<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hakkari Haber, Hakkari Son Dakika</title>
    <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com</link>
    <description>Hakkari Haber – Hakkari’nin son dakika haberleri, sıcak gelişmeleri ve günün tüm önemli olayları anlık olarak Hakkari İl Sesi Gazetesi’nde.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Sitemizde bulunan yazı, görsel ve video gibi içerikler izin alınmadan kullanılamaz.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 26 May 2026 19:34:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Kaya: Kömürleşmiş etler kanser riski taşıyabilir]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/prof-dr-kaya-komurlesmis-etler-kanser-riski-tasiyabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/prof-dr-kaya-komurlesmis-etler-kanser-riski-tasiyabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, mangalda aşırı pişip kömürleşen etlerin kanserojen risk taşıdığına dikkat çekerek vatandaşları uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Sökülmez Kaya, Kurban Bayramı öncesinde sağlıklı et tüketimi ve doğru kullanımı hakkında özel açıklamalarda bulundu. Yeni kesilmiş etin sert yapısının hemen tüketilmesi, kalbin yükünü artıran ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Prof. Dr. Kaya, “Bayram günü kesilen hayvanların eti çoğu zaman kısa süre içerisinde pişirilip tüketilmektedir. Fakat yeni kesilmiş etin sert yapısı hem pişirme aşamasında hem de sindirim sırasında bazı sorunlara yol açabilir. Bu durum hazımsızlık, mide şişkinliği gibi problemlere neden olabildiği gibi kalbin yükünü artırarak ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘HİJYEN KURALLARINA UYULMAMASI ZOONOZ HASTALIK RİSKİNİ ARTIRABİLİR’</strong></p>

<p>Kesim, saklama ve pişirme süreçlerinde tamamen hijyenik şekilde hareket edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Kaya, “Kurban Bayramı sofralarında et tüketimi ön plana çıksa da sağlıklı beslenme kurallarından uzaklaşılmamalı, porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Gün içerisinde yeterli su tüketilmeli ve dengeli beslenilmelidir. Kırmızı et; protein, demir ve B grubu vitaminleri açısından önemli bir besindir. Ancak doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Kalp-damar hastalığı, diyabet ve hipertansiyon hastalarının yağsız ya da az yağlı etleri tercih etmesi gerekir. Özellikle mide ve bağırsak rahatsızlığı bulunan kişilerin kurban etini hemen tüketmemesi, birkaç gün dinlendirdikten sonra haşlama veya ızgara yöntemiyle hazırlayarak yemesi önerilir. Kolesterol problemi yaşayanların sakatattan uzak durması gerekir. Kurbanlık hayvanların veteriner kontrolünden geçmiş olmasına dikkat edilmelidir. Kesim, saklama ve pişirme süreçlerinde hijyen kurallarına uyulmaması zoonoz hastalık riskini artırabilir. Bu nedenle etler çiğ ya da az pişmiş şekilde tüketilmemelidir” dedi.</p>

<p><strong>‘ÇÖZDÜRÜLEN ET TEKRAR DONDURULMAMALI’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Kaya, “Kesilen etin yıkanması doğru değildir, çünkü nemli kalan et bakterilerin çoğalmasını hızlandırabilir. Etlerin uygun koşullarda en az 24 saat dinlendirilmesi önerilir. Kurban etleri büyük parçalar halinde değil, yemeklik porsiyonlara ayrılarak saklanmalıdır. Donmuş etler oda sıcaklığında değil, buzdolabında çözdürülmeli; çözülen et tekrar dondurulmamalıdır. Ayrıca çiğ et hazırlığında kullanılan kesme tahtalarında sebze ve meyve doğranmamalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘BAYRAMDA SAKATAT TÜKETİMİNDE KOLESTEROL VE KALP-DAMAR HASTALARI DİKKATLİ OLMALI’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram sürecinde kolesterol hastaları sakatat tüketiminden kaçınmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Pınar Sökülmez Kaya, şöyle konuştu:</p>

<p>“Et pişirirken haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmeli, kızartmadan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Et yemeklerine ekstra yağ eklenmesine gerek yoktur. Izgara yapılırken et ile ateş arasındaki mesafe iyi ayarlanmalı, etin yanarak kömürleşmesi önlenmelidir. Çünkü kömürleşen bölgelerde kanserojen maddeler oluşabilir. Bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden olan kavurma hazırlanırken tereyağı veya kuyruk yağı eklemek yerine etin kendi suyunda ve kısık ateşte pişirilmesi daha sağlıklı bir yöntemdir. Bayram sürecinde sakatat tüketiminde de artış yaşandığı için özellikle kolesterol yüksekliği bulunanlar ve kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişilerin bu ürünlerden uzak durması önerilir. Haşlama, fırın ve ızgara yöntemleri yağ tüketimini azaltmaya yardımcı olur. Mangal yapılırken etlerin yanmamasına dikkat edilmelidir. Kömürleşmiş etler kanser riski taşıyabilir. Ayrıca etin ateşe fazla yakın olması B1, B12 vitamini ve folik asit kaybına neden olurken, damlayan yağların oluşturduğu dumanın ete temas etmesi de sağlık açısından risk oluşturabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/prof-dr-kaya-komurlesmis-etler-kanser-riski-tasiyabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/p-r-o-f-d-r-k-a-y-a-k-o-m-u-r-l-e-s-m-i-s-e-t-l-e-r-k-a-n-s-e-r-1330897-395430.png" type="image/jpeg" length="17129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda diyet bozmak sağlık riski oluşturabilir]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bayramda-diyet-bozmak-saglik-riski-olusturabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bayramda-diyet-bozmak-saglik-riski-olusturabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, Kurban Bayramı’nda aşırı yağlı ve tuzlu beslenmenin kronik hastalar için ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı nedeniyle kurban etinin doğru saklama ve pişirme yöntemlerinden sıvı tüketimine kadar birçok konuda önemli uyarılarda bulundu. Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın ve bir arada olmanın en kıymetli zamanlarından biri olduğunu belirten Doç. Dr. Altın, bayram sofralarının ise kültürün önemli bir parçasını oluşturduğunu ifade etti. Ancak bu sofraların zaman zaman 'aşırı tüketim festivaline' dönüştüğüne dikkat çeken Altın, özellikle metabolik hastalıkları bulunan bireylerin çok daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kalp-damar ve böbrek hastalığı bulunan kişilerin bayram süresince beslenmelerine özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Altın, “Özellikle metabolik hastalıkları olan bireylerde birkaç günlük diyet bozma bile ciddi metabolik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tuz ve yağ oranı yüksek beslenme; tansiyon regülasyonunun bozulmasına, böbrek yükünün artmasına ve kalp hastalıkları açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir" dedi.</p>

<p><strong>'KURBAN ETİ HEMEN TÜKETİLMEMELİ'</strong></p>

<p>Toplumda kurban etinin tüketimine ilişkin yanlış uygulamalar bulunduğunu belirten Doç. Dr. Altın, kesilen etin hemen tüketilmesinin sindirim sistemi açısından sakıncalı olduğunu ifade etti. Kesim sonrası ette 'ölüm katılığı' olarak bilinen rigor mortis döneminin oluştuğunu anlatan Doç. Dr. Altın, şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Kas etlerinin gevşemesi ve etin biyokimyasal olarak yenilmeye hazır hale gelmesi için kurban etinin yaklaşık 24 saat boyunca 4 derece sıcaklıkta, tercihen buzdolabı rafında bekletilmesi gerekir. Bu süreç tamamlanmadan tüketilen et, sindirim sistemi açısından rahatsızlıklara neden olabilir."</p>

<p><strong>'ETİ KÖMÜRLEŞTİRMEK KANSEROJEN RİSKİ OLUŞTURUYOR'</strong></p>

<p>Bayramlarda mangal kültürünün yaygın olduğunu ancak pişirme yönteminin sağlık açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Altın, yüksek ısıda ve kömürleşecek şekilde pişirilen etlerin sağlık risklerini artırdığını belirtti. Kırmızı etin yüksek kaliteli bir protein kaynağı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Altın, "Eti kömürleştirdiğimiz zaman içerisinde polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşuyor. Bunlar kanserojen risk taşıyan maddeler. Eti haşlama, fırında pişirme ya da kontrollü ızgara yöntemleriyle tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli. Ayrıca ateş ile et arasında yaklaşık 15 santimetrelik bir mesafe bırakılması daha koruyucu olacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAYRAM SOFRALARININ GİZLİ DÜŞMANI, TUZ</strong></p>

<p>Kurban Bayramı sofralarında özellikle kavurma ve işlenmiş et tüketimiyle birlikte yüksek miktarda tuz alındığını söyleyen Doç. Dr. Zeynep Altın, fazla tuz tüketiminin ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğini belirtti. Doç. Dr. Altın, "Tuz yükünün artması tansiyonun yükselmesine, tansiyon kontrolünün bozulmasına ve böbrek hastalıkları açısından risk oluşmasına neden olabilir. Özellikle hipertansiyon hastalarının bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor" diye konuştu. Doç. Dr. Altın, kuyruk yağı ve katı yağ tüketiminin de doymuş yağ alımını artırarak kalp sağlığını olumsuz etkilediğini vurguladı.</p>

<p><strong>‘SICAK HAVALARDA SIVI TÜKETİMİ ARTTIRILMALI'</strong></p>

<p>Bayramın sıcak yaz günlerine denk geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Altın, fazla et tüketiminin böbrekler üzerinde ek protein yükü oluşturduğunu, bu nedenle sıvı tüketiminin artırılması gerektiğini söyledi. Yüksek sıcaklıkların vücudun sıvı ihtiyacını daha da artırdığını belirten Doç. Dr. Altın, "Hem sıcak hava hem de fazla protein tüketimi nedeniyle günlük sıvı alımına ekstra dikkat edilmeli. Özellikle tuz tüketimi arttığında sıvı ihtiyacı da yükseliyor" dedi.</p>

