tırmandık, çıktık tepeye. Her yeri kurcaladık. Her yer var. Araplar var, Kürtler var. İran var, Rusya var. Türkiye yine yok. TRT çekmiyor. Mümkün değil.”

Sümbül Dağı’na çıkarken görüntü elde edebilmek için yanlarında televizyon ve anten götürdüklerini anlatan Özkahraman, soğuk havada yaşadıkları zorluğu ve dönüşte karşılaştıkları tepkiyi şöyle aktardı:

Hakkari Valisi Taşyapan’dan Müdür Kızılkaya'ya ziyaret
Hakkari Valisi Taşyapan’dan Müdür Kızılkaya'ya ziyaret
İçeriği Görüntüle

“Biz çıkınca Adil Hocagil'e demiştik ki he ateş yakacağız hem de iki tane patlatacağız. Çekerse... Çekmeyince ama biz üşüdük, donduk. Mecbur olduk, gevenleri koyduk, dedik bize ne, ateş yaktık fakat silah patlatmadık.

Sabahleyin döndük. Adil Hoca bizi karşıladı sevinçle. Arabalar getirmişler, birkaç kişi seviniyorlar. Dedi görüntü güzel miydi? Dedik vallahi görüntü yoktu. Niye ateş yaktınız dediler. Dedik biz donuyorduk. Çıktık, validen fırçayı yedik.”

Sümbül Dağı’nda da istedikleri görüntüyü elde edemeyince büyük bir umutsuzluk yaşadıklarını belirten Özkahraman, aradıkları görüntünün daha sonra tesadüfen Hakkari kent merkezinde bulunduğunu söyledi.

Özkahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Görüntü orada da olmayınca tam ümitsizliğe kapıldık. Daha sonra tesadüfen hastanenin karşısında Merzan Mahallesi’nde Eliye Mehme diye birinin evi var. Evi üçgen gibi, böyle burası sırttır. Araba burada dönünce bir görüntü görülüyor.”

Özkahraman’ın anlattıkları, Vizontele filminde hafızalara kazınan televizyon görüntüsü arayışının arkasında, Hakkari’de yaşanan zorlu ve bir o kadar da ilginç bir hikâyenin bulunduğunu ortaya koydu.

Muhabir: Zeki DARA