HAKKARİ - Gündeme yansıyan her şiddet olayı, toplumda kısa süreli bir sarsıntı yaratıyor. O an öfke duyuyor, üzülüyor, suçlu arıyor ve çözümü çoğu zaman güvenlik önlemlerinde bulmaya çalışıyoruz. Oysa temel gerçek şu: Şiddet bir anda ortaya çıkmaz; zamanla öğrenilir ve birikir. Bu nedenle yaşananları yalnızca bir “olay” olarak değil, bir sistemin sonucu olarak görmek gerekir.

“Çocuklara sevgi verelim, her şey düzelir” düşüncesi sık dile getirilir. Ancak sevgi tek başına yeterli değildir.

Sınır koyulmayan sevgi, çocuğa güven değil, kontrolsüzlük kazandırır.

Geçmişte korkuyla büyüyen, bastırılmış ama itaatkâr bir nesil vardı. Bugün ise “sen özelsin” vurgusunun arttığı, fakat sınır ve sorumluluğun geri planda kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Dün susan çocuklar yetiştirdik, bugün duramayan çocuklar yetiştiriyoruz.

En önemli eksiklerden biri empati. Çocuğa kendi değerini öğretirken, başkasının da en az onun kadar değerli olduğu yeterince anlatılmadığında, hak talep eden ama sorumluluk almayan bireyler ortaya çıkar.

Empati gelişmediğinde ve duygular düzenlenemediğinde, engellenme karşısında şiddet bir tepki haline gelebilir.

Şiddetin ilk öğrenildiği yer çoğu zaman ailedir. Evde fiziksel ya da sözlü şiddet varsa, çocuk bunu model alır.

Beklenmedik bir aksilikte—örneğin bir eşya kırıldığında—öfkeyle karşılaşan çocuk, çatışma anında duyguyu düzenlemeyi değil, tepki vermeyi öğrenir.

Aile, duyguların nasıl yaşanacağını öğreten ilk yerdir. Öfkenin nasıl ifade edildiği, sınırların nasıl konduğu ve sorunların nasıl çözüldüğü; çocuğun ilerideki davranışlarını doğrudan etkiler. Çocuklar öğütle değil, ebeveynin tutumu ve davranışıyla öğrenir. Erken dönem ilişkiler, bireyin dünyayı güvenli ya da tehditkâr algılamasında belirleyicidir.

Ancak şiddeti yalnızca aileye bağlamak doğru değildir. Okul, medya ve toplumsal yapı da sürecin parçasıdır. Özellikle medyada; tartışma, bağırma ve aşağılamanın normalleştiği programlar ile şiddetin sıradanlaştırıldığı içerikler dikkat çekmektedir.

Bu içerikler “gerçek hayat” olarak sunulsa da, aslında bir ilişki dili öğretir. Sürekli eleştiren ve tahammülsüz iletişim zamanla normalleşir ve günlük hayata yansır.

Dijital dünya da bu süreci pekiştirir:

Hakkari Sere Sola Mevkiinde trafik kazası
Hakkari Sere Sola Mevkiinde trafik kazası
İçeriği Görüntüle

Rekabet ve yok etme üzerine kurulu oyunlar

Silah ve saldırı temalı içerikler

Hızlı tüketilen duyarsızlaştırıcı içerikler (Sürekli aşağı kaydırılarak kısa sürede izlenebilen şiddet, bağırma etkileşim videoları )

Etkisi; kişide dikkat süresi düşer, duygular yüzeyselleşir, şiddet sıradan bir görüntü haline gelir. Tekrarlayan şiddet maruziyeti empatiyi zayıflatır ve şiddeti bir çözüm yolu gibi algılatabilir.

Şaka adı altında insanları küçük düşüren, habersiz korkutma, utandırma, rezil etme videoları izleyeni kısa süreli güldürür ama aslında empati değil bu durumlarda seyirci kalma öğrenilir.

Toplumsal dilde de bir değişim söz konusu. Toplumda eleştiri, hor görme, aşağılama artarken, teşekkür ve minnet azaldı.

Bizler eleştirmeyi öğrendik ve maalesef ki teşekkür etmeyi unuttuk.