<p>Sağlıklı bir bayram sofrasının nasıl olması gerektiğine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. Zeynep Altın, ideal tabak düzenini anlattı. Altın, “Tabağın dörtte biri kırmızı etten oluşmalı. Yarısı mutlaka bol yeşillik ve salata olmalı. Lif içeriği yüksek sebzeler hem C vitamini açısından zenginlik sağlar hem de metabolik dengeyi korumaya yardımcı olur. Geri kalan dörtte birlik bölüm ise tam tahıllı gıdalardan oluşabilir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bayramda-diyet-bozmak-saglik-riski-olusturabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/b-a-y-r-a-m-d-a-b-i-r-k-a-c-g-u-n-l-u-k-d-i-y-e-t-b-o-z-m-a-c-i-d-d-1330611-395320.jpg" type="image/jpeg" length="20765"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bacak şişliğinde damar sağlığı uyarısı]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bacak-sisliginde-damar-sagligi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bacak-sisliginde-damar-sagligi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, gün sonunda artan bacak şişliği ve ağırlık hissinin damar hastalıklarının habercisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplardamar dolaşımındaki yavaşlama, varis oluşumu, hareketsizlik ve fazla kilo gibi faktörlerin bacaklarda şişlik hissine neden olabileceğini belirten Op. Dr. Akcan, tek taraflı ani gelişen şişliklerde ise gecikmeden değerlendirme gerektiğini söyledi.</p>

<p>Şikayetlere ağrı, ciltte renk değişikliği, gece krampları veya damar belirginliğinin eşlik etmesi halinde uzman görüşü alınmasının önemli olduğunu ifade etti. Gün içinde kısa yürüyüşler yapmak, uzun süre sabit pozisyonda kalmamak, bacakları dinlendirmek ve hekim önerisiyle uygun destek ürünleri kullanmanın fayda sağlayabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Akcan, “Dolaşım sistemiyle ilgili belirtiler erken dönemde fark edildiğinde yaşam konforunu artıracak önlemler alınabilir” dedi.</p>

<p>Öte yandan Akcan, bu haberin bilgilendirme amacı taşımakta olduğunu tanı veya tedavi vaadi içermediğini, sağlıkla ilgili değerlendirmeler kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini söylerken, her zaman uzman hekim görüşü alınması önemli olduğunu dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/bacak-sisliginde-damar-sagligi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/u-z-m-a-n-i-n-d-a-n-b-a-c-a-k-l-a-r-d-a-s-i-s-l-i-k-v-e-d-a-m-a-r-s-a-1321534-392598.jpg" type="image/jpeg" length="60166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fazla tuz tüketimine dikkat uyarısı]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/fazla-tuz-tuketimine-dikkat-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/fazla-tuz-tuketimine-dikkat-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, aşırı tuz tüketiminin yüksek tansiyon başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atmaca, "11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası" dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, kimyasal adıyla sodyum klorür (NaCl) olan tuzun vücutta elektrolit görevi gördüğünü ve sıvı dengesinde kritik rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta su tutulmasına ve kan hacminin artmasına yol açtığını ifade eden Atmaca, "Bu durum doğrudan kan basıncını yükseltir. Oluşan hipertansiyona bağlı olarak da miyokard infarktüsü, kalp yetmezliği ile iskemik ve hemorajik inme gibi kardiyovasküler hastalık riskleri belirgin şekilde artar." dedi.</p>

<p>Atmaca, tuzun bilinen en önemli sağlık etkisinin hipertansiyon olduğunu, bunun dışında fazla tuzun böbreklerde hiperfiltrasyona neden olarak böbrek yetmezliğine zemin hazırladığını ve özellikle diyabet hastalarında bu riskin daha ciddi hale geldiğini vurguladı.</p>

<p>Uzun vadede fazla sodyum alımının böbreklerden kalsiyum atılımını artırarak osteoporoz gelişimini kolaylaştırdığını belirten Atmaca, "Midede irritasyona ve buna bağlı bakteri kolonizasyonuna yol açabiliyor. Özellikle tuz alımının işlenmiş gıdalarla birlikte olması, mide kanseri riskini artırmaktadır. Karaciğer yağlanması, demans ve insülin direnci oluşumunu kolaylaştırdığını gösteren kanıtlar da vardır." diye konuştu.</p>

<h2>Günlük tuz tüketimi en fazla 5 gram olmalı</h2>

<p>Doç. Dr. Atmaca, Dünya Sağlık Örgütünün 2026 yılı verilerine göre, sağlıklı bir yetişkinin günlük tuz tüketiminin en fazla 5 gram olması gerektiğini, bunun da yaklaşık bir çay kaşığı dolusu tuza ya da 2 bin miligram sodyuma eş değer olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Günlük tuz ihtiyacının yaklaşık yüzde 75-80'inin yemeklere eklenen tuzdan değil, hazır gıdalardaki "gizli tuzdan" kaynaklandığına işaret eden Atmaca, işlenmiş et ürünleri, hazır çorbalar, bulyonlar, turşular, salamura ürünler, peynir çeşitleri, hazır soslar, atıştırmalıklar ile hazır ve dondurulmuş gıdaların yüksek miktarda sodyum içerdiğine dikkati çekti.</p>

<p>Bir kase hazır çorbanın günlük tuz ihtiyacının yarısından fazlasını tek başına karşılayabildiğini vurgulayan Atmaca, bireylerin yemeklerini ev ortamında hazırlaması ve pişirme sürecinde tuz kullanımını azaltmasının önerildiğini, bu yöntemle eklenen tuz miktarı üzerinde doğrudan kontrol sağlanabileceğini kaydetti.</p>

<p>Atmaca, zaman içinde damak tadının düşük tuz seviyesine uyum gösterdiğinin bilimsel olarak ortaya konulduğunu belirterek, yemekleri lezzetlendirmek için karabiber, kekik, nane, kimyon, pul biber, sarımsak ve limon suyu gibi alternatiflerin kullanılabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sofrada tuzluk bulundurulmamasını öneren Atmaca, "Yemeğin tadına önce tuzsuz bakılmalı." dedi.</p>

<p>Paketli ürünlerde etiket okuma alışkanlığının önemine dikkati çeken Atmaca, "100 gramda 1,25 gram sodyum, yani yaklaşık 3 gram tuz üzerindeki ürünler yüksek tuzlu kabul edilir. Daha düşük tuz içeren ürünler tercih edilmelidir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Atmaca, bol su tüketiminin böbreklerin fazla sodyumu atmasına yardımcı olduğunu, asıl çözümün ise tuzu azaltmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Son yıllarda market raflarında sıkça görülen düşük sodyumlu tuzlara ilişkin de değerlendirmede bulunan Atmaca, bu ürünlerin klasik sofra tuzundaki sodyum oranının düşürülüp yerine potasyum klorür eklenmesiyle üretildiğini anlattı.</p>

<p>Atmaca, düşük sodyumlu tuzların yaklaşık yüzde 65-70 oranında sodyum klorür, yüzde 25-30 oranında potasyum klorür ve yüzde 10 civarında magnezyum sülfat içerdiğini belirterek, "Bu sayede aynı miktarda tuz kullanıldığında vücuda giren sodyum miktarı yaklaşık yüzde 30 azalırken, potasyum alımı artar." şeklinde konuştu.</p>

<p>Hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı riski taşıyanlar ve orta yaş üzerindeki bireylerin düşük sodyumlu tuzlardan fayda görebileceğini söyleyen Atmaca, Dünya Sağlık Örgütü kılavuzlarında böbrek hastalığı olmayan ve potasyum atılımını engelleyen ilaç kullanmayan yetişkinlerin bu ürünleri tercih edebileceğinin belirtildiğini aktardı.</p>

<p>Doç. Dr. Atmaca, "Fazla tuz tüketimi hipertansiyondan böbrek yetmezliğine, mide kanserinden kalp-damar hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabiliyor." değerlendirmesini yaptı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Anadolu Ajansı - AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/fazla-tuz-tuketimine-dikkat-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/thumbs-b-c-bf25e4362cd1d26c08c051a3581fdb39.jpg" type="image/jpeg" length="14716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser hastasının ameliyatla bacağı kesilmekten kurtuldu]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ANKARA'da 1,5 kiloluk yumuşak doku tümörü nedeniyle sağ bacağı kesilme riski bulunan Dilek Türken (48), başarılı geçen ameliyatla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yozgat'ta çiftçilikle uğraşan, 30 yıllık evli ve 1 çocuk annesi Dilek Türken, yaklaşık 1 yıl önce sağ bacağında ağrı ve şişlik hissetmeye başladı. Şikayetlerinin artması üzerine hastaneye başvuran Türken'e yumuşak doku kanseri teşhisi konuldu. Tümörün ana damarları ve sinirleri sarması nedeniyle başvurduğu merkezlerde bacağının kesilmesi gerektiği söylenen Türken, Ankara'ya sevk edildi. Ankara'da Ortopedi ve Travmatoloji uzmanları Prof. Dr. Murat Arıkan ve Doç. Dr. Sinan Yılmaz tarafından gerçekleştirilen, kalp-damar cerrahisi ve onkoloji birimlerinin de yer aldığı multidisipliner operasyonla, 1,5 kiloluk dev tümör, bacak korunarak çıkarıldı. Operasyonun ardından 4-5 gün içinde destekle yürümeye başlayan Dilek Türken, şu an temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayabiliyor.</p>

<p>'HAYATIMIZ TEPETAKLAK OLDU'</p>

<p>Son 3 ayda bacağındaki şişlik ve ağrıların çok arttığını söyleyen Dilek Türken, 'Sorgun Devlet Hastanesi'ne gittim. Orada bir ortopedi hocası bana yumuşak doku tümörü olduğunu söyledi. Sonra Yozgat'taki bir hocaya gittim. O hoca beni direkt Murat Hoca'ya gönderdi. Ankara'ya geldik. Burada birkaç hastaneye daha gittik. O hastanede doktor bana bacağımın kesileceğini ya da 'Nereden başlasak, iç organlarından mı başlasak' gibi çok kötü şeyler söyledi. Psikolojik olarak ailem ve ben çok üzüldük, çok yıprandık. Yani bütün hayatımız tepetaklak oldu' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'ŞU AN ÇOK İYİYİM'</p>

<p>Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başladığını söyleyen Türken, 'Murat Hoca bize bu ameliyatı yapabileceğini ve en az hasarla çıkarabileceğini söyledi. Tabii biz de Murat Hoca'ya kendimizi bıraktık, güvendik. Murat Hoca da sağ olsun Sinan Hoca'yla birlikte çok başarılı bir ameliyat yaptı. Şu an yürümem, ayakta durmam yani bunların hepsi bir mucize. Ameliyattan 4-5 gün sonra yavaş yavaş ayağıma basabilmeye, bacağımı kullanmaya başladım, yürümeye başladım. Şu anda gördüğünüz gibi gayet iyiyim. Yani ayakta durabiliyorum, yürüyebiliyorum, çayımı alabiliyorum. Temel ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Şu an çok iyiyim' diye konuştu.</p>

