OKTAY KIZILKAYA / YAZDI

Geçtiğimiz günlerde Hakkâri’de güzel bir buluşmaya şahit oldum. Abdulkadir Kızılkaya ile Muhsin Kızılkaya, doğup büyüdükleri topraklarda yeniden bir araya geldiler.

İlk bakışta bir ağabey ile kardeşin buluşması gibi görünse de bu buluşmanın Hakkâri açısından daha farklı bir anlamı var. Çünkü iki kardeş, hayatlarını farklı yerlerde sürdürseler de aynı toprakların hikâyelerini, hatıralarını ve kültürünü taşıyor.

Abdulkadir Kızılkaya, Hakkâri’de yaşayan ve sözlü kültürümüzün önemli taşıyıcılarından biri olan bir isim. Muhsin Kızılkaya ise Hakkâri dışında yaşamasına rağmen yıllardır yazıları, kitapları ve çalışmalarıyla memleketinin insanını, kültürünü ve hikâyelerini anlatan ve ülkece tanınan bir gazeteci ve yazar.

Hakkari’de hava değişiyor: Öğle saatlerine dikkat!
Hakkari’de hava değişiyor: Öğle saatlerine dikkat!
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle Muhsin Kızılkaya’nın ağabeyini ziyaret etmek için Hakkâri’ye gelişi, bana sıradan bir kardeş ziyareti gibi gelmedi. Onların sohbetlerinde çocukluk yılları, köyleri, eski insanlar ve bugün unutulmaya yüz tutan hikâyeler yeniden hatırlandı. Belki de bu buluşmanın en güzel tarafı buydu.

Çünkü sözlü kültür böyle yaşar. Bir insan anlatır, bir başkası dinler. Hikâyeler, yıllar boyunca hafızadan hafızaya aktarılır. Hakkâri’nin geçmişinde böyle sayısız hikâye var. Ancak değişen hayat şartlarıyla birlikte bu hikâyelerin bir kısmı artık eskisi kadar anlatılmıyor. Oysa bir şehrin kültürü yalnızca kitaplarda ve arşivlerde değil, insanların hafızasında da yaşar.

Birinin Gözleri Görmedi; Ama Hafızası Hep Gördü

Abdulkadir Kızılkaya’nın hayatı bunun en güzel örneklerinden biri. Henüz sekiz yaşındayken geçirdiği trahom hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybetmiş. Buna rağmen çocukluğunda dinlediği destanları, halk hikâyelerini ve yöreye ait anlatıları güçlü hafızasında yaşatmış.

Okuma yazma bilmemesine rağmen çevresindekilerin desteğiyle yıllar boyunca bu birikimini yazıya aktarmış. Bence asıl üzerinde durulması gereken nokta da burada. İnsan bazen sahip olduğu imkânlarla değil, azmiyle, hafızasıyla ve yaşadığı kültüre duyduğu bağlılıkla iz bırakıyor.

Kadir Abê, Hakkâri’nin geçmişinden bugüne uzanan sözlü kültür köprüsünün önemli isimlerinden biri. Onun hafızasında yalnızca kişisel hatıralar değil, bir dönemin insanları, yaşam biçimi ve toplumsal belleği de var.

Memleketini Yazarak Yaşatan Bir Kalem

Muhsin Kızılkaya’nın hayat yolculuğu ise Çukurca’dan İstanbul’a, oradan gazeteciliğe ve edebiyata uzanıyor. Yıllardır gazetecilik ve yazarlık yapan Kızılkaya, kitapları, çevirileri ve köşe yazılarıyla kültür dünyasına katkı sunuyor. Hakkâri’nin insanından yemeklerine, geleneklerinden hikâyelerine kadar pek çok konuyu yazılarıyla kayıt altına alıyor.