Oysa geçmişte daha paylaşan, daha sahiplenen bir toplum yapısı vardı. Bugün ise daha bireysel ve daha güvensiz bir ilişki biçimi yaygınlaşıyor.

Saygı; yalnızca büyüklere değil, insana, emeğe ve sınıra duyulan bir değerdir. Beklemek, sıraya girmek ve tahammül etmek öğrenilmesi gereken becerilerdir. Bu beceriler gelişmediğinde birey yalnızca kendi ihtiyaçlarına odaklanır ve çatışmalar artar.

Eğitimde de benzer bir kayma vardır. Akademik başarı öne çıkarken, duygusal ve ahlaki gelişim geri planda kalmıştır

Artık çocukların sadece başarısını değil, nasıl bir insan olduğunu da konuşmalıyız.

Bu nedenle çözüm tek bir alanda değil, bütüncül bir yaklaşımda yatmaktadır:

AİLEDE:

Sevgi ve sınır dengesi kurulmalı

Öfke yönetimi model olmalı

Empati ve sorumluluk öğretilmeli

Aile içinde açık iletişim ve duyguların ifade edilebildiği güvenli bir ortam oluşturulmalı

OKULLARDA:

Değerler eğitimi güçlendirilmeli

Öğretmene saygı desteklenmeli

Psikolojik destek sistemleri aktif olmalı

Okullarda rehberlik hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı ve koruyucu ruh sağlığı çalışmaları yaygınlaştırılmalı

MEDYADA:

Şiddet dili sorgulanmalı

Yapıcı içerikler teşvik edilmeli

Hukuki düzlemde ise caydırıcılık güven verici şekilde işlemelidir.

Toplumsal ilişkileri güçlendiren, empatiyi ve sağlıklı iletişimi destekleyen içeriklere daha fazla yer verilmeli

Aslında ; Geçmişte “ben” diyemeyen bir nesil vardı.

Bugün ise “sen” diyemeyen bir nesil yetişiyor.

Oysa sağlıklı bir toplum, ben ile sen arasındaki dengeyi kurabilen bireylerle mümkündür. Toplumsal güvenlik bireysel sorumlulukla başlar; sistemsel düzenlemelerle güçlenir. Çocuklara yalnızca başarılı olmayı değil, duygularını yönetmeyi ve sağlıklı ilişkiler kurmayı öğretmek sürdürülebilir bir toplumsal güvenliğin temel koşullarından biridir.

Dikkat Edilmesi Gereken İşaretler !!!

Son dönemde özellikle okul temelli yaşanan saldırılar, bu tür davranışların çoğunlukla ani bir tepki değil, uzun süreli psikolojik birikimlerin sonucu olduğunu göstermektedir. Bu bireylerde en sık; yoğun bir haksızlık algısı, görülmeme duygusu ve buna eşlik eden dikkat çekme ya da kendini ifade etme ihtiyacının işlevsiz biçimde ortaya konduğu gözlemlenir. Bu nedenle aşağıdaki işaretler önemle dikkate alınmalıdır:

· Sosyal çevreden uzaklaşma, yalnızlaşma ve içe kapanma

· Aile ve öğretmenlerle iletişimin belirgin şekilde azalması

· “Kimse beni anlamıyor”, “hesabını soracağım”, “bedelini ödeyecekler” gibi öfke ve kin içeren söylemler

· Yaşanan olayları abartılı biçimde haksızlık ve adaletsizlik olarak yorumlama

· Şiddet içerikli yazı, çizim veya hikâyeler üretme

· Silah, ölüm ve yıkım temalarına karşı yoğun ilgi

· Sosyal medyada şiddeti öven ya da intikam içerikli paylaşımlar

Bu işaretler tek başına belirleyici olmasa da bir araya geldiğinde riskli bir tabloya işaret edebilir. Bu nedenle erken fark etmek, okul–aile iş birliği sağlamak ve zamanında psikolojik destek sunmak büyük önem taşır.

Çocuklar kendilerine anlatılan dünyayı değil, yaşadıkları dünyayı öğrenir; bu nedenle saygının, sınırın ve insani değerlerin tutarlı şekilde var olduğu bir ortam, geleceğin daha güvenli ve sağlıklı olmasının en güçlü belirleyicisidir.

Muhabir: Zeki DARA