<p>'BACAĞI KURTARDIĞIMIZ İÇİN KEYİFLİYİZ'</p>

<p>Yumuşak doku kanserlerinin ortopedinin en zor alanlarından biri olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Murat Arıkan, 'Tümörü tam çıkaramayabilirsin. Damar, sinir zedelenebilir. İçinde bir miktar tümör kalabilir gibi riskleri var. Bu ameliyatta Allah'a şükür öyle olmadı. Tümör tamamen damar, sinir sıyrılarak çıktı. Yürüyemeyen hastamız şu anda çok rahat yürüyor. Morali iyi. Ufak tefek bazı tedaviler görecek. Onları planlıyoruz. Şu anda hastamız memnun hayatından' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Sinan Yılmaz ise ameliyatın teknik açıdan oldukça zor geçtiğini belirterek, 'Tüm ekibin gayreti sayesinde aslında biz bu ameliyatı başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Hastanın bacağını kurtardığımız için de çok keyifliyiz' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/agency/dha/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="11589"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geniz eti büyümesi çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız açık uyuma ve horlama çocuklarda geniz eti belirtisi olabilir. Tedavi edilmeyen geniz eti gelişimi ve okul başarısını etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda çok sık rastlanan geniz eti büyümesi, yalnızca basit bir burun tıkanıklığı ya da horlama sorunu olmakla kalmadığını ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Çalım, “Kalitesiz uykuya bağlı olarak boy uzamasının durmasından, okul başarısındaki ani düşüşlere kadar birçok önemli sorunu beraberinde getiriyor” diye konuştu. Prof. Dr. Çalım, geniz etinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu ancak aşırı büyüdüğünde çocuğun yaşam kalitesini ciddi şekilde tehlikeye attığını belirtti.</p>

<p><strong>‘BÜYÜME BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN YANITI’</strong></p>

<p>Geniz eti, burnun arka bölümünde, kulak, burun ve boğazın kesişim noktasında yer alan ve bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çalım, “Bademciklerle birlikte vücudu virüs ve bakterilere karşı korumaya yardımcı olur. Ancak alerjik rinit, sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları, genetik yatkınlık, reflü ve ağızdan solunum gibi nedenlerle geniz eti normalden fazla büyüyebilir. Geniz eti büyümesi aslında bağışıklık sisteminin bir yanıtıdır. Geniz eti, vücudun mikroorganizmaları tanımasına yardımcı olur. Ancak bazı çocuklarda bu yanıt aşırı hale gelerek solunum yollarını tıkayacak boyutlara ulaşabiliyor” dedi.</p>

<p><strong>‘EN SIK BELİRTİLER AĞIZDAN SOLUNUM VE HORLAMA’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geniz eti büyümesinde en sık karşılaşılan şikâyetlerin ağızdan nefes alma, ağız açık uyuma ve horlama olduğunu belirten Prof. Dr. Çalım, bu tabloya zamanla farklı sağlık sorunlarının da eşlik edebileceğini söyledi. Prof. Dr. Çalım, “Burun tıkanıklığına bağlı burun akıntısı, sık hapşırık, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi problemler geniz eti büyümesinin yol açtığı diğer sorunlar arasında yer alıyor” dedi. Özellikle son yıllarda geniz eti büyümesinin çocuklarda uyku apnesininönemli nedenlerinden biri haline geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çalım, gece uykusunun sık bölünmesinin çocukların günlük yaşamını doğrudan etkilediğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘UYKU BOZUKLUĞU GELİŞİMİ DE ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Geniz eti büyümesinin yalnızca solunumla ilgili bir sorun olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çalım, “Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonlarının düzeni bozulabiliyor. Bu da çocuklarda büyüme ve gelişme geriliğine yol açabiliyor” dedi. Uyku kalitesinin düşmesinin öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve okul başarısında azalma gibi sonuçlar doğurabildiğini belirten Çalım, ağızdan solunuma bağlı olarak diş, çene ve damak yapısında bozulmaların da gelişebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘TANI AŞAMALI OLARAK KONULUYOR’</strong></p>

<p>Geniz eti büyümesinin tanısının birkaç aşamada konulduğunu belirten Prof. Dr. Çalım, ilk olarak çocuğun şikâyetlerinin ayrıntılı şekilde değerlendirildiğini söyledi. Klinik değerlendirme sonrası endoskopik yöntemlerle geniz etinin büyüklüğünün net olarak görülebildiğini ifade eden Çalım, işitme ve kulak basınç testleriyle orta kulak fonksiyonlarının da mutlaka kontrol edildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘CERRAHİ TEDAVİ KISA VE GÜVENLİ’</strong></p>

<p>Geniz eti ameliyatlarının günümüzde endoskopik ve modern tekniklerle yapıldığını belirten Prof. Dr. Çalım, “Kanama riski düşük, ortalama 15–20 dakika süren ve aynı gün taburcu olunabilen bir ameliyattır” dedi. Ameliyat sonrası birkaç gün yumuşak ve soğuk gıdalar önerildiğini ifade eden Çalım, çocukların kısa sürede normal hayatlarına ve okula dönebildiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/g-e-n-i-z-e-t-i-b-u-y-u-m-e-s-i-c-o-c-u-k-l-a-r-i-n-g-e-l-i-s-i-m-i-n-1306089-388276.jpg" type="image/jpeg" length="64643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de tuz tüketimi sınırın 2-3 katı üzerinde]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor” dedi.</p>

<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün erişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye’de bu miktarın oldukça aşıldığını vurgulayarak, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor ve önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, özellikle hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, yüksek tuz tüketiminin yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını; osteoporoz ve mide kanseri ile de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>‘GIDA TERCİHLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR’</strong></p>

<p>Toplumda tuz tüketiminin genellikle sofrada eklenen tuzla ilişkilendirildiğini ancak asıl riskin işlenmiş gıdalardan geldiğini belirten Prof. Dr. Sünbül, “Toplam tuz alımının yaklaşık yüzde 70-80’i işlenmiş ve paketli gıdalardan sağlanıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, soslar ve fast-food ürünler en önemli gizli tuz kaynaklarıdır. Sofrada eklenen tuzun payı ise oldukça düşüktür. Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak yeterli değildir. Gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN ALIŞKANLIKLAR GELECEĞİ ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin uzun vadeli sağlık risklerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, “Erken yaşta fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltir ve erişkin dönemde hipertansiyon gelişme riskini artırır. Aynı zamanda çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığı oluşur. Bu durum obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘TAT ALGISI KISA SÜREDE DEĞİŞİYOR’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, vücudun bu değişime hızla uyum sağladığını söyledi. Prof. Dr. Sünbül, “Bilimsel çalışmalar, tuz alımı azaltıldığında 2-4 hafta içinde tat algısının değiştiğini gösteriyor. Bu süreçte bireyler daha az tuzlu yiyecekleri yeterli bulmaya başlar ve eski alışkanlıklar fazla tuzlu gelir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TUZUN TÜRÜ DEĞİL, MİKTARI ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın inanışa da değinen Prof. Dr. Sünbül, “Bu tuzların tamamı büyük oranda sodyum klorür içerir. Kardiyovasküler açıdan belirleyici olan tuzun türü değil, miktarıdır. Ancak iyotlu tuz kullanımı, iyot eksikliğini önlemek açısından önemlidir” dedi.</p>

<p><strong>‘GÜNLÜK HAYATTA ALINABİLECEK ÖNLEMLER’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın sanıldığı kadar zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik önerileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“İşlenmiş gıdaları azaltmak, alışverişte etiketleri okuyarak düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek, yemeklerde tuzu kademeli olarak azaltmak, lezzeti baharatlar ve doğal aromalarla artırmak, tuzluk kullanmamak ve dışarıda yemek yerken ‘az tuzlu’ tercih etmek tuz alımını önemli ölçüde düşürür.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımın tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, “Küçük değişiklikler, uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlar. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık geliştirmektir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/t-u-r-k-i-y-e-d-e-t-u-z-t-u-k-e-t-i-m-i-s-i-n-i-r-i-n-2-3-k-a-t-1304328-387795.jpg" type="image/jpeg" length="52923"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gece geç yemek metabolizmayı yavaşlatıyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gece-gec-yemek-metabolizmayi-yavaslatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gece-gec-yemek-metabolizmayi-yavaslatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Zeliha Perçin, gece geç saatlerde yemek yemenin kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini belirterek beslenme hatalarına karşı uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için doğru beslenme kadar yapılan hataların fark edilmesi de büyük önem taşıyor. Günlük hayatta fark edilmeden yapılan bazı alışkanlıklar, kilo verme sürecini zorlaştırabiliyor ve motivasyonu düşürebiliyor. Medipol Üniversitesi Sefaköy Hastanesi’nden Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo vermeyi güçleştiren 5 önemli beslenme hatasını anlattı.</p>

<p><strong>‘DÜZENLİ VE DENGELİ ÖĞÜNLER İŞTAH KONTROLÜ AÇISINDAN ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Öğün atlamanın kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini belirten Perçin, “Uzun süre aç kalmak vücudu koruma moduna geçirir ve metabolizma hızını düşürür. Bu durum kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak bir sonraki öğünde kontrolsüz yeme isteğini artırır” dedi. Düzenli ve dengeli öğünlerin iştah kontrolü açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>GİZLİ ŞEKER TÜKETİMİ</strong></p>