Kızılkaya’nın yaşamında gazetecilik ve edebiyatın yanı sıra siyaset de önemli bir yer tuttu. 2013 yılında Çözüm Süreci kapsamında oluşturulan Âkil İnsanlar Heyeti’nde yer aldı. 2015 genel seçimlerinde AK Parti’den Mersin Milletvekili seçilerek 25. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yaptı. Bu dönemin ardından, yeniden gazetecilik ve yazarlık çalışmalarına ağırlık verdi. Bugün de Habertürk’teki köşe yazılarıyla okurlarıyla buluşmayı sürdürüyor.

Hakkâri dışında yaşayan Muhsin Kızılkaya’nın memleketiyle kurduğu bağ, yazılarında da kendini gösteriyor. Çünkü insan, doğup büyüdüğü yerden uzaklaşsa da çocukluğunun izlerini, aile bağlarını ve memleketinin hikâyelerini beraberinde taşıyor. Bazen bir kelimede, bazen bir hatırada, bazen de yıllar öncesinden kalan bir anlatıda memleket yeniden karşımıza çıkıyor.

Muhsin Kızılkaya, yazılarında ağabeyinden; “Kadir Abê” diye söz etmesi de bu bağın içten bir göstergesi. Bu hitapta yalnızca bir kardeşlik ilişkisi değil, aynı zamanda ortak bir geçmişin ve kültürel hafızanın izleri var.

Aynı Hikâyenin İki Farklı Anlatıcısı

Bu iki kardeşin buluşmasında, Hakkâri’nin kültüründen insanına, geçmişinden yaşam biçimine kadar pek çok şeyin izini görmek mümkün. Ben bu buluşmayı biraz da Hakkâri’nin kendi hafızasıyla buluşması olarak gördüm.

Çünkü Hakkâri’nin çok değerli insanları var. Bazen bu insanların kıymetini yeterince konuşmuyor, onları gerektiği kadar tanımıyoruz. Oysa bir şehrin zenginliği yalnızca dağları, vadileri ve doğal güzellikleriyle ölçülmez. O şehri anlatan, yaşatan ve gelecek kuşaklara aktaran insanlar da o şehrin en büyük değerleridir.

Abdulkadir Kızılkaya ve Muhsin Kızılkaya da Hakkâri’nin böyle değerlerinden. Biri bu toprakların hikâyelerini hafızasında yaşatıyor; diğeri bu hikâyeleri yazıları ve kitaplarıyla daha geniş kitlelere ulaştırıyor. Biri anlatı geleneğinin canlı bir temsilcisi, diğeri ise bu kültürel birikimi yazılı dünyaya taşıyan çok güçlü bir kalem.

Şimdi yan yana oturmuş, geçmişi konuşuyorlar. Çocukluklarını, köylerini, insanlarını ve hatıralarını yeniden yâd ediyorlar. Onlar Hakkâri’nin kültürel hafızasının farkında; anlattıklarıyla bu değeri dinleyenlerin de fark etmesini sağlıyorlar. Bize de bu güzel buluşmaya tanıklık etmek kalıyor.

Keşke Hakkâri’nin hafızasını taşıyan insanlarımızı daha çok dinlesek. Onların anlattıklarını kayıt altına alsak, kitaplaştırsak ve gençlerimize ulaştırsak.

Çünkü zaman geçiyor. İnsanlar yaşlanıyor. Hatıralar eksiliyor. Bazı hikâyeler de anlatılmadığında bir daha geri gelmemek üzere kayboluyor. Oysa bu hikâyeler yalnızca geçmişe ait hatıralar değil; geleceğe aktarılması gereken kültürel mirasımız.

Belki de Kızılkaya kardeşlerin bu buluşmasının bize hatırlattığı en önemli şey şu:

Bir şehrin hafızasını korumak, önce o şehrin insanlarını dinlemekle başlıyor.

Hakkâri’nin böyle kıymetli ve değerli insanları var. Onları tanımak, dinlemek ve anlatmak da hepimizin sorumluluğu.

Muhabir: Zeki DARA