<p>Günlük hayatta fark edilmeden tüketilen şekerli ürünlere dikkat çeken Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır ve yağ depolanma eğilimi artar. Akşam öğünlerinin dengeli planlanması gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘DUYGUSAL YEME FARK EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Stres, kaygı ve üzüntü gibi duyguların yeme davranışını tetikleyebileceğini ifade eden Perçin, “Duygusal açlık çoğu zaman yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu nedenle fiziksel açlık ile duygusal açlık ayrımını yapmak ve alternatif yöntemler geliştirmek önemlidir. Yetersiz su tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Susuzluk hissi çoğu zaman açlıkla karıştırılır. Bu da gereksiz kalori alımına yol açabilir. Günlük yeterli su tüketimi hem metabolizmayı destekler hem de iştah kontrolüne yardımcı olur. Bu yaygın hataların fark edilmesi ve kişiye özel beslenme planlarının uygulanmasıyla kilo verme süreci daha sağlıklı ve sürdürülebilir hale gelebilir. Doğru yaklaşım küçük ama etkili adımlarla başlar” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gece-gec-yemek-metabolizmayi-yavaslatiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/g-e-c-e-g-e-c-s-a-a-t-l-e-r-d-e-y-e-m-e-k-y-e-m-e-k-m-e-t-a-b-o-l-i-1300926-386927.jpg" type="image/jpeg" length="19077"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[91 yaşındaki hasta evinden görüntülü muayene oldu]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/91-yasindaki-hasta-evinden-goruntulu-muayene-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/91-yasindaki-hasta-evinden-goruntulu-muayene-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş’ta 91 yaşındaki Pembe Halis, Sağlık Bakanlığı’nın uzaktan sağlık hizmeti kapsamında doktoruyla görüntülü görüşerek evinden muayene oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın sağlıktaki kaliteyi artırmak, sağlık birimlerine gidemeyecek durumda olan hastalara sağlık hizmeti sunmak amacıyla hayata geçirdiği uzaktan sağlık hizmeti, Kahramanmaraş İl Sağlık Müdürlüğü tarafından uygulanmaya başlandı. Hizmet kapsamında, kronik hastalıkları olan Pembe Halis, evine 10 kilometre uzaklıktaki Faruk Arıkan Aile Sağlığı Merkezi’ne gitmek yerine evinden online bağlantı ile Aile Hekimi Dr. Kerim Sezer Tanrıbilir’e muayene oldu. Online muayenede Halis, rahatsızlığını anlattı. Muayene sonunda Dr. Tanrıbilir, Pembe Halis’in reçetesini yazdı, reçete kodu da SMS ile Halis’in cep telefonuna iletildi.</p>

<p><strong>‘OTURDUĞUM YERDEN MUAYENE OLDUM’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evinde muayene olan Pembe Halis, uygulamadan memnun olduğunu söyledi. Online muayenenin kendisi için kolaylık olduğunu ifade eden Halis, “Oturduğum yerden doktora muayene oldum. Doktor ilaçlarımı verdi, hastalıklarımı sordu. Evde muayene olmaktan çok memnunum. Allah razı olsun” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘HASTAMIZI YORMADAN EVİNDE MUAYENE EDİYORUZ’</strong></p>

<p>Dr. Kerim Sezer Tanrıbilir, yeni hayata geçirilen uygulamanın hem aile hekimi hem de hasta için kolaylık sağladığını söyledi. Uygulama sayesinde aile sağlığı merkezlerine gidemeyen hastalara görüntülü muayene sistemi ile ulaştıklarını ifade eden Dr. Tanrıbilir, “Hastamız Pembe Teyzemiz. Alzheimer hastalığı mevcut, kronik hastalıkları var. Hipertansiyon, kalp ve nörolojik hastalıkları var hastamızın. Hastamızın bir ilaç eksiği vardı, bir tane ilaç için aile sağlığı merkezine gelemeyecek durumdaydı ve görüntülü muayene sistemi ile ilacını reçete ettik hastamıza. Hastamızı yormadan evinde muayene işlemini yapıp reçetesini kendisine ilettik. Bu sistem, hastayı görmeden ilaç yazma gibi doktorla hasta yakınları arasındaki iletişimi biraz daha kolaylaştıracak bir sistem. Uzaktan en azından hastayı görerek reçetesini, uygun gördüğümüz ilaçları yazıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Mustafa Beyoğlu ise dünyada yaşanan teknolojik gelişmelerden sağlığın da etkilendiğini ve bu dijital dönüşümün sağlık hizmetlerinin biçimini değiştirdiğini belirtti. Sağlıktaki dijital dönüşümün sınırları ortadan kaldırdığını ifade eden Uzm. Dr. Beyoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Ülkemizde 2003 yılında başlamış olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile bizler de bu dönüşümün en etkili şekilde kullanılabilmesi için çalışıyoruz. 2022 yılında yayınlanan Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Sunumu Hakkında Yönetmelik ve 2026 yılında Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile aile hekimlerimizin evde takibi zorunlu olan engelli, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere uzaktan sağlık hizmeti vermesinin önü açılmıştır. Bu düzenleme ile aile hekimlerimiz evde takibi zorunlu olan hastalarına uzaktan hasta değerlendirme sistemi üzerinden de ulaşabilmektedir. Uzaktan sağlık hizmeti verilirken, kişisel verilerin korunması ve hasta mahremiyeti bizler için ayrıca önemlidir. Bu sistem tamamen Sağlık Bakanlığımızın sağladığı güvenli veri altyapısı üzerinden çalışmaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/91-yasindaki-hasta-evinden-goruntulu-muayene-oldu</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/ekran-goruntusu-2026-05-07-094137.png" type="image/jpeg" length="10295"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demir eksikliği kadınlarda daha sık görülüyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Sevda Yılmaz: Halsizlik, çarpıntı ve dikkat dağınıklığı demir eksikliğinden olabilir; erken tanı ile kolayca tedavi edilebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Vatan Kliniği’nden Uzm. Dr. Sevda Yılmaz, toplumda çok yaygın görülmesine rağmen genellikle geç fark edilen demir eksikliği anemisi hakkında kritik uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>‘VÜCUT YETERİNCE OKSİJENLENEMİYOR’</strong></p>

<p>Demirin vücut için hayati bir rolü olduğunu belirten Dr. Yılmaz, “Demir, dokulara oksijen taşınmasını sağlar. Eksikliğinde vücut yeterince oksijenlenemez ve bu durum hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, dikkat dağınıklığı ve çabuk yorulma en sık görülen belirtilerdir. Hastalar bu şikâyetleri genellikle yaşa, strese ya da yoğun iş temposuna bağlıyor. Ancak altta yatan neden çoğunlukla tedavi edilebilir bir demir eksikliğidir” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’</strong></p>

<p>Demir eksikliğinin özellikle kadınlarda yaygın olduğuna işaret eden Dr. Yılmaz, “Yoğun ve düzensiz âdet kanamaları kadınlarda demir eksikliğinin en sık nedenlerinden biridir. Bu hastaların kadın doğum muayenesiyle birlikte değerlendirilmesi tedavinin önemli bir parçasıdır. Bazı hastalarda mide ve bağırsak kaynaklı gizli kan kayıpları demir eksikliğine yol açabiliyor. Bu durumlarda gerekli endoskopik tetkiklerin yapılması ve altta yatan nedenin mutlaka saptanması hayati önem taşır” dedi.</p>

<p><strong>‘TANISI KOLAY, TEDAVİSİ MÜMKÜN’</strong></p>

<p>Demir eksikliği anemisinin tanısının zor olmadığını belirten Dr. Yılmaz, “Basit bir kan testiyle serum demiri ve depo demiri ölçülebilir. Ancak kalıcı çözüm için sadece demir vermek değil, eksikliğe neden olan durumu da tespit etmek gerekir. Bazı hastalarda ağızdan demir tedavisi yeterli olurken, bazı özel durumlarda damar yoluyla demir tedavisi tercih edilebilir. Uygun tanı ve tedaviyle hastaların hem enerji düzeyi hem yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor. Tedavi sonrası hastalarımızdan sıkça ‘Meğer yıllarca boşuna halsiz ve bitkin yaşamışım’ cümlesini duyuyoruz. Sürekli halsizlik yaşayan herkes demir eksikliği açısından değerlendirilmelidir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/d-e-m-i-r-e-k-s-i-k-l-i-g-i-k-a-d-i-n-l-a-r-d-a-d-a-h-a-s-i-k-g-o-r-1291546-384242.jpg" type="image/jpeg" length="49850"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geliştirilen koruyucu aşılarla kanser önlenebilir]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gelistirilen-koruyucu-asilarla-kanser-onlenebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gelistirilen-koruyucu-asilarla-kanser-onlenebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koruyucu aşılar enfeksiyon kaynaklı kanser riskini azaltırken, kişiye özel mRNA aşıları tedavide yeni bir umut oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu nedenle uygulanan koruyucu aşılar, bu enfeksiyonların ileride oluşturabileceği kanser riskini azaltır. Günümüzde en çok dikkat çeken kanser aşıları ise tedavi amaçlı geliştirilen genetik materyal temelli aşılardır. COVID-19 sürecinde kullanılan mRNA aşılarına benzer şekilde geliştirilen bu aşılar, klasik aşılardan farklı olarak doğrudan genetik materyal içerir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kanserden korunmada bireysel önlemlerin etkili olduğuna dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, “Kanser ortaya çıkmadan önlenebilir. Bunun birkaç yolu var. Kişinin kendi alacağı önlemlerle bunun önüne geçebilme imkanı bulunuyor. Burada en önemli konu yaşam tarzı değişikliğidir. Çünkü sigara; ağız içinden başlayarak akciğer ve mesaneye kadar birçok kanser türünden sorumludur. Bunun dışında alkolün kullanılmaması, Akdeniz tarzı diyetin benimsenmesi ve düzenli egzersiz yapılması, kişinin kanserden korunması için alabileceği önlemler arasında yer alır” dedi.</p>

<p><strong>‘KORUYUCU AŞILAR KANSER RİSKİNİ AZALTIYOR’</strong></p>

<p>Bazı enfeksiyonların kansere yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Ultraviyole ışınları, özellikle cilt kanseri açısından önemli bir etkendir. Bu nedenle koruyucu kıyafetlerin kullanılması, güneşe maruz kalınması gereken durumlarda güneş kremi uygulanması önerilir. Ayrıca bazı kimyasallar ve mesleki maruziyetler de kansere neden olabilir. Bu durumlarda gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşır. Bazı enfeksiyon etmenleri de kansere yol açabilir. Bu nedenle uygulanan koruyucu aşılar, bu enfeksiyonların ileride oluşturabileceği kanser riskini azaltır. Günümüzde en çok gündemde olan aşılardan biri rahim ağzı kanserine karşı geliştirilen aşıdır. Bu aşı yaygın şekilde kullanılmakta olup, Batı toplumlarında rahim ağzı kanserinin ortadan kaldırılmasına yönelik önemli bir aşamaya gelinmiştir. Ayrıca hepatit B aşısı da karaciğer kanserinin önlenmesinde oldukça etkilidir. Aşılar, bir enfeksiyon etmeninin vücutta hastalık oluşturmasını engellemek amacıyla, o etmenin zayıflatılmış bir versiyonunun ya da bazı bileşenlerinin vücuda verilmesiyle bağışıklık yanıtı oluşturur. Bu sayede bağışıklık sistemi bir hafıza geliştirir ve aynı etmenle tekrar karşılaştığında hazır halde olur. Tedavi edici kanser aşıları da benzer bir mantıkla değerlendirilebilir. Bu aşılar, kanser hücrelerine özgü bazı proteinler veya genetik materyaller kullanılarak geliştirilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kanser tedavisindeki gelişmelere değinen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Yakın zamana kadar kanser tedavisinin temelini kemoterapiler oluşturuyordu. Ancak immünoterapilerin klinik kullanıma girmesiyle birlikte, bu tedaviler kemoterapilerin yerini kademeli olarak almaya başladı. Günümüzde immünoterapiler, kimi zaman tek başına, kimi zaman kemoterapi veya diğer tedavilerle birlikte kullanılmakta ve giderek ilk basamak tedaviler arasında yer almaktadır. Kanser aşıları da benzer bir potansiyele sahiptir. Günümüzde en çok dikkat çeken kanser aşıları, genetik materyal temelli aşılardır. COVID-19 sürecinde kullanılan mRNA aşılarına benzer şekilde geliştirilen bu aşılar, klasik aşılardan farklı olarak doğrudan genetik materyal içerir. Bu yöntemle, hastanın kanser hücrelerinden alınan örnekler laboratuvar ortamında incelenir, kansere özgü genetik mutasyonlar tespit edilir ve bu bilgiler kullanılarak aşılar hazırlanır. Bu aşılar vücuda verildiğinde, kanser hücrelerine özgü proteinlerin üretilmesi sağlanır. Bu proteinler bağışıklık sistemi tarafından tanınır ve hedef alınır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘STANDART TEDAVİLERİN YERİNİ ALABİLİR’</strong></p>

<p>Aşıların şu an için hastalık oluştuktan sonra kullanıldığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Bu aşılar halihazırda kanser geliştikten sonra uygulanabilmektedir. Yani hastalığın oluşmasından sonraki süreci kapsar. Ancak devam eden klinik çalışmalar sonucunda, eğer bu aşıların standart tedavilere göre daha etkili olduğu gösterilirse, gelecekte tedavi protokollerinde daha geniş yer bulmaları mümkündür. Burada en önemli değerlendirme kriterlerinden biri, hastaların sağkalım süresidir. Eğer aşılar, hastaların yaşam süresini uzatır, tümörün daha hızlı ortadan kaldırılmasını sağlar ve hastalığın tekrarını geciktirirse, standart tedavilerin yerini alma potansiyeline sahiptir. Bu aşılar özellikle bağışıklık sisteminden kaçabilen kanser hücrelerini hedef alır. Kanser hücreleri farklı mekanizmalarla gelişebilir; bazıları bağışıklık sisteminden kaçma yeteneğini daha fazla kullanır. Bu nedenle bu aşıların özellikle akciğer kanseri, melanom ve mesane kanseri gibi türlerde daha etkili olabileceği düşünülmektedir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2026’DA YENİ KLİNİK ÇALIŞMALARI BAŞLAYACAK’</strong></p>

<p>Yeni klinik çalışmaların 2026 yazında başlayacağını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Kanserin oluşumuna dair yaygın kabul gören hipoteze göre, hastalık tek bir hücreden başlar ve zamanla çoğalarak tümör kitlesini oluşturur. Bu süreç bir ağacın gövdesine benzetilebilir; tek bir noktadan başlar ve zamanla dallanır. Hücreler çoğaldıkça farklı değişimler geçirir ancak bazı temel mutasyonlar ortak kalır. Eğer bu ortak mutasyonlar tespit edilebilirse, bu hedeflere yönelik aşıların geliştirilmesi mümkün olabilir. Bu alanda yeni klinik çalışmaların 2026 yazında başlaması planlanmaktadır. Geliştirilen bu aşılar, mRNA teknolojisi ile üretilmekte ve klasik aşılardan farklı olarak kişiye özel olarak tasarlanmaktadır. Bu özellikleri sayesinde bağışıklık sistemini daha güçlü bir şekilde uyarma potansiyeline sahiptir. Bu da hastalığın daha hızlı kontrol altına alınmasına ve daha uzun süreli hastalıksız dönemler sağlanmasına katkı sağlayabilir. Şu ana kadar gerçekleştirilen klinik çalışmaların sonuçları umut vericidir. Faz çalışmaları devam etmekte olup, elde edilecek sonuçlara göre bu tedavilerin ilerleyen dönemde klinik uygulamada önemli bir yer edinmesi beklenmektedir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gelistirilen-koruyucu-asilarla-kanser-onlenebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/05/k-a-n-s-e-r-a-l-a-n-i-n-d-a-g-e-l-i-s-t-i-r-i-l-e-n-k-o-r-u-y-u-c-u-a-s-1289635-383693.jpg" type="image/jpeg" length="37742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Acil servisler doldu: uzmanlardan maske uyarısı geldi]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/acil-servisler-doldu-uzmanlardan-maske-uyarisi-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/acil-servisler-doldu-uzmanlardan-maske-uyarisi-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hava sıcaklıklarındaki ani değişimler üst solunum yolu hastalıklarını artırdı. Uzmanlar, özellikle kalabalık ortamlarda maske kullanımının önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişlerinde yaşanan ani sıcaklık değişimleri ve artan polen yoğunluğu, özellikle üst solunum yolu hastalıklarında artışa neden oldu. Geçiş dönemlerinde vatandaşların sıkça üşütme, alerjik reaksiyon ve öksürük şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu belirten AÜ Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, vatandaşların öncelikle aile sağlığı merkezlerine başvurmaları ve alerjenlere karşı korunma önlemlerini artırmaları gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>HAVA SICAKLIĞINDAKİ ANİ DEĞİŞİMLERE DİKKAT</strong></p>

<p>Hava değişiminin hastalıklara davetiye çıkardığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi İbze, “Mevsim geçişleri, adaptasyon sürecimizi etkileyen dönemlerdir. Şu anda da sabah güneş açıyor, sonra hava değişiyor. Sabah soğuk, öğlen daha sıcak oluyor. Bu durum hem vücudumuzun fizyolojik adaptasyonunu hem de günlük davranışlarımızı etkiliyor. Ayrıca bu dönem doğanın adeta uyandığı bir zaman. Bu süreçte polenler havada yoğun şekilde dolaşıyor. Hava bir esiyor, bir duruyor. Tüm bunlar bazı hastalıklara zemin hazırlıyor. Özellikle hava sıcaklığındaki ani değişimler, üst solunum yolu hastalıklarını artırıyor. Bu nedenle acil servislere başvurularda artış görüyoruz. İnsanlar ne giyeceklerine karar veremiyor. Bazen üşüyor, bazen terliyor ve bu da hastalanmalarına neden oluyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>'MASKE KULLANIMI FAYDALI BİR ÖNLEM'</strong></p>

<p>Mevsim geçişlerinde maske takmanın önemine vurgu yapan Süleyman İbze, “En sık karşılaştığımız durumlar enfeksiyonlar oluyor. Bunun yanında polen ve diğer alerjenlerin artmasıyla birlikte alerjik reaksiyonlar da sık görülüyor. İnsanlar hem daha fazla dışarıda vakit geçiriyor hem de havadaki alerjen miktarı arttığı için daha çok etkileniyorlar. Burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bu durumlar bazen enfeksiyonla karıştırılabiliyor. Özellikle alerjiye yatkın bireylerde bu şikayetler daha sık ortaya çıkıyor. Tedavide genellikle antialerjik ilaçlar kullanılır. Bunun yanı sıra alerjenle temasın azaltılması çok önemlidir. Dışarı çıkarken maske kullanımı gibi önlemler faydalı olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'ALERJEN TEMASI AZALTILMALI'</strong></p>

<p>Astım gibi üst solunum yolu sıkıntısı yaşayanların sağlık kuruluşlarına mutlaka başvurması gerektiğini ifade eden Dr. İbze, şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Daha ciddi durumlarda ise astım gibi solunum yolu hastalıkları olan kişilerde nefes darlığı gelişebilir ve bu durum acil başvuruların önemli bir kısmını oluşturur. Bu kişilerin alerjenlerden mümkün olduğunca uzak durmaları gerekir. Ayrıca bu dönemde sebepsiz öksürükler de sık görülür. Bunlar genellikle alerjik kökenlidir. Bu süreçte yapılması gereken en önemli şey, alerjen temasını azaltmaktır. Maske kullanımı ve ani sıcaklık değişimlerinden korunmak, mukozal bariyerin adaptasyonu açısından önemlidir. Şikayetler olduğunda öncelikle birinci basamak sağlık kuruluşlarına, yani aile sağlığı merkezlerine başvurulmalıdır. Acil servisler ise gerçekten acil durumlar için tercih edilmelidir."</p>

<p><strong>'EV AKARLARI EN SIK GÖRÜLEN ALERJENLERDEN'</strong></p>

<p>Mevsimsel alerjide bir risk grubu olmadığını belirten İbze, “Ancak daha önce alerjik reaksiyon yaşamış bireyler artık risk grubundadır ve daha dikkatli olmalıdır. Özellikle astım gibi akciğer hastalığı olan kişiler bu dönemde daha hassastır. Genetik olarak doğrudan bir geçiş olmasa da ailede benzer öykülerin olması riski artırabilir. Bu nedenle bu bireylerin daha dikkatli olması gerekir. Bu dönemde insanlar doğaya daha çok çıkıyor. Ancak yeni bitkiler, ağaçlar, böcekler veya hayvanlarla temas da alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu konuda da dikkatli olunmalıdır. Ev ortamı da bu açıdan önemlidir. Ev akarları en sık görülen alerjenlerdendir. Bu nedenle ev temizliğine dikkat edilmeli, düzenli havalandırma yapılmalıdır. Bu önlemler alerjik reaksiyonların oluşmasını veya tekrarını azaltacaktır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/acil-servisler-doldu-uzmanlardan-maske-uyarisi-geldi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/a-c-i-l-s-e-r-v-i-s-l-e-r-d-e-m-e-v-s-i-m-g-e-c-i-s-i-y-o-g-u-n-l-u-g-u.png" type="image/jpeg" length="65257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Aç kalmadan da zayıflamak mümkün]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzmani-uyardi-ac-kalmadan-da-zayiflamak-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzmani-uyardi-ac-kalmadan-da-zayiflamak-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda yaygın olan ‘aç kalmadan zayıflanmaz’ inanışının yanlış olduğunu belirten Diyetisyen Banu Doğanlar, “Kilo vermek için aç kalmak değil, vücudun ihtiyacından biraz daha az enerji almak gerekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğru şekilde kalori açığı oluşturulduğunda aç kalmadan da kilo verilebilir. Uzun süre aç kalmak ve çok düşük kalorili beslenmek metabolizmayı yavaşlatır. Bu durum sonrasında kontrolsüz yeme ataklarına ve tatlı krizlerine neden olabilir” dedi.</p>

<p>Medical Park TEM Hastanesi’nden Diyetisyen Banu Doğanlar, kilo vermek isteyen birçok kişinin yaptığı hatalara dikkat çekerek, 'aç kalmadan zayıflanmaz' algısının doğru olmadığını söyledi.</p>

<p>Toplumda yaygın olan bu inanışın yanlış olduğunu vurgulayan Dyt. Doğanlar, “Kilo vermek için aç kalmak değil, vücudun ihtiyacından biraz daha az enerji almak gerekir. Doğru şekilde kalori açığı oluşturulduğunda aç kalmadan da kilo verilebilir” diye konuştu.</p>

<p>Uzun süre aç kalmanın ve tek tip beslenmenin süreci olumsuz etkilediğini belirten Dyt. Doğanlar, “Uzun süre aç kalmak ve çok düşük kalorili beslenmek metabolizmayı yavaşlatır. Bu durum sonrasında kontrolsüz yeme ataklarına ve tatlı krizlerine neden olabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘KÜÇÜK HATALAR KİLO VERMEYİ ZORLAŞTIRIYOR’</strong></p>

<p>Günlük hayatta fark edilmeyen bazı alışkanlıkların kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini ifade eden Dyt. Doğanlar, “Kahve veya çay yanında tüketilen küçük atıştırmalıkların göz ardı edilmesi, yetersiz su tüketimi, hareketsizlik ve porsiyon kontrolü yapılmadan tüketilen meyveler kilo verme hızını düşürebilir” dedi.</p>

<p><strong>‘SÜREKLİ AÇLIK HİSSİNE DİKKAT’</strong></p>

<p>Sık acıkmanın çoğu zaman yanlış beslenme düzeninden kaynaklandığını belirten Dyt. Doğanlar, “Yetersiz protein ve lif alımı ile rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenme, kan şekerinde dalgalanmalara yol açarak açlık hissini artırır. Öğün atlama da bu durumu tetikler. İnsülin direnci, uyku eksikliği ve stres de açlık hissinin artmasına neden olabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>'DÜŞÜK KALORİLİ DİYETLER METABOLİZMAYI YAVAŞLATIYOR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çok düşük kalorili diyetlerin kısa vadede kilo kaybı sağlasa da uzun vadede süreci zorlaştırdığını aktaran Dyt. Doğanlar, “Vücut bir süre sonra kendini korumaya alır. Metabolizma yavaşlar, enerji harcaması azalır ve kilo kaybı durur. Bu durum halk arasında ‘direnç’ olarak bilinir. Uzun süre düşük kaloriyle beslenmeye rağmen kilo verememek, sürekli yorgunluk, egzersiz performansında düşüş, üşüme hissi ve kabızlık bu duruma işaret edebilir” dedi.</p>

<p><strong>'BAZI HASTALIKLAR SÜRECİ ZORLAŞTIRABİLİR'</strong></p>

<p>İnsülin direnci ve tiroit hastalıklarının kilo vermeyi zorlaştırabileceğini kaydeden Dyt. Doğanlar, “Ancak bu durum kilo vermeyi imkânsız hale getirmez. Uzman desteği ve gerekli durumlarda tıbbi tedavi ile süreç yönetilebilir” diye konuştu.</p>

<p>Diyet sürecinde yapılan hatalara dikkat çeken Dyt. Doğanlar, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Çok düşük kalorili diyetler uygulamak, yetersiz protein almak, başkalarının diyet listelerini uygulamak, sıvı kalorilerini göz ardı etmek, hafta sonu kaçamaklarını kontrolsüz yapmak, sağlıklı olarak bilinen bazı gıdaların fazla tüketilmesi, yetersiz uyku ve hareketsiz yaşam en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor.”</p>

<p><strong>‘TOK KALMANIN YOLU DENGELİ BESLENMEDEN GEÇİYOR’</strong></p>

<p>Gün boyu tokluk hissi için dengeli beslenmenin önemine vurgu yapan Dyt. Doğanlar, “Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağ içeren dengeli tabaklar oluşturulmalı. Sebze, tam tahıllar ve kaliteli protein kaynakları bu noktada önemli rol oynar. Yetersiz su tüketimi de açlık hissiyle karıştırılabilir. Günde en az 1,5 litre su tüketilmesini öneriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'TATLI KRİZLERİNİN NEDENİ YANLIŞ BESLENME OLABİLİR'</strong></p>

<p>Tatlı krizleri ve gece yeme isteğinin nedenlerine değinen Dyt. Doğanlar, “Gün içinde yeterli ve dengeli beslenmeyen kişilerde akşam saatlerinde tatlı isteği artar. Katı diyetler, stres, duygusal yeme ve uykusuzluk da bu durumu tetikler. Akşam öğünlerinde protein tüketimi önemlidir. Protein içeriği yüksek besinler tokluk süresini uzatarak gece yeme isteğini azaltabilir” dedi.</p>

<p><strong>'AÇLIKLA GELEN KİLO GİDER, DENGEYLE GELEN KALIR'</strong></p>

<p>Sağlıklı kilo vermenin sürdürülebilir olması gerektiğini söyleyen Dyt. Doğanlar, “Açlıkla gelen kilo kaybı geri döner, dengeyle gelen kalır” diye konuştu.</p>

<p>Doğanlar, sağlıklı kilo kaybı için önerilerini ise şöyle sıraladı:</p>

<p>“Doğru bir kalori açığı oluşturmak, yeterli protein tüketmek, liften zengin beslenmek, düzenli hareket etmek, yeterli uyumak ve katı kurallar yerine esnek bir beslenme planı uygulamak gerekir.”</p>

<p>Kilo verme sürecinin yalnızca diyetle değil yaşam tarzı değişikliğiyle mümkün olduğunu belirten Dyt. Doğanlar, bu sürecin doğru planlandığında sürdürülebilir ve sağlıklı şekilde yönetilebileceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzmani-uyardi-ac-kalmadan-da-zayiflamak-mumkun</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/u-z-m-a-n-i-u-y-a-r-d-i-a-c-k-a-l-m-a-d-a-n-d-a-z-a-y-i-f-l-a-m-a-k-1285323-382436.jpg" type="image/jpeg" length="12931"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süre oturmak kalp sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzun-sure-oturmak-kalp-sagligini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzun-sure-oturmak-kalp-sagligini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, uzun süre hareketsiz kalmanın kalp damar sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek düzenli hareketin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, uzun süre oturulduğunda bacak kaslarının pompalama etkisi azalıyor, kan dolaşımı yavaşlıyor ve damar duvarlarında baskı artabiliyor.</p>

<p>Bu durum zaman içinde varis, pıhtı oluşumu, dolaşım bozuklukları ve damar sertliği riskini artırabiliyor. Ayrıca metabolizmanın yavaşlamasıyla kan şekeri dengesi bozulabiliyor, kötü kolesterol yükselirken iyi kolesterol düşebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Bahar Temur, sabah spor yapıp ardından 9-10 saat masa başında kalmanın, riskleri tamamen ortadan kaldırmadığını belirtti.</p>

<p>Temur, önemli olanın günün geneline yayılan hareket alışkanlığı olduğuna işaret ederek, "Özellikle masa başı çalışanlar, evden çalışanlar, gün içinde uzun süre araç kullananlar, fiziksel aktivitesi düşük bireyler, fazla kilolu kişiler, diyabet, tansiyon ve kolesterol hastaları ile sigara kullanan bireyler gibi yüksek risk gruplarında hareketsiz yaşamın kalp ve damar hastalıklarını hızlandırıcı etkisi daha belirgin görülebiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzun süreli hareketsizlik sonrasında görülebilecek belirtilerin dikkate alınması gerektiğini aktaran Temur, bu belirtileri, bacaklarda ağırlık hissi, yürüme sonrası bacaklarda ağrı, ayak bileklerinde şişlik, merdiven çıkarken çabuk yorulma, nefes darlığı, boyun ve sırt ağrısı, çarpıntı hissi ve enerji düşüklüğü olarak sıraladı.</p>

<p>Temur, uzun süre oturmanın etkilerini azaltmak için şu önerilerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Her 30-45 dakikada bir ayağa kalkın ve 2-3 dakika yürüyün, telefonda konuşurken ayakta durun veya adım atın, asansör yerine merdiven tercih edin, yakın mesafelere araçla gitmek yerine yürüyün, öğle arasında kısa tempolu yürüyüşler yapın, masa başında esneme hareketleri uygulayın, günlük adım hedefi belirleyin. Ayrıca akşam saatlerinde en az 30 dakikalık yürüyüş rutini oluşturun."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Anadolu Ajansı - AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzun-sure-oturmak-kalp-sagligini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/a-a-20260427-41222961-41222960-u-z-u-n-s-u-r-e-n-h-a-r-e-k-e-t-s-i-z-l-i-k-k-a-l-p-d-a-m-a-r-s-a-g-l-i-g-i-n-i-o-l-u-m-s-u-z-e-t-k-i-l-i-y-o-r.jpg" type="image/jpeg" length="75579"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gebe Okulu ile normal doğum oranı yüzde 35’e çıktı]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gebe-okulu-ile-normal-dogum-orani-yuzde-35e-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gebe-okulu-ile-normal-dogum-orani-yuzde-35e-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da bir hastanede uygulanan “Gebe Okulu” programı sayesinde normal doğum oranı yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Ankara Hastanesi tarafından düzenlenen ‘Gebelik Okulu’ etkinliği, anne adayları ve ebeveyn olmaya hazırlanan çiftlerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Konferans salonunda düzenlenen programda, gebelikten doğuma ve doğum sonrası sürece kadar birçok önemli konu ele alındı. Etkinlik, hamile pilatesi oturumu ile başladı. Gün boyunca alanında uzman isimler tarafından verilen eğitimlerde, gebelikte beslenme önerileri, güvenli bağlanma, ebeveynliğe hazırlık, doğum fotoğrafçılığı ve travayda ağrı yönetimi gibi başlıklar katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca doğumda anestezi yöntemleri, gebelik ve lohusalık döneminde beslenme önerileri ile kordon kanı ve doku bankacılığı hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Programın ikinci bölümünde doğum yöntemleri detaylı şekilde ele alındı. Vajinal doğum, sezaryen ve epidural doğum seçenekleri uzmanlar tarafından karşılaştırmalı olarak anlatılırken, anne ve baba adaylarının doğuma hazırlık sürecindeki rolleri de vurgulandı. Etkinliğin son bölümünde ise yenidoğan bebeğe yaklaşım ve bakım konuları işlendi. Uzmanlar, emzirme, banyo ve bez değişimi gibi temel bakım süreçlerine dair pratik bilgiler aktararak katılımcıların sorularını yanıtladı.</p>

<p><strong>‘YAKLAŞIK OLARAK 800 TANE GEBEYE ULAŞTIK’</strong></p>

<p>Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Burak Çağlarsu, gebelik sürecinin fizyolojik bir süreç olduğu bilincini aşılamayı hedeflediklerini belirterek, 2024 yılında Sağlık Bakanlığı bir eylem planı yayınladı. Bu eylem planı da Türkiye'de artmış olan sezaryen oranlarını azaltmayı ve normal doğum oranlarını artırmayı hedefledi. Biz de buna yönelik hastanemizde gebelik sürecinin fizyolojik bir süreç olduğunu anlatmak ve bu süreçte hastaların en doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması için hastanemizde gebelik okulu organize etmeye başladık. Yaklaşık olarak 19 aydan beri her ay düzenli olarak bu organizasyonu yapıyoruz. Burada yenidoğan uzmanı, pediatri uzmanı, fizyoterapist, kadın doğum uzmanı, psikolog, diyetisyen ve diğer sağlık personelinin desteğiyle güzel bir organizasyon yürütmekteyiz. Bu ay biz hastanemizde 19’uncu gebelik okulunu yaptık. Yaklaşık olarak 800 tane gebeye ulaştık. Biz 2024 ekim ayında gebelik okulunu ilk düzenlemeye başladığımız dönemde hastanemizde olan normal doğum oranları yaklaşık yüzde 12 seviyelerindeyken, bugün ise yaklaşık yüzde 35'lere çıkmış durumdadır” dedi.</p>

<p><strong>‘GEBE OKULUNA KATILAN GEBELERİN NORMAL DOĞUM ORANLARI ARTTI’</strong></p>

<p>Dr. Çağlarsu, gebelik okuluna katılan ve Memorial Hastanesi’nde doğum yapanların istatistiğine bakıldığında yaklaşık yüzde 40-45 bandında normal doğum oranı gözlenmekte olduğuna dikkat çekerek, “Gebe okuluna katılan gebelerin normal doğum oranlarının artmış olması, bu projenin bize başarılı olduğunu göstermektedir. Gebe okulumuz sadece Memorial'dan hizmet alan gebelere değil, tüm hastalara ve tüm gebelere ücretsiz bir şekilde hizmet vermektedir. Programın dinamik olması amacıyla biz her ay farklı bir etkinliği organizasyonumuza katıyoruz. Kahkaha yogası, gebeler arasında bilgi yarışması ya da babaların empati gücünü biraz daha artırabilmek adına bazen küçük oyunlar, suni sancı benzeri bir deneyim yaşatabiliyoruz. Bu ayki organizasyonumuzun bir diğer önemi de 21-28 Nisan Ebelik Haftası kapsamına denk gelmiş olmasıdır. Bu anlamda bizim hastanemizde normal doğum oranlarının ebelerimiz sayesinde arttığını, ebelerimizin fedakarlığı ile arttığını ben özellikle belirtmek isterim. Tüm ebelerin Ebeler Haftası'nı kutlarım” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘GÜVENLERİNİ KATLADIK’</strong></p>

<p>38 yıllık ebe olduğunu belirten Filiz Atay, “Memorial'da 3 yıldır görev yapmaktayım. 19 aydır da gebe okulu çalışmalarını yapıyoruz. Bu gebe okulu bize çok güzel dönüşler yaptı. Özellikle normal doğum oranımız oldukça yükseldi. Gebelere verdiğimiz eğitimler onların bize daha çok güvenmesini sağladı ve normal doğumda onlara eşlik ederek güvenlerini katladık. Çok güzel özel anlarını da taçlandırdık. İyi ki ebeyim. Tüm emektar ebelerimizin Ebeler Haftası kutlu olsun” dedi.</p>

<p><strong>‘ARKADAŞLARIMA DA ÖNERİYORUM’</strong></p>

<p>Gebe okulunu duyduğunda heyecanlandığını ifade eden gebe Nurseli Köker, “Dış seslerde ve stres yönetiminde bizim biraz böyle endişelerimiz olabiliyor. Burada hem çocuk doktoruna hem kadın doğum doktoruna hem de ebemize, yani her şeye ulaşabiliyoruz ve kulaktan duyma bilgilere birazcık daha kapalı olmaya çalışıyoruz diyebilirim. Biraz rahatlıyoruz çünkü arkadaşlarımızın hepsi de ilk doğum için gelmişler. Arkadaşlarıma da öneriyorum. Buradaki ekibe teşekkür ediyorum” diye konuştu. Nurseli Köker’in eşi Cahit Köker ise, “Bilgilendirici, gayet iyi bilgiler verdiler bize. Her şey güzel geçiyor. Doğum sancısı da verdiler; eşimle empati kurmam açısından güzel oldu” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/gebe-okulu-ile-normal-dogum-orani-yuzde-35e-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/o-p-d-r-c-a-g-l-a-r-s-u-g-e-b-e-o-k-u-l-u-i-l-e-n-o-r-m-a-l-1280306-380940.jpg" type="image/jpeg" length="71280"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailece yemek yiyen çocukların özgüveni artıyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/ailece-yemek-yiyen-cocuklarin-ozguveni-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/ailece-yemek-yiyen-cocuklarin-ozguveni-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, aileyle birlikte yenilen yemeklerin çocukların akademik başarısını ve özgüvenini artırdığını, sosyal gelişimlerine de katkı sağladığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal bir varlık olduğuna vurgu yapan Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Güzel, aile ortamının bu gelişimde belirleyici olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Güzel, özellikle Türk toplumunda yaygın olan birlikte yemek yeme kültürünün çocuklar için önemli bir fırsat sunduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘HAFTADA 5 KEZ AİLEYLE YEMEK ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Haftada beşten fazla aileyle yemek yiyen çocukların sosyal becerilerinin, kendini ifade etme yeteneklerinin ve özgüvenlerinin daha yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Güzel, bu ortamın çocukların problem çözme becerilerini de geliştirdiğini aktardı.</p>

<p>Aile içinde kurulan iletişimin çocukların akademik hayatına da yansıdığını ifade eden Prof. Dr. Güzel, “Çocuklar yaşadıkları sorunları aileleriyle paylaşarak çözüm üretmeyi öğreniyor. Bu da özellikle sınav sisteminde önemli olan anlama ve problem çözme becerilerini güçlendiriyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ZARARLI ALIŞKANLIKLARI AZALTIYOR’</strong></p>

<p>Aileyle kurulan güçlü bağın çocukları olumsuz alışkanlıklardan da uzaklaştırdığını söyleyen Prof. Dr. Güzel, “Birlikte yemek yeme alışkanlığı, çocuklarda yalnızlık hissini azaltır. Bu sayede sigara, alkol ve madde kullanımı gibi riskli davranışların yüzde 30 ila 50 oranında azaldığı görülüyor” dedi.</p>

<p><strong>‘SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİMİ DESTEKLİYOR’</strong></p>

<p>Çocukların kendilerini ifade edebilmesinin ve sosyal ilişkiler kurabilmesinin önemine değinen Prof. Dr. Güzel, aile içi iletişimin bu noktada kritik rol oynadığını belirtti. Prof. Dr. Güzel, “Çocuklarımızın hem akademik hem de sosyal açıdan güçlü bireyler olması için aileyle birlikte geçirilen zamanın, özellikle de aynı sofrayı paylaşmanın önemini unutmamalıyız” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/ailece-yemek-yiyen-cocuklarin-ozguveni-artiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/alile-cocuk-sofra.png" type="image/jpeg" length="30507"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’den İran’a tıbbi yardım]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyeden-irana-tibbi-yardim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyeden-irana-tibbi-yardim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ilaç ve tıbbi sarf malzemesi taşıyan yardım tırlarının 24 Nisan’da Gürbulak Sınır Kapısı üzerinden İran’a ulaşacağını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Biz iyilik medeniyetiyiz. Sağlığı korumanın mukaddes olduğuna inanıyoruz. İnsanın olduğu her yerde sağlığı ve şifayı desteklemeyi, dayanışmanın bir gereği olarak görüyoruz. Bu köklü dayanışma ruhuyla hazırladığımız ilaç ve tıbbi sarf malzemesi yüklü 6 tırlık yardım konvoyumuz, 24 Nisan Cuma günü Gürbulak Sınır Kapısı'ndan geçerek komşumuz İran'a ulaşacak. Sınırları aşan bir iyilik hareketiyle derman bekleyen her cana destek olmaya devam edeceğiz. Yolumuz kardeşlik, yükümüz şifa olsun"</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Anadolu Ajansı - AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/turkiyeden-irana-tibbi-yardim</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/thumbs-b-c-f75d39430bf98160c7f975354e3a0273.jpg" type="image/jpeg" length="52482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüzdeki kızarıklık Gül hastalığının habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/yuzdeki-kizariklik-gul-hastaliginin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/yuzdeki-kizariklik-gul-hastaliginin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, yüzde aniden oluşan kızarıklık ve yanmanın kronik Gül hastalığının belirtisi olabileceğini belirterek erken tanının önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tıp dilinde Rozasea, halk arasında ise Gül hastalığı olarak bilinen bu kronik deri rahatsızlığının, sanıldığından çok daha yaygın görüldüğünü söyleyen, Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sevgi Kulaklı, “Havaların ısınması, sıcak bir duş, baharatlı bir yemek veya güneşin altında geçirilen kısa bir süre. Birçok insan için sıradan olan bu durumlar, yüzünde aniden alevlenme ve yanma hissedenler için büyük bir kabusun başlangıcı olabiliyor. Tıp dilinde Rozasea, halk arasında ise Gül Hastalığı olarak bilinen bu kronik deri rahatsızlığı, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘SADECE KIZARIKLIK DEĞİL’</strong></p>

<p>Rozaseanın farklı belirtilerle seyredebildiğini belirten Doç. Dr. Kulaklı, “Hastalarda yalnızca kızarıklık değil, zaman zaman sivilcelenme atakları da görülebilir. Bunun yanında gözde yanma, batma, kuruluk ve tekrarlayan arpacık gibi şikayetler de tabloya eşlik edebilir. Nadir durumlarda burun bölgesinde büyüme ve yüzde şişlik gibi belirtiler de görülebiliyor. Hastalarımız genellikle ciltte hassasiyet ve dış etkenlere karşı tolerans azalması şikayetleriyle başvuruyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘GÜNEŞ, SICAK VE BAHARATLI YİYECEKLER TETİKLİYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın etkili olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kulaklı, “Bazı çevresel faktörlerde hastalığı tetikliyor. En önemli tetikleyiciler arasında güneş ışınları yer alıyor. Bunun yanı sıra sıcak ortamlar, hamam, sauna, sıcak duş, yemek ve buhar maruziyeti, acılı ve baharatlı yiyecekler ile alkol de hastalığı alevlendirebilir” dedi.</p>

<p><strong>‘KRONİK AMA KONTROL ALTINA ALINABİLİR’</strong></p>

<p>Rozaseanın ömür boyu sürebilen kronik bir hastalık olduğunu ancak kontrol altına alınabileceğini belirten Doç. Dr. Kulaklı, “Bu hastalık tamamen geçmese de doğru tedavi ve uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilir. Tedavi; hastalığın tipine göre krem, ağızdan ilaç ya da lazer uygulamaları şeklinde planlanabilir. Hastalığın yönetiminde en önemli nokta tetikleyici faktörlerden kaçınmak. Rozasea hastalarının yaşam boyu bu tetikleyicilere dikkat etmesi gerekiyor. Bu sayede ataklar azaltılabilir ve hastalık daha kolay kontrol edilebilir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/yuzdeki-kizariklik-gul-hastaliginin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/y-u-z-d-e-k-i-k-i-z-a-r-i-k-l-i-k-v-e-y-a-n-m-a-g-u-l-h-a-s-t-a-l-i-1270236-378036.jpg" type="image/jpeg" length="24293"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman uyardı: Dijital kültür bağımlılığı artırıyor]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzman-uyardi-dijital-kultur-bagimliligi-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzman-uyardi-dijital-kultur-bagimliligi-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, dijital kültürün insanlarda dopamin bağımlılığını artırdığını ve kontrol mekanizmasını zayıflattığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Psikofarmakoloji Derneği (TAP) Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, dünya genelinde yeni nesillerde dürtü kontrolünün zorlaştığını belirterek, "Dijital kültür bizi adeta dopamin bağımlısı yaptı. Dolayısıyla insanlar kendilerine engel koymakta giderek zorlanıyor. Kendimize engel koyabilmek, uzun vadeli düşünebilmek demektir." değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayar, TAP tarafından "17. Uluslararası Psikofarmakoloji ve Çocuk-Ergen Psikofarmakolojisi / Psikoterapi Kongresi" için geldiği Antalya'da, AA muhabirine, gençlerin okul eğitiminde öfke denetimi ve empati başta olmak üzere mutlaka bazı terbiyeleri almaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocuk ve gençlerin belirli değerlerle büyütülmesinin önemine işaret eden Sayar, aileden alınmamış bazı hasletlerin, özelliklerin, okul, eğitim ortamında gençlere kazandırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gençlere dürtüleri, öfkeyi kontrol edebilme becerisi kazandırmak gerektiğini kaydeden Sayar, "Halden anlamak, bir başkasının halinden anlamak önemli. Adabımuaşereti bilmesi, toplum içinde nasıl davranmasıyla ilgili temel yaşam bilgilerine sahip olması gerekiyor. Hayat bilgisi dersini, ailenin, öğretmenlerin, kurumların, eğitim camiasının gençlere aktarması mecburiyettir." diye konuştu.</p>

<h2>"Şefkatle, empatiyle gençleri yetiştirip topluma kazandırmak gerekiyor"</h2>

<p>İnsanların hazza götürecek şeyleri tercih ettiğini belirten Sayar, şöyle konuştu:</p>

<p>"Dünyada dürtüsellikte artış var. Aklımıza geleni hızlı şekilde uygulamak yönünde nesiller geçtikçe giderek kolaylaşan eğilim var. Bu, daha haz odaklı bir toplum olmamızla alakalı. Dopamin devreleri çok hızlı çalışıyor. Bizi çabuk hazza götürecek şeyleri tercih ediyoruz. Bilgisayar oyunlarının, ekrandan hızlı gelen onaylanmaların bunda oynadığı pay çok büyük. Dijital kültür bizi adeta dopamin bağımlısı yaptı. Dolayısıyla insanlar kendilerine engel koymakta giderek zorlanıyor. Kendimize engel koyabilmek, uzun vadeli düşünebilmek, yakın vadedeki hazzı erteleyebilmek demektir. Dopamin bağımlısı haline geldikçe maalesef bu giderek zorlaşıyor."</p>

<p>Sayar, gençlerin içinde dürtüsel problemler arttıkça daha kolay şiddete başvurabildiklerine, bu nedenle ruh sağlığı hizmetinin önemine işaret etti.</p>

<p>Aile ortamları iyi olmayan, ailede yeterince sevgi, şefkat, anlayış bulunmayan gençlerin daha kolay şiddet olaylarına yönelebildiğini ifade eden Sayar, sosyal hizmet anlayışını çok iyi yerleştirmek gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sorunu yerinde tespit edip, kaynağından çözmek gerektiğine dikkati çeken Sayar, "Şefkat, adalet, merhamet, empatiyle gençleri yetiştirip, topluma kazandırmak gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Anadolu Ajansı - AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/uzman-uyardi-dijital-kultur-bagimliligi-artiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/thumbs-b-c-1d4f2bffb907754e6870df31a2023e38.jpg" type="image/jpeg" length="90210"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyadaki maskelere dikkat]]></title>
      <link>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/sosyal-medyadaki-maskelere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hakkariilsesigazetesi.com/sosyal-medyadaki-maskelere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada hızla yayılan cilt bakım trendlerinin, bilinçsiz kullanıldığında cilde zarar verebileceği ve yaşlanmayı hızlandırabileceği belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocuklar ve gençler arasında kontrolsüz şekilde uygulanan maske ve asitli ürünler, kalıcı cilt sorunlarına yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Makbule Dündar, “Hangi yaşta olursak olalım öncelikle bir dermatoloğa gidip cilt analizi yaptırmalıyız. Cilt tipimizi ve risklerimizi öğrendikten sonra ürün seçmeliyiz. İnternette viral olan her maske herkese uygun değildir” dedi.</p>

<p>Sosyal medyanın oluşturduğu yapay güzellik algısı, cilt sağlığında telafisi zor hasarlara yol açıyor. Özellikle viral videoların etkisiyle bilinçsizce kullanılan kozmetik ürünlerin nodüler aknelere ve cilt yanıklarına neden olduğunu vurgulayan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Uzm. Dr. Makbule Dündar, en doğru yolun cilt analizi olduğunu hatırlattı.</p>

<p><strong>‘5-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR ASİTLİ MASKE YAPIYOR’</strong></p>

<p>Sosyal medyanın etkisiyle cilt bakımına yönelen çocuklara dikkat çeken Dr. Dündar, “Ne yazık ki 5-6 yaşındaki kız çocuklarının bile yüzlerine maske yaptığını, asitli ürünler kullandığını görüyoruz. Bu durum gerçekten ürkütücü. Her ürün her cilt için uygun değil. Bazı içerikler oldukça başarılı ve kaliteli. Biz bu tarz ürünleri yanık tedavilerinde, derin yaralanmalar sonrası doku yenilenmesi için kullanıyoruz. Ancak bu ürünler sosyal medyada ‘akne izlerine mucize’ gibi sunuluyor. Oysa yoğun içerikli bu ürünler, akneli ve yağlı ciltlerde durumu daha da kötüleştiriyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÖNCE CİLT ANALİZİ, SONRA ÜRÜN’</strong></p>

<p>Yanlış kullanımın gözenek tıkanıklığına ve daha zor tedavi edilen nodüler-kistik aknelere yol açabildiğini ifade eden Dr. Dündar, “Akne izi ile her iz aynı değildir. Yanık iziyle sivilce izi aynı şekilde tedavi edilmez. Asitli peelingler de bilinçsiz kullanılıyor ve ciltte yanıklara neden olabilir. Glikolik asit, laktik asit gibi uygulamaları biz de yapıyoruz. Ancak bu işlemler herkes için uygun değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hassas ve ince ciltlerde ciddi cilt yanıkları oluşabilir. İnternette viral olan her maske herkese uygun değildir. Hangi yaşta olursak olalım öncelikle bir dermatoloğa gidip cilt analizi yaptırmalıyız. Cilt tipimizi ve risklerimizi öğrendikten sonra ürün seçmeliyiz. Araştırma yapmak önemli ama öncelik mutlaka dermatoloji uzmanı olmalı” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Demirören Haber Ajansı - DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.hakkariilsesigazetesi.com/sosyal-medyadaki-maskelere-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hakkariilsesigazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/hakkariilsesigazetesi-com/uploads/2026/04/u-z-m-a-n-i-u-y-a-r-d-i-i-n-t-e-r-n-e-t-t-e-v-i-r-a-l-o-l-a-n-h-e-1267109-377205.jpg" type="image/jpeg" length="81927"